Rutinim genellikle bir gürültüyle değil, sessizce bozuluyor. Bir sabah alarmı erteliyorum, sonra bir akşam yarına not bırakmayı unutuyorum. Bir hafta yoğun geçiyor, bir hafta hastalanıyorum. Ve bir gün fark ediyorum ki aylardır sürdürdüğüm düzen, ben ne olduğunu anlamadan buharlaşıp gitmiş.
O fark ediş anı, benim için rutinin bozulmasından bile daha zor. Çünkü arkasından tanıdık bir ses geliyor: “Yine mi?” Bu yazıda rutin bozulunca yeniden başlamanın bende neden bu kadar ağır geldiğini, “baştan başlamak” fikrinin neden işe yaramadığını ve sıfırdan değil küçükten nasıl geri döndüğümü anlatıyorum.
Kısaca: Rutin bozulunca yeniden başlamak, bende en çok “baştan başlamam lazım” düşüncesi yüzünden zorlaşıyordu. Rutinin tamamına değil en küçük parçasına dönmek, önceden yazılmış bir geri dönüş listesi kullanmak ve kendimi suçlamayı bırakmak geri dönüşü çok kolaylaştırdı.
Rutin neden bozuluyor?
Rutinimin bozulmasının neredeyse hiçbir zaman tek bir sebebi olmuyor. Genellikle küçük şeyler birikiyor. Bir hastalık, bir tatil, yoğun bir iş dönemi, bir misafir, bir taşınma, mevsim değişimi ya da sadece kötü geçen bir hafta. Bunların her biri rutinimin bir parçasını kopartıyor ve bir noktada geriye bir şey kalmıyor.
DEHB ile yaşayan biri olarak rutinlerimin dışarıdan gelen bu sarsıntılara karşı oldukça hassas olduğunu biliyorum. Düzenim, onu sürdürmek için harcadığım çabayla ayakta duruyor. O çabayı sürdüremediğim bir dönemde düzen de kendiliğinden dağılıyor.
Bunu bilmek bana bir şey kazandırdı: rutinin bozulmasını artık bir felaket olarak değil, beklenen bir olay olarak görüyorum. Rutin bozulacak. Soru, bozulup bozulmayacağı değil, bozulduğunda nasıl geri döneceğim.
Baştan başlamak neden işe yaramıyor?
Rutinim bozulduğunda eskiden ilk düşüncem “baştan başlamam lazım” olurdu. Bu düşünce kulağa motive edici geliyordu ama aslında beni felç ediyordu. Çünkü baştan başlamak, rutinin tamamını bir anda yeniden kurmak demekti. Bütün adımları, bütün alışkanlıkları, bütün düzeni.
Rutinim bozulduğunda zaten yorgun ve dağınık oluyordum. O halde rutinin tamamını yeniden kurmak bana bir dağ gibi görünüyordu. Ve dağın eteğinde durup tırmanmaya başlamak yerine, uygun bir zamanı beklemeye başlıyordum. Pazartesiyi, ayın başını, yeni bir yılı.
Bu bekleyiş de kendi başına bir tuzaktı. Pazartesi geldiğinde başka bir engel çıkıyor, ayın başı geçip gidiyordu. Geri dönüş her seferinde biraz daha uzuyor, ben de her seferinde biraz daha ağır bir suçlulukla doluyordum.
Sıfırdan değil, küçükten başlamak
Sonunda farklı bir şey denedim. Rutinin tamamına değil, sadece en küçük parçasına dönmeye karar verdim. Sabah rutinimin tamamı değil, sadece perdeyi açmak. Akşam rutinimin tamamı değil, sadece yarının ilk işini yazmak.
Bu küçük adım o kadar kolaydı ki onu yapmamak için bir bahane bulamadım. Ve onu yaptığım anda bir şey değişti: artık “rutinim bozuk” değil, “rutinime dönüyorum” diyordum. Bu küçük kelime farkı, iç sesimin tonunu tamamen değiştirdi.
Birkaç gün bu küçük adımla devam ettim. Sonra bir adım daha ekledim. Sonra bir tane daha. Rutin, parçaları geri geldikçe kendiliğinden toparlandı. Ve bu süreç, baştan başlamaya çalıştığım her seferinden çok daha kısa sürdü.
Geri dönüş listem
Bu deneyimden sonra rutinim bozulmadan önce, sakin bir günde, kendime bir geri dönüş listesi yazdım. Rutinim bozulduğunda ne yapacağımı düşünmek zorunda kalmamak için.
- Perdeyi aç ve su iç. Sabahın en küçük çapası.
- Yarının ilk işini yaz. Akşamın en küçük çapası.
- Telefonu yatak odasından çıkar. Uykuya geçişin en küçük çapası.
- Günde bir öğün sabit bir anda ye. Bedenin en küçük çapası.
- Haftada bir kez kısa bir planlama yap. Haftanın en küçük çapası.
Bu liste defterimin arka sayfasında duruyor. Rutinim dağıldığında defteri açıp ilk maddeden başlıyorum. Bir maddeyi birkaç gün sürdürünce bir sonrakine geçiyorum. Liste kısa ve basit, çünkü rutinim bozulduğunda zaten karmaşık bir şey yapacak halde olmuyorum.
Geri dönüş dönemlerinde başkalarıyla aynı anda çalışmanın da çok yardımı oluyor. Tek başıma masaya oturamadığım günlerde, birileriyle aynı anda başlamak ilk adımı kolaylaştırıyor; MASA'da bu tür geri dönüş günlerini sık yaşıyorum.
Suçluluğu nereye koyuyorum?
Rutin bozulduğunda en ağır gelen şey belki de suçluluk. “Yine bıraktın”, “hiçbir şeyi sürdüremiyorsun”, “herkes yapabiliyor”. Bu cümleler kafamda dönerken yeniden başlamak çok daha zor geliyordu.
Zamanla bu iç sese başka bir şey söylemeyi öğrendim. Üç hafta boyunca her sabah perdeyi açmışsam, ardından gelen dağınık bir hafta o üç haftayı geçersiz kılmıyor. O günler bedenimde, alışkanlıklarımda, hafızamda bir iz bırakmış oluyor. Geri döndüğümde sıfırdan değil, o haftaların üzerine inşa ediyorum.
Bir de şunu fark ettim: suçluluk, geri dönüşü hızlandırmıyor. Tam tersine, yavaşlatıyor. Kendime ne kadar sert davranırsam, rutinime dönmek o kadar uzun sürüyor. Kendime ne kadar nazik davranırsam, o kadar kısa.
Kendime not
Rutinim bozulacak. Bu bir kehanet değil, bir gerçeklik. Hastalanacağım, tatile gideceğim, yoğun dönemler yaşayacağım. Ve her seferinde rutinim biraz dağılacak. Bunu artık bir başarısızlık olarak değil, bir döngünün parçası olarak görüyorum.
Eğer şu an rutinin dağılmış bir halde bu yazıyı okuyorsan, pazartesiyi bekleme. Bugün, şimdi yapabileceğin en küçük adımı seç. Perdeyi aç. Bir bardak su iç. Yarının ilk işini yaz. Sıfırdan değil, küçükten başla. Gerisi, adımlar geri geldikçe kendiliğinden toparlanacak.