Birinci alarm. Elim kendiliğinden uzanıyor, ertele. İkinci alarm. Ertele. Üçüncü, dördüncü, beşinci. Telefonumun saat uygulamasında bir dönem beş dakika arayla kurulmuş dokuz alarm vardı ve ben her birini, sanki beni rahatsız eden bir sinek gibi, gözlerimi açmadan susturuyordum. Sonunda kalktığımda hem geç kalmış hem de hiç dinlenmemiş oluyordum.
Alarmla uyanamamak, benim için uzun süre sabahların en utandırıcı kısmıydı. Bu yazıda erteleme tuşuyla nasıl bir kavgaya girdiğimi, o kavgayı neden kaybettiğimi ve sonunda onu bırakıp nasıl başka bir yol aradığımı anlatıyorum. Tıbbi bir öneri değil; sadece benim sabahlarımdan notlar.
Kısaca: Alarmla uyanamamak bende çoğu zaman alarm sayısından değil, uyanma anındaki ilk adımın belirsizliğinden kaynaklanıyordu. Alarmı yataktan uzağa koymak, tek bir net kalkış alarmı kurmak ve kalkar kalkmaz yapacağım tek bir eylemi belirlemek bende fark yarattı. Aşırı gündüz uykululuğu varsa bir doktora danışmak gerekiyor.
Alarmla uyanamamak bende nasıl görünüyordu?
En tuhafı, alarmları kapattığımı çoğu zaman hatırlamıyor olmamdı. Sabah gözlerimi açtığımda telefonda dokuz kapatılmış alarm görüyor ve hiçbirini bilinçli olarak kapattığımı hatırlamıyordum. Sanki uyku halindeki biri benim yerime karar veriyordu.
Bazı sabahlar alarmı duyuyor, kalkmam gerektiğini biliyor ama bedenimi bir türlü harekete geçiremiyordum. Yataktan çıkmak, ağır bir kapıyı itmek gibi geliyordu. Bu da beraberinde suçluluk getiriyordu; “herkes kalkıyor, sen neden kalkamıyorsun?” sorusu sabahlarımın arka plan müziğiydi.
Bir de alarmların zamanla etkisini kaybetmesi var. Aynı sesi her gün duyunca beynim onu bir arka plan gürültüsü gibi algılamaya başlıyordu. Bir süre sonra o ses beni uyandırmak yerine sadece rüyalarıma karışıyordu.
Uyanmakla kalkmak arasında da bende uzun bir boşluk vardı. Gözlerimi açıyor, tavana bakıyor, kafamın içinde günün ilk dakikalarını tartıyordum. Bu tartma uzadıkça kalkmak daha da zorlaşıyordu. Sanki her saniye, yatağın beni biraz daha sıkı tuttuğu bir saniyeydi.
Erteleme tuşuyla kavgam neden işe yaramadı?
Uzun süre çözümü daha fazla alarmda aradım. Daha çok alarm, daha yüksek ses, daha sinir bozucu melodiler. Kendimi bir tür savaşın içinde hissediyordum: bir tarafta alarmlar, diğer tarafta uykulu ben. Ve her sabah kaybeden taraf, gün boyu yorgun dolaşan bendim.
Fark ettiğim şey şuydu: her ertelemede biraz daha uykuya dalıp tekrar uyanıyordum. Bu parçalı uyanış, sabahları daha da bulanık hissetmeme neden oluyordu gibi geliyordu bana. Dokuz alarmla kalktığım sabahlar, tek alarmla kalktığım nadir sabahlardan çok daha ağır geçiyordu.
Bir de kavganın kendisi yorucuydu. Her sabaha bir yenilgiyle başlamak, günün geri kalanına da sızıyordu. Bir noktada kavgayı kazanmaya çalışmayı bırakıp başka bir soru sormaya karar verdim: alarm çaldıktan sonraki ilk saniyede tam olarak neye takılıyorum?
Asıl sorun alarmın kendisi değildi
O soruyu sorunca bir şey netleşti. Alarm çaldığında ne yapmam gerektiğini bilmiyordum. “Kalk” çok büyük ve belirsiz bir komuttu. Kalkıp ne yapacaktım? Önce nereye gidecektim? Yarı uykulu beynim bu belirsizlik karşısında en kolay seçeneği seçiyordu: ertele.
Bu yüzden kalkmayı bir karar olmaktan çıkarıp tek bir somut eyleme dönüştürmeye çalıştım. Alarm çaldığında yapacağım şey artık “kalkmak” değil, “perdeyi açmak”. Perde yatağımdan birkaç adım uzakta ve onu açmak için kalkmak zorundayım. Perde açılınca odaya ışık doluyor ve geri kalanı biraz daha kolay geliyor.
Bu küçük değişiklik bir anda her şeyi çözmedi. Ama alarmla uyanmanın bir kavga değil, küçük bir yönlendirme olabileceğini gösterdi bana.
Bir de sabahın beni neyle karşılayacağı meselesi vardı. Zor bir günün beklediği sabahlarda kalkmak çok daha ağır geliyordu. Yatakta kalmak, o günü biraz daha geciktirmenin bir yoluydu. Bunu fark edince kalkışı biraz daha davetkâr yapmaya çalıştım; akşamdan sabaha küçük bir keyif bırakmak, günün ilk dakikalarını zor işlerle değil, sakin bir şeyle başlatmak.
Alarmla uyanabilmek için denediklerim
Aşağıdakiler tamamen kişisel denemeler. Bazıları bende kalıcı oldu, bazıları bir süre işe yarayıp sonra etkisini yitirdi.
- Alarmı yataktan uzağa koymak. Telefonu ya da saati odanın öbür ucuna koyuyorum. Kapatmak için kalkmak zorunda kalıyorum ve kalktıktan sonra yatağa geri dönmek biraz daha zor.
- Tek bir net kalkış alarmı. Dokuz alarm yerine bir hazırlık alarmı ve bir kalkış alarmı. Hazırlık alarmı yumuşak, kalkış alarmı net. İkincisi çaldığında kalkıyorum.
- Alarm sesini ara ara değiştirmek. Aynı ses arka plana karıştığında yeni bir sese geçiyorum. Yenilik, beynimin sesi fark etmesini kolaylaştırıyor.
- Kalkınca yapılacak tek bir eylem. Perdeyi açmak. Her şeyi değil, sadece bunu.
- Kalkışa küçük bir şey bağlamak. Akşamdan hazırladığım sevdiğim bir içecek ya da sabah dinlemeyi sevdiğim bir şarkı. Yataktan çıkmanın küçük bir karşılığı olsun.
- Perdeyi biraz aralık bırakmak. Gün ışığının odaya yavaş yavaş girmesi, alarmdan önce bedenimi biraz uyandırıyor gibi geliyor.
En çok işe yarayan ilk ve dördüncü madde oldu. Alarmın uzakta olması beni yataktan çıkarıyor, tek eylemin net olması da çıktıktan sonra yatağa dönmemi engelliyor.
İşe yaramayanlar
Bazı denemeler bende ters tepti. Çok yüksek ve sert alarm sesleri beni uyandırıyordu ama güne bir korku tepkisiyle başlamama neden oluyordu; kalbim hızla çarparak uyanmak bana iyi gelmedi. Alarmı kapatmak için bulmaca çözdüren uygulamaları da denedim. Bulmacayı yarı uykulu çözüp yatağa geri döndüğüm sabahlar oldu. Bir süre sonra beynim bulmacayı da ertele tuşu gibi otomatik çözmeyi öğrendi.
Akşam ile sabah arasındaki bağ
Bir şeyi de kabul etmem gerekiyordu: sabah kalkamamamın bir kısmı aslında bir önceki geceyle ilgiliydi. Geç yattığım, uykumun bölündüğü ya da gece boyunca ekrana baktığım günlerin sabahında hiçbir alarm stratejisi işe yaramıyordu.
Bu yüzden alarm meselesini sadece sabahın meselesi olarak görmeyi bıraktım. Akşam rutinime biraz daha özen gösterdikçe, sabahlar da biraz daha kolay hale geldi. Kalkış saatimi çok fazla oynatmamaya çalışmak da yardım etti; hafta sonu çok geç kalktığımda pazartesi sabahı alarmla kalkmak neredeyse imkânsız oluyordu. Kalkış saatini değiştirmem gerektiğinde ise bunu birden değil, birkaç gün içinde azar azar yapmayı tercih ediyorum.
Ama burada bir sınırı da çizmek istiyorum. Eğer yeterince uyuduğunu düşündüğün halde sabahları kalkamıyor, gün boyu aşırı uykulu hissediyor ya da uykuda tuhaf şeyler yaşadığını fark ediyorsan, bu bir alarm meselesi olmayabilir. Böyle durumlarda bir doktora başvurmanı öneririm. Uykuyla ilgili sorunların nedenini değerlendirmek benim ya da bir blog yazısının işi değil.
Kendime ve sana not
Erteleme tuşuyla kavgamı bıraktığımda sabahlarım bir anda kusursuz olmadı. Hâlâ bazı sabahlar ertele tuşuna basıyorum, hâlâ bazı sabahlar yataktan çıkmak zor geliyor. Ama artık her sabaha bir yenilgiyle başlamıyorum.
Eğer sen de telefonunda bir alarm ordusu besliyorsan, belki sorun ordunun büyüklüğünde değil. Belki alarm çaldıktan sonraki ilk adımın belirsizliğinde. Yarın için tek bir eylem seç. Alarmı uzağa koy. Ve kalkamadığın sabahlarda kendine kızma; bazen beden, zihinden daha yorgun oluyor.