Telefonumu ilk kez salonda şarja bıraktığım gece, iki kez kalkıp kontrol ettim. Bir şey kaçırmış mıyım diye. Hiçbir şey kaçırmamıştım. Sadece elim, her gece yaptığı o tanıdık hareketi arıyordu ve o boşluk bana tuhaf biçimde huzursuz hissettiriyordu.
Telefonu yatak odasından çıkarmak, uyku düzenimle ilgili denediğim en basit ama en zor şeylerden biri oldu. Bu yazıda neden bu kadar zorlandığımı, bu değişikliği bir anda değil adım adım nasıl yaptığımı ve sonunda neyin değiştiğini anlatıyorum. Herkese uyan bir reçete değil, sadece kendi deneyimim.
Kısaca: Telefonu yatak odasından çıkarmak bende uykuya geçişi kolaylaştırdı ve sabahlarımı biraz daha sakin başlattı. Bunu bir anda değil; önce komodinden uzaklaştırarak, sonra ayrı bir alarm saati alarak ve telefonu başka bir odada şarja bırakarak yaptım. Hâlâ bazı geceler geri dönüyorum, ama artık nereye döneceğimi biliyorum.
Yatakta telefon bende neden bu kadar güçlüydü?
Yatağa girip telefonu elime almak, günün en kolay keyfiydi. Hiçbir çaba gerektirmiyordu, sonu yoktu ve her kaydırmada yeni bir şey çıkıyordu. DEHB ile yaşayan biri olarak bu sonsuz yenilik akışı bana fazlasıyla çekici geliyordu.
Sorun şu ki o akışın bir bitiş çizgisi yoktu. Bir kitabın bölümü biter, bir film biter. Ama sosyal medya akışı, video önerileri, haber sayfaları hiç bitmiyor. Durmak için içimdeki freni kullanmam gerekiyordu ve o fren, gecenin o saatinde zaten çok zayıflamış oluyordu.
Bir de telefonun bana gün içinde kaçırdığım zamanı geri veriyormuş gibi hissettirmesi vardı. Gün boyu başkalarının işleriyle uğraşıp akşam kendime ait birkaç dakika bulmak için telefona sarılıyordum. Bu dakikalar bir saate, bir saat iki saate dönüşüyordu.
Üstelik ertesi sabah bu saatlerin hesabını hep ben ödüyordum. Gözlerim yanarak uyanıyor, gece ne izlediğimi ya da ne okuduğumu hatırlamıyordum bile. Yani telefon bana dinlenme vaat ediyor, ama karşılığında sadece biraz daha yorgunluk veriyordu.
Telefonu yatak odasından çıkarmak neden bu kadar zor geldi?
Değiştirmeye karar verdiğimde karşıma birkaç engel çıktı. Bunları yazmak istiyorum, çünkü belki sen de aynı engellere takılıyorsundur.
- Alarm. Telefon aynı zamanda alarmımdı. Onu dışarı çıkarırsam sabah nasıl kalkacaktım?
- Acil durum kaygısı. Ya gece biri ararsa ve duymazsam?
- Uykuya dalamama korkusu. Telefonsuz yatakta ne yapacaktım? Düşüncelerimle baş başa kalmak gözümü korkutuyordu.
- Alışkanlığın kendisi. Elim, düşünmeden telefona uzanıyordu. Bu bir karar değil, otomatik bir hareketti.
Bu engellerin her biri gerçekti ve hiçbiri “irade” ile aşılacak şeyler değildi. Her biri için küçük, pratik bir çözüm bulmam gerekiyordu.
En çok uykuya dalamama korkusu üzerinde durdum. Telefon, yatakta düşüncelerimle baş başa kalmamamı sağlayan bir kalkandı. Onu çıkarınca o düşüncelerle ne yapacağımı bilmem gerekiyordu. Komodine koyduğum defter bu yüzden çok önemliydi: kafamda dönen şeyleri yazıp bırakabileceğim bir yer.
Adım adım uzaklaştırmak
Telefonu bir gece içinde yatak odasından tamamen çıkarmayı denediğimde iki gün dayanabildim. Sonra daha yavaş bir yol seçtim ve bu yol işe yaradı.
- Önce komodinden uzaklaştırmak. Telefonu yatağımdan uzanarak alamayacağım bir yere, odanın öbür ucundaki masaya koydum. Hâlâ odadaydı, ama almak için kalkmam gerekiyordu.
- Ayrı bir alarm saati. Basit bir masa saati aldım. Alarm meselesi böylece telefona bağlı olmaktan çıktı.
- Ulaşılabilir kalma ayarı. Telefonda sadece belirli kişilerin aramalarının çalmasına izin veren ayarı açtım. Acil durum kaygım büyük ölçüde azaldı.
- Yatağa bir alternatif. Komodinime kâğıttan bir kitap ve küçük bir defter koydum. Elim bir şey aradığında artık bulacağı bir şey vardı.
- Telefonu başka odada şarja bırakmak. Ancak bu adımlar oturduktan sonra telefonu salona taşıdım. Şarj aletini de oraya sabitledim ki her gece taşımak zorunda kalmayayım.
Bu süreç birkaç hafta sürdü. Her adımın oturmasını bekledim, sonra bir sonrakine geçtim. Bir adımda geri kaydığımda bir önceki adıma döndüm ve oradan devam ettim.
Neler değişti?
İlk fark ettiğim şey, uykuya geçişin biraz daha kolaylaşmasıydı. Telefonsuz yatakta birkaç sayfa okuyunca göz kapaklarım daha erken ağırlaşıyordu. Kaydırma sırasında saatlerin nasıl geçtiğini fark etmeme durumu da ortadan kalktı.
Sabahlar da değişti. Eskiden gözümü açar açmaz telefona uzanıyor, daha yataktan çıkmadan bir sürü mesaja, habere ve bildirime gömülüyordum. Artık güne kendi düşüncelerimle başlıyorum. Telefona ancak sabah rutinimin sonunda bakıyorum ve o ana kadar zihnim biraz daha sakin kalıyor.
Bir de beklemediğim bir değişiklik oldu: yatak odası bana daha dinlendirici bir yer gibi gelmeye başladı. Eskiden yatak, ekranla geçirilen saatlerin mekânıydı. Şimdi daha çok dinlenmeyle eşleşiyor.
Diğer ekranlar ne olacak?
Telefonu çıkarınca bir süre tableti yatağa taşıdığımı fark ettim. Beynim, kaybettiği akışı başka bir yerden bulmanın yolunu hemen bulmuştu. Bu yüzden kuralı “telefon yok” değil, “yatakta kaydırılan ekran yok” olarak yeniden yazdım. Dizüstü bilgisayar, tablet, hatta akıllı saat de bu kurala dahil. Bunu kendime itiraf etmek biraz komikti, ama gerekliydi.
Ama dürüst olayım, bu değişiklik her şeyi bir anda çözmedi. Bazı geceler hâlâ uyuyamıyorum ve bazı geceler telefonu yanıma geri getiriyorum. Fark büyük ama mutlak değil.
Geri kaydığım geceler
Telefonu yatak odasından çıkardıktan sonra bile bazı geceler onu geri getirdim. Özellikle stresli dönemlerde, uyuyamadığım gecelerde ya da “sadece bir şeye bakacağım” dediğim anlarda.
Bu geceleri artık bir başarısızlık olarak görmüyorum. Bir alışkanlık, birkaç gece bozuldu diye ortadan kalkmıyor. Ertesi gece telefonu yine salona bırakıyorum ve devam ediyorum. Hangi adıma döneceğimi bildiğim için geri dönüş de kolay oluyor.
Eğer telefonsuz yatakta bile uzun süre uykuya dalamıyorsan ya da uyku sorunların haftalardır devam ediyorsa, mesele sadece telefon olmayabilir. Böyle durumlarda bir doktorla konuşmak en doğru adım. Telefonu dışarı çıkarmak, uyku sorunlarının tek çözümü değil; sadece benim için işe yarayan küçük bir parça.
Yarın için küçük bir şey
Telefonu yatak odasından çıkarmak bana disiplin değil, tasarım öğretti. İradeyle savaşmak yerine ortamı değiştirdiğimde, alışkanlık da kendiliğinden değişmeye başladı.
Eğer bu fikir sana çok büyük geliyorsa, bu gece sadece ilk adımı dene: telefonu yatağından uzanarak alamayacağın bir yere koy. Hepsi bu. Gerisi, bu adım oturduktan sonra gelebilir. Elinin boşlukta bir şey araması birkaç gece sürecek, sonra o boşluk kendiliğinden doluyor.