Masamda sabah doldurduğum bardak akşam hâlâ ağzına kadar dolu duruyor. Üstünde ince bir toz tabakası bile oluşmuş. Bütün gün yanı başımdaydı, birkaç santim ötede. Ama ben onu bir kez bile elime almamışım. Akşam başım zonklarken o bardağa bakıp kendime “gerçekten mi?” diye soruyorum.
Su içmeyi unutmak, listedeki en küçük sorun gibi görünüyor. Ama bende günün geri kalanını sessizce etkiliyor: odak dağılıyor, baş ağrısı geliyor, enerji düşüyor. Bu yazıda neden su içmeyi bu kadar kolay unuttuğumu düşündüğümü ve hatırlamak için denediğim yolları anlatıyorum. Ne kadar su içmen gerektiğini söylemeyeceğim; o tamamen sana ve doktoruna ait bir konu.
Kısaca: Su içmeyi unutmak bende çoğu zaman bir işe dalınca susuzluğu fark etmemekten ve suyun göz önünde olmamasından kaynaklanıyor. Suyu her zaman görünür bir yerde tutmak, içmeyi zaten yaptığım işlere bağlamak ve sevdiğim bir şişe kullanmak bana uygulamalardan daha çok yardım etti.
Su içmeyi unutmak neden bu kadar kolay?
Su içmek, günün en basit işlerinden biri. Hiçbir hazırlık gerektirmiyor, birkaç saniye sürüyor. Belki de tam bu yüzden unutuluyor. Basit şeyler, zihnimin önceliklendirme listesinde en alta düşüyor. Daha acil, daha ilginç, daha gürültülü şeyler her zaman önüne geçiyor.
Bir de bedensel sinyaller meselesi var. Bir işe derinden daldığımda susuzluğu fark etmiyorum. Fark ettiğimde ise genellikle çoktan baş ağrısı ya da halsizlik gibi dolaylı belirtiler ortaya çıkmış oluyor. Susuzluğu doğrudan değil, onun yan etkileri üzerinden fark ediyorum.
Üçüncü sebep görünürlük. Gözümün önünde olmayan bir şey, benim için büyük ölçüde yok. Su mutfakta, sürahide duruyorsa ve ben salonda çalışıyorsam, aklıma gelmesi neredeyse imkânsız. Gözden ırak olan, gerçekten gönülden de ırak oluyor.
Bir de itiraf edeyim: su bana bazen sıkıcı geliyor. Tadı yok, rengi yok, heyecanı yok. Yeni ve ilginç olana daha kolay yönelen bir beyin için su, günün en yavan seçeneği. Bu yüzden bazı günler suya bir dilim limon, birkaç yaprak nane ya da birkaç salatalık dilimi ekliyorum. Bunun bir sağlık iddiası yok; sadece suyu biraz daha davetkâr hale getiriyor.
Su içmeyi hatırlamak için denediğim yollar
Epey deneme yanılmayla birkaç yönteme ulaştım. Bazıları uzun süre kaldı, bazıları birkaç gün sonra sessizce bırakıldı.
- Suyu her zaman görünür tutmak. Masamda, göz hizasında, elimin uzanabileceği yerde bir şişe ya da sürahi duruyor. Çalıştığım yere taşınıyor, ben nereye gidersem o da oraya gidiyor.
- Sevdiğim bir şişe. Elime almaktan hoşlandığım, görünce keyif aldığım bir şişe seçtim. Kulağa önemsiz geliyor ama bende fark yarattı.
- İçmeyi var olan işlere bağlamak. Tuvaletten her dönüşte birkaç yudum. Her toplantı ya da görüşme bittiğinde birkaç yudum. Çay demlenirken bir bardak su. Bu bağlar, hatırlamayı benim yerime yapıyor.
- Sabah ilk iş. Komodinin üzerinde akşamdan doldurulmuş bir bardak var. Sabah kalkınca ilk iş onu içiyorum. Günü en azından bir bardakla başlatmış oluyorum.
- Çalışma bloklarının başında doldurmak. Her çalışma bloğuna başlamadan önce şişemi dolduruyorum. Blok bittiğinde şişenin ne kadar boşaldığına bakmak bana küçük bir geri bildirim veriyor.
- Pipetli ya da kapaklı bir şişe. Bende pipetli şişelerden daha çok içtiğimi fark ettim. Neden bilmiyorum, ama elimi uzatıp düşünmeden içmek daha kolay oluyor.
Bu yöntemlerin en etkilisi üçüncüsü oldu. Su içmeyi bir hatırlama meselesi olmaktan çıkarıp zaten yaptığım işlerin doğal bir parçası haline getirmek, en uzun süre işe yarayan şey.
Evden çıkınca ne oluyor?
Evdeyken kurduğum düzen, dışarı çıktığım an dağılıyor. Bu yüzden çantamda her zaman küçük bir şişe taşımaya çalışıyorum. Kapıdan çıkış listeme de “şişeyi doldur” maddesini ekledim. Dışarıda olduğum uzun günlerde şişeyi her doldurabildiğim yerde dolduruyorum; boş şişe benim için bir hatırlatıcı gibi çalışıyor. Şişeyi unuttuğum günlerde ise bir kafede oturduğumda mutlaka bir bardak su istiyorum. Küçük bir alışkanlık, ama dışarıdaki günlerimi çok değiştirdi.
Uygulamalar ve hatırlatıcılar: işe yaradı mı?
Su içmeyi hatırlatan uygulamaları da denedim. İlk birkaç gün çok iyi gitti. Telefon her saat başı titriyor, ben de bir bardak içiyordum. Bardağı işaretlemek, grafiğin dolduğunu görmek bana keyif veriyordu.
Sonra bir şey oldu. Bildirimler arka plan gürültüsüne dönüştü. Telefon titriyor, ben bakmadan kapatıyordum. Birkaç gün sonra bildirimleri tamamen kapattım ve uygulama da telefonun bir köşesinde unutuldu. Bu bende birçok hatırlatıcıyla yaşanan bir döngü: yenilik geçince etki de geçiyor.
Bu yüzden uygulamaları tamamen bırakmadım, ama onlara güvenmeyi bıraktım. Yoğun ya da dağınık dönemlerde bir süreliğine açıyorum, sonra tekrar kapatıyorum. Asıl iş ise suyun görünür olmasında ve içmenin günlük işlere bağlanmasında.
Gün içinde dikkat ettiğim küçük işaretler
Zamanla bende susuzluğun nasıl göründüğünü öğrendim. Bunlar tamamen kişisel gözlemler ve herkes için geçerli olmayabilir, ama benim için bir tür erken uyarı sistemi gibi çalışıyor.
- Öğleden sonra yavaş yavaş gelen bir baş ağrısı.
- Sebepsiz bir halsizlik ya da odaklanamama.
- Bir cümleyi tekrar tekrar okuma hali.
- Ağız kuruluğu, ki bunu genellikle en son fark ediyorum.
Bunlardan birini fark ettiğimde kendime iki soru soruyorum: en son ne zaman su içtim ve en son ne zaman yemek yedim? Cevaplar çoğu zaman bir şeyleri açıklıyor. Elbette bu belirtilerin başka nedenleri de olabilir; sık tekrarlıyor ya da geçmiyorsa bir doktora görünmek gerekiyor.
Ne kadar su içmeli?
Bu soruyu bana sık soruyorlar ve cevabım hep aynı: bilmiyorum. Su ihtiyacı kişiden kişiye, sağlık durumuna, havaya, hareket düzeyine göre değişiyor. Bazı sağlık durumlarında su tüketiminin özellikle dikkat edilmesi gereken bir konu olduğu da biliniyor.
Bu yüzden bu yazıda sana bir rakam vermeyeceğim. Eğer ne kadar su içmen gerektiği konusunda bir sorun varsa, bunu bir doktorla konuşmanı öneririm. Benim burada paylaştığım şey sadece hatırlamakla ilgili: ihtiyacın ne kadarsa, onu unutmamanın yolları.
Son söz
Su içmeyi unutmak bana basit şeylerin bile bazen bir sistem gerektirdiğini öğretti. Bunu bir eksiklik olarak değil, beynimin nasıl çalıştığına dair bir bilgi olarak görüyorum. Zor olan şeyi kolaylaştırmak için ortamımı değiştirmek, kendimi zorlamaktan çok daha iyi sonuç veriyor.
Bugün sadece bir şey yap: suyu göz önüne koy. Bir şişe, bir bardak, ne olursa. Elinin uzanabileceği, gözünün görebileceği bir yere. Bazen bir alışkanlığı başlatmak için sadece biraz yer değiştirmek yetiyor. Yarın unutursan da sorun değil; bardak orada seni bekliyor olacak.