Sabah aynı bardakla, aynı sırayla çay demlemek. Kimi için bu, yalnızca yapılması gereken bir iş. Kimi için gün içindeki en sakin an. İkisi de aynı eylem; arada duran şey, o eylemi nasıl yaptığımız.
Ritüel ile rutin arasındaki fark, DEHB'li biri olarak benim için bir süre önce önem kazandı. Rutinlerden çabuk sıkılıyordum; onları sürdürmeye çalışırken hep bir yükümlülük gibi hissediyordum. Sonra bazı tekrarlarımın beni yormadığını, hatta iyi geldiğini fark ettim. Bu yazıda o farkı nasıl anladığımı ve nasıl kullandığımı anlatacağım.
Kısaca: Rutin, işin düzenli tekrarı; ritüel ise aynı tekrara dikkat, duyu ve anlam eklemek. DEHB'li biri için sıkıcı bir rutini küçük bir ritüel dokunuşuyla sürdürmek bazen daha kolay olabiliyor. Ritüel bir yük hâline gelirse küçültmek ya da bırakmak da meşru.
Ritüel ile rutin arasındaki fark nedir?
Benim kendi tanımım şu: rutin, “yapılması gereken şeyi yapmak”. Ritüel ise “yaparken orada olmak”. Rutinin odağı sonuç; ritüelin odağı yaşanan an.
Rutin daha çok işlevle ilgili. Dişleri fırçalamak, bulaşığı yıkamak, çantayı hazırlamak, e-postalara bakmak gibi. Bunlar yapılmalı, yapılınca bir iş bitmiş oluyor.
Ritüel ise işlevden fazlasını taşıyor: bir koku, bir ses, bir hareket, bir niyet. Çayı demlerken kaynayan suyun sesini dinlemek, bardağı iki elle tutmak, ilk yudumu telefona bakmadan içmek. İşlev aynı, ama bu sefer deneyimin kendisi de bir amaç.
Bu ayrım kesin değil. Bir eylem bir gün rutin, başka bir gün ritüel olabilir. Hatta aynı gün içinde, dikkatim ona ne kadar yönelmişse ona göre yer değiştirebilir. Bu yüzden bir sınır çizmeye çalışmıyorum; yalnızca yaptığım şeyin bende hangi tarafa yaklaştığına bakıyorum.
DEHB'li biri için bu ayrım neden işe yarayabiliyor?
Rutinler benim için hızla sıkıcılaşıyor. Aynı şeyi aynı şekilde yapmak, bir süre sonra bende bir direnç yaratıyor. Bu, başka bir yazıda anlattığım yenilik açlığıyla da ilgili. Yani rutini sürdürmek, kendi başına bir mücadele.
Ritüel ise bu mücadeleye başka bir yerden giriyor. Eylemi yapmak yerine, eylemin içindeki duyguya ya da duyuya tutunuyorum. Bu, rutini değiştirmeden ona bir çekim alanı ekliyor. Mesela aynı yemeği hazırlıyor olabilirim, ama bu sefer sevdiğim bir şarkıyı açıp, malzemelerin kokusuna dikkat ederek yapıyorum.
Bir de şu var: DEHB'li zihin çoğu zaman “şimdi” ile bağ kurmakta zorlanabiliyor. Zihnim ya geçmişte bir hatayı, ya gelecekte bir görevi düşünüyor. Küçük bir ritüel, bana bir iki dakikalık “burada olma” alanı açıyor. Bunun bir tedavi olduğunu söylemiyorum; yalnızca benim için bir nefes aralığı sağladığını söylüyorum.
Aynı eylemin iki hali
Somut olması için birkaç örnek yazıyorum. Aynı eylemin rutin hali ve ritüel hali:
- Sabah içeceği. Rutin: ayakta, telefonla ilgilenerek, bir an önce bitirerek içmek. Ritüel: bir yere oturup, bardağı elime alıp, birkaç yudumu yalnızca içeceğe odaklanarak içmek.
- Gün sonu toparlanması. Rutin: eşyaları hızlıca yerine koymak. Ritüel: masayı toparlarken sakin bir müzik açmak ve yarının ilk işini bir nota yazarak günü bilerek kapatmak.
- Yürüyüş. Rutin: adım sayısını tamamlamak. Ritüel: belirli bir yolu seçmek, havayı fark etmek, telefonu cebe koymak.
- Yemek. Rutin: ekran karşısında bir şeyler atıştırmak. Ritüel: tabağı hazırlamak, oturmak, ilk lokmaları yavaşça almak.
- Uyku öncesi. Rutin: ışığı söndürmek. Ritüel: odanın ışığını kısmak, yarının kıyafetine bakmak, birkaç yavaş nefes almak.
Her iki versiyon da aynı işi yapıyor. Ama ritüel hâli bende çoğu zaman daha az direnç yaratıyor, çünkü bir şeyi sadece “yapmak zorunda” hissettirmek yerine, yapmak için bir sebep veriyor.
Küçük bir ritüel nasıl kurulur?
Ritüeli sıfırdan kurmak, başka bir iş eklemek gibi görünebilir. Ben bunu şöyle yapıyorum, var olan rutine küçük bir dokunuş ekleyerek:
- Zaten yaptığım bir şeyi seçmek. Yeni bir şey eklemiyorum; var olan bir tekrarı alıyorum.
- Bir duyu seçmek. Koku, ses, dokunma, görme ya da tat. Yalnızca bir tanesi yeterli.
- Küçük tutmak. En fazla iki üç dakika. Daha uzunu hemen yükümlülüğe dönüşüyor.
- Her seferinde aynı olması. Aynı bardak, aynı şarkı, aynı sıra. Zihnin bir şeyi ritüel olarak tanıması için biraz tekrar gerekiyor.
- Kuralsız bırakmak. Ritüelin “doğru” yapılışı yok. Atlarsam bir kayıp yaşamıyorum.
Bunların arasında üçüncü ve beşinci en önemlileri. Çünkü ritüelin cazibesi, bir zorunluluk olmamasında. Zorunlu olduğu anda, tekrar rutine dönüşüyor.
Hangi duyu bana daha iyi geliyor?
Duyu seçerken biraz deneme yapıyorum, çünkü hepsi herkese aynı gelmiyor. Bende ses en kolay işleyen: her gün aynı sakin şarkıyı açtığımda, birkaç saniye sonra bedenim bunun hangi ana ait olduğunu hatırlıyor. Dokunma ikinci sırada: sıcak bir bardak, ellere sürülen krem, yumuşak bir battaniye. Koku ise bazen çok iyi çalışıyor, bazen hiç fark etmiyorum. Hiçbirinin neden öyle olduğunu bilmiyorum; yalnızca denediğimde hangisinin bende iz bıraktığına bakıyorum. Sen de iki üç hafta boyunca küçük bir seçeneği deneyip, “bunu özlüyor muyum?” diye sorabilirsin. Özlenen şey, çoğu zaman ritüel olmaya değer olandır.
Geçişleri ritüelle işaretlemek
Bir günden diğer ana geçerken, yani işten eve, sabahtan öğleye, iş ile dinlenme arasında, DEHB'li zihin çoğu zaman takılıyor. Bu geçişlerde küçük bir ritüel, bir köprü gibi çalışıyor. Kapıdan girer girmez ellerimi yıkamak, masaya oturmadan önce bir bardak su koymak gibi. Tek bir hareket, “önceki an bitti, yeni an başlıyor” demenin sessiz yolu oluyor.
Ritüel yük olduğunda
Bir dönem kendime çok ayrıntılı bir sabah ritüeli kurmuştum: şu müzik, şu çay, şu kitap, şu nefes egzersizi. İlk haftalar harikaydı. Sonra her şeyin sırasıyla yapılması gerektiği hissi başladı. Bir adımı atladığımda sabahın bozulduğunu, günün kötü gideceğini düşünür oldum. Ritüelim, kendi kendime kurduğum bir kuralın tutsağına dönüşmüştü.
O noktada onu küçülttüm. Yalnızca çayı içerken telefonu bırakmak kaldı. Diğer her şeyi “olursa olsun” kategorisine aldım. Bu daha sürdürülebilir oldu ve paradoksal biçimde, ritüelin asıl tadı geri geldi.
Bir ritüelin yük olup olmadığını anlamak için kendime şunu soruyorum: bunu yapmadığımda rahatlıyor muyum, yoksa suçlu mu hissediyorum? Suçluluk geliyorsa, o artık ritüel değil, bir görev. Onu küçültmek, bırakmak ya da değiştirmek meşru.
Rutinin yerine geçmiyor, ona eşlik ediyor
Ritüel, rutinin yerini tutmuyor. Fatura ödemek, bir randevuyu hatırlamak ya da bir teslimi yetiştirmek için ritüel yetmiyor; orada yapı, hatırlatıcı ve sistem gerekiyor. Ritüelin işi, rutini daha katlanılabilir kılmak, ona biraz sıcaklık eklemek.
Bu yüzden ikisini birbirinin alternatifi olarak değil, birbirini tamamlayan iki araç olarak görüyorum. Rutin omurgayı, ritüel dokuyu veriyor. Birinin yokluğunda diğeri tek başına yetmiyor.
Kendime not
Günlerimin hepsini ritüele çevirmek zorunda değilim. Bir ya da iki küçük an yeterli. Çaya bir dakika dikkat etmek, yürüyüşte telefonu cebe koymak, akşam ışığı yavaşça kısmak. Bunlar büyük değişimler değil, ama sıkıcı bir gün düzenine küçük bir sıcaklık ekleyebiliyor. Hangi küçük anın sana iyi geldiğini, birlikte deneyerek bulabilirsin.