DEHB'de hafta sonu rutini: ne tamamen boş ne tamamen dolu

Hafta sonu rutini olmayınca günler eriyor, fazla olunca yoruyor. DEHB ile hafta sonlarımı boşlukla doluluk arasında nasıl dengelediğimi anlattım.

· · 5 dk okuma

Cuma akşamı kafamda iki hafta sonu birden yaşanır. Birinde her şeyi yaparım: biriken işler, ertelenmiş planlar, arkadaşlar, kitaplar, uzun yürüyüşler. Diğerinde hiçbir şey yapmam, sadece dinlenirim. Pazar akşamı ise genellikle üçüncü bir hafta sonunun içinde bulurum kendimi: ne dinlendiğim ne de bir şey yaptığım, zamanın bir şekilde eriyip gittiği bir hafta sonu.

Hafta sonu rutini kurmak bana uzun süre çelişkili geldi. Hafta sonu zaten rutinden kaçmak için değil miydi? Ama zamanla şunu gördüm: tamamen yapısız bir hafta sonu bende dinlenme değil, savrulma yaratıyordu. Bu yazıda boşlukla doluluk arasında nasıl bir denge aradığımı anlatıyorum.

Kısaca: Bende işe yarayan hafta sonu rutini, hafta içi kadar sıkı değil ama tamamen boş da değil. Kalkış saatini çok kaydırmamak, güne bir iki sabit an koymak, tek bir küçük niyet belirlemek ve pazar akşamına yumuşak bir geçiş eklemek hafta sonlarımı hem dinlendirici hem de daha az dağınık hale getirdi.

Hafta sonu rutini neden gerekli olsun ki?

Bu soruyu kendime çok sordum. Hafta içi zaten alarmlar, listeler ve hatırlatıcılarla dolu. Hafta sonu da aynı düzeni sürdürmek bana bir tür ceza gibi geliyordu. İlk başta hafta sonlarını tamamen serbest bırakmak istedim.

Ama serbest bıraktığım hafta sonlarında bir şey fark ettim. Cumartesi öğlene kadar uyuyor, sonra ne yapacağımı bilemeden telefonda kaybolup gidiyordum. Akşam olduğunda gün bitmişti ve ne dinlendiğimi ne de keyif aldığımı hissediyordum. Pazar da benzer geçiyor, akşamüstü ise tanıdık bir hüzün çöküyordu.

DEHB ile yaşayan biri olarak yapısız zamanla ilişkim zor. Önümde bütün bir gün olduğunda, o gün sanki sonsuzmuş gibi geliyor ve ben hiçbir şeye başlayamıyorum. Sonra birden günün bittiğini fark ediyorum. Hafta sonu rutini, bu sonsuz görünen zamanı biraz daha görünür hale getirmek için var.

Hafta sonunun iki tuzağı

Hafta sonlarımı gözlemlediğimde iki uç tuzak gördüm. Bunları adlandırmak, hangisine düştüğümü fark etmemi kolaylaştırdı.

Boşluk tuzağı

Hiçbir plan yapmadığım, hiçbir sabit anın olmadığı hafta sonları. Zaman eriyor, telefon her boşluğu dolduruyor, akşam olunca da “bütün gün ne yaptım?” diye soruyorum. Dinlenmek istiyordum ama dinlendirici hiçbir şey yapmadım. Pazar akşamına gelindiğinde içimde tuhaf bir suçluluk birikmiş oluyor.

Doluluk tuzağı

Diğer uç ise hafta sonuna hafta içinde yapamadığım her şeyi sığdırmaya çalışmak. Biriken işler, ertelenmiş görevler, sosyal planlar, kişisel projeler. Liste o kadar uzuyor ki daha cumartesi sabahı yorgun hissediyorum. Bu hafta sonları da beni dinlendirmiyor, sadece başka bir iş haftasına dönüşüyor.

İki tuzağın ortak noktası, ikisinin de pazartesiye yorgun girmemle bitmesi. Biri boşluktan, diğeri doluluktan yoruyor. Aradığım şey, ikisinin arasında bir yerde duran bir hafta sonuydu.

Benim hafta sonu rutinim

Hafta sonu rutinim hafta içi rutinimin çok daha gevşek bir versiyonu. İçinde sadece birkaç çapa var, gerisi serbest.

  1. Kalkış saatini çok kaydırmamak. Hafta içinden biraz geç kalkıyorum ama çok değil. Bu, pazar gecesi uyuyabilmemi ve pazartesi sabahını daha kolay karşılamamı sağlıyor.
  2. Sabahın ilk çapası. Perdeyi açmak, su içmek ve dışarıda kısa bir yürüyüş. Hafta sonu sabahımın tek sabit kısmı bu.
  3. Bir küçük niyet. Her hafta sonu için sadece bir tane niyet belirliyorum. Bir kitabın birkaç bölümünü okumak, bir arkadaşı görmek, uzun zamandır ertelediğim küçük bir işi halletmek. Sadece bir tane.
  4. Serbest bloklar. Geri kalan zaman tamamen serbest. Ama “serbest” demek telefonda kaybolmak demek değil; bilerek seçtiğim keyifli şeyler.
  5. Pazar akşamı yumuşak geçişi. Pazar akşamüstü haftaya kısa bir bakış atıyorum, pazartesinin ilk işini yazıyorum ve erken saatte akşam rutinime başlıyorum.

Bu çapaların hepsine her hafta sonu uymuyorum. Bazen bir davet, bir yolculuk ya da sadece yorgunluk hepsini dağıtıyor. Ama elimde böyle bir çerçeve olması, dağıldığımda neye döneceğimi bilmemi sağlıyor.

Küçük niyeti seçmek de ayrı bir beceri gerektiriyor. Önceleri “bu hafta sonu evdeki bütün yarım işleri bitireceğim” gibi niyetler koyuyordum ve bunlar niyet değil, birer yük oluyordu. Şimdi kendime şunu soruyorum: pazar akşamı dönüp baktığımda neyi yapmış olmak bana iyi gelir? Cevap genellikle küçük ve somut bir şey oluyor. Bir arkadaşla kahve, bir kitabın son bölümleri, parkta bir saat. Niyet ne kadar küçükse, hafta sonu o kadar hafif geçiyor.

Hafta sonu uyku düzeni nasıl korunur?

Hafta sonu en çok zorlandığım şey uyku düzenim. Cuma gecesi geç yatmak çok cazip ve bunu yapmayı seviyorum da. Sorun, cuma gecesi geç yatınca cumartesi geç kalkmam, cumartesi gecesi de uykumun gelmemesi. Pazar gecesi geldiğinde iç saatim tamamen kaymış oluyor.

Bunu yumuşatmak için kendime basit bir kural koydum: geç yatabilirim, ama kalkış saatimi çok uzatmam. Bu kural bazı hafta sonları biraz uykusuz kalmama yol açıyor, ama haftanın geri kalanını kurtarıyor. Uykusuzluğu telafi etmek için öğleden sonra kısa bir dinlenme molası vermek bana daha iyi geliyor.

Bu benim kendi gözlemim. Herkesin uyku ihtiyacı ve ritmi farklı. Eğer hafta sonları ne kadar uyursan uyu dinlenmiş hissetmiyorsan, bu bir doktorla konuşulacak bir konu olabilir.

Pazar akşamı hüznü

Pazar akşamüstü bende çoğu zaman bir hüzün çöker. Hafta sonu bitiyor, pazartesinin ağırlığı yaklaşıyor ve yapamadığım şeyler kafamda sıralanıyor. Bu hissi tamamen ortadan kaldıramıyorum, ama yumuşatmanın yollarını buldum.

Pazar akşamüstü haftaya kısa bir bakış atmak bunlardan biri. Takvimime bakıyorum, pazartesinin ilk işini bir kâğıda yazıyorum. Belirsizlik azalınca hüzün de biraz hafifliyor. Bir de pazar akşamına küçük bir keyif koymayı seviyorum: sevdiğim bir yemek, bir film ya da sıcak bir duş. Hafta sonunun son anı bir kaygıyla değil, bir keyifle bitsin istiyorum.

Sosyal planların yorgunluğunu da hesaba katmayı öğrendim. Cumartesi kalabalık bir buluşmadan döndüğümde pazar gününü bilerek sakin bırakıyorum. İki günü de insanlarla doldurduğum hafta sonlarında, ne kadar keyif almış olursam olayım, pazartesiye bitkin giriyorum.

Hafta sonunu da “verimli” geçirmek zorunda değilim. Bir şey yapmadan geçen bir hafta sonu, eğer gerçekten dinlendiysem, çok değerli bir hafta sonu. Mesele yapılan iş sayısı değil, pazartesiye nasıl bir halde girdiğim.

Son söz

Hafta sonu rutini bana hafta sonlarımı geri verdi. Eskiden ya eriyip giden ya da beni tüketen günler, şimdi daha çok dinlendiğim ve keyif aldığım günler. Kusursuz değil ama daha dengeli.

Eğer senin hafta sonların da ya boşlukta ya dolulukta kayboluyorsa, bu hafta sonu sadece iki şey dene: kalkış saatini çok kaydırma ve kendine tek bir küçük niyet seç. Gerisini serbest bırak. Belki pazar akşamı, biraz daha hafif bir kalple haftaya başlarsın.

Sık sorulanlar

Hafta sonu da rutin olmalı mı?

Bence hafta sonu rutini, hafta içi kadar sıkı olmak zorunda değil. Ama birkaç küçük çapa, örneğin benzer bir kalkış saati ya da sabit bir öğün, hafta sonunun tamamen dağılmasını ve pazartesinin zor başlamasını engelleyebiliyor.

Hafta sonu çok geç kalkmak pazartesiyi etkiler mi?

Ben kendimde hafta sonu çok geç kalktığımda pazar gecesi uyuyamadığımı ve pazartesi sabahının çok zor geçtiğini fark ettim. Herkes farklı, ama kalkış saatini çok fazla kaydırmamak bende işe yaradı.

Hafta sonları neden hiçbir şey yapamadan bitiyor?

Yapısız zaman, DEHB ile yaşayan pek çok kişi için hızla eriyebiliyor. Güne bir iki sabit an koymak ve bir tane küçük niyet belirlemek, zamanın daha görünür olmasını sağlayabiliyor.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir