Günü kapatmak: yarına not bırakmanın DEHB'li zihne iyiliği

Günü kapatmak için yarına not bırakmak DEHB'li biri için küçük ama işe yarar bir alışkanlık olabilir. Ne yazdığımı ve sabah nasıl kullandığımı anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Yarın sabahki bana bir mektup yazıyorum. Çok uzun değil, birkaç satır. İçinde ne selam var ne de nasihat; yalnızca “şuradan devam et” diyen küçük bir işaret. O mektubu akşamın son işi olarak masaya bırakıyorum ve sanki günün bir kapısını kapatmış gibi bir rahatlama hissediyorum.

Günü kapatmak, DEHB'li zihin için kolay bir iş değil. Gün bitiyor ama düşünceler bitmiyor; açık kalan her şey akşama taşınıyor. Yarına not bırakmak, bu taşmayı küçük bir hareketle durdurmamın en kolay yolu oldu. Bu yazıda notumda ne olduğunu, nasıl yazdığımı ve neden işe yaradığını anlatıyorum.

Kısaca: Yarına not bırakmak, bugünün zihnindeki açık kalanları yarının bana teslim etmek. Kısa, aynı yerde duran, ilk işi ve nerede kaldığımı söyleyen bir not; sabahki karar yükünü ve akşamki düşünce döngüsünü hafifletiyor. Yazamadığım günlerde de kendimi suçlamıyorum.

Yarına not bırakmak neden işe yarıyor?

Benim gözlemlediğim iki temel şey var. Birincisi, sabahki ben, akşamki benden çok daha az net. Uyandıktan sonraki ilk zamanda “dün ne yapıyordum, bugün nereden başlayacağım?” sorusu bile bana ağır geliyor. Akşamdan yazılmış bir not, bu soruyu benim yerime cevaplıyor.

İkincisi, akşamki ben, yarını düşünmeyi bırakmakta zorlanıyor. Yatağa girdiğimde “şunu da yapmam lazım” diye başlayan bir liste zihnimde dönmeye başlıyor. O listeyi dışarıya yazdığımda, zihnim onu tutmaya devam etmek zorunda kalmıyor. Yazılı olan, unutulmayacak; bunu bilmek bile bir gevşeme sağlıyor.

Bunun bir bilimsel açıklamasını yapmıyorum; yalnızca benim için çalıştığını söylüyorum. Birçok kişi gün sonunda yapılacaklar listesi yazmayı önerir, ben de buna benzer bir şey yapıyorum. Farkı, notun bir liste değil, bir köprü olması: dünden bugüne, bir kişiden diğerine.

Notumda neler yazıyor?

Notun belli bir kalıbı var, çünkü kalıp olmazsa yazarken ne yazacağımı düşünmeye başlıyorum. Dört küçük kutusu var:

  1. İlk iş. Sabah yapacağım ilk şey. Tek bir iş, tek bir cümle. “Raporun giriş paragrafını yaz” ya da “çamaşırı as” gibi.
  2. Nerede kaldım. Yarım kalan bir iş varsa, nerede bıraktığımı yazıyorum. “İkinci bölümün ortasındayım, sıradaki adım şu” gibi.
  3. Aklımdan çıkmasın. En fazla iki şey. Zamanı olan bir randevu, bir telefon, bir ödeme.
  4. Nazik bir cümle. Kendime küçük bir not. “Dün zordu, bugün yeni bir gün” ya da sadece “hallederiz”. Bunu başta saçma buluyordum; şimdi en çok sevdiğim satır.

Örnek olması için, geçen günlerden birinin notu kabaca şöyleydi:

  • İlk iş: Masayı boşalt, sonra başla.
  • Nerede kaldım: İkinci bölümün ortasındayım, sıradaki adım tabloyu eklemek.
  • Aklımdan çıkmasın: Öğleden sonra bir telefon görüşmesi.
  • Nazik cümle: Acele yok, sırayla gideceğiz.

Hepsi bu. Okuması on saniye sürüyor, ama sabah bana saatler kazandırabiliyor.

Dört kutunun hepsini doldurmak zorunda değilim. Bazı gün yalnızca birini yazıyorum. Yeter ki bir şey bırakayım.

Bir de yazmadığım şeyler var. Uzun planlar, iyi niyetli ama gerçekçi olmayan hedefler, “yarın mutlaka şunu da yapacağım” gibi sözler. Notun yük olmasından, yalnızca yardım etmesinden yanayım. O yüzden yazdığımı yazdıktan sonra bir kez daha okuyup fazlalıkları çıkarıyorum.

Nereye, nasıl yazıyorum?

Notu nereye koyduğum, ne yazdığımdan neredeyse daha önemli. Çünkü sabah onu bulamazsam, hiç yazmamış gibi oluyor.

  • Sabit bir yer. Her gün aynı yer: masanın ortası, yatak başı ya da bilgisayarın klavyesinin üstü. Sabah ilk gördüğüm yer.
  • Kâğıt mı telefon mu? Benim için kâğıt daha iyi, çünkü telefonu açtığımda başka şeylere kapılıyorum. Ama telefon sana daha uygunsa, ilk ekranda görünecek bir not kullanabilirsin.
  • İki dakikalık süre. Bir sayaç kuruyorum. Süre bitince yazma işi bitiyor. Bu, notu ayrıntılı bir plana çevirmemi engelliyor.
  • Okunaklı bir yazı. Sabahki ben, akşamki benin yazısını anlamakta zorlanabiliyor. Kısa ve net cümleler yazıyorum.

Bunları bir kural listesi gibi değil, “bende işe yarayanlar” olarak anlatıyorum. Senin için bambaşka bir biçim daha iyi olabilir: küçük kartlar, bir sesli not ya da masaya yapıştırılmış tek bir kâğıt.

Yatmadan önce zihin yine dönerse

Notu yazıp bıraktığım halde bazı geceler zihnim yeni bir listeye başlıyor. O zaman başucumda küçük bir defter var. Aklıma gelen şeyi tek satırla yazıp defteri kapatıyorum. Sabah bakmak üzere. Böylece düşünceyi “tuttum”, artık bırakabilirim.

Bu ikinci not, ana notun yerini tutmuyor; yalnızca gece taşan şeyler için bir tür taşma alanı. Sabah ikisine birden bakıyorum. Çoğu zaman gecenin “çok önemli” sandığım düşüncesi sabah küçük bir şeye dönüşüyor ve çizip geçiyorum.

Süren uykusuzluk ya da düşüncelerin gece boyunca durmaması yaşıyorsan, bunu yalnızca notla çözmeye çalışma. Bir hekimle ya da psikiyatristle konuşmak yardımcı olabilir.

Yarın zor bir gün olacaksa

Yarının yoğun ya da zor geçeceğini bildiğim akşamlar oluyor. Bu akşamlar notta yalnızca “yarın yoğun, minimum yeter” diye yazıyorum ve günün en küçük, ama en önemli tek işini seçiyorum. Böylece sabah uyandığımda iddialı bir liste yerine, taşıyabileceğim bir cümleyle karşılaşıyorum. Zor bir günün başında bunu görmek, bana kendimi toparlamak için izin veriyor.

Notu sabah nasıl kullanıyorum?

Sabah notu kullanma biçimim de basit. Telefona dokunmadan önce notu okuyorum. İlk işi yapıyorum. Bitince notun o kutusunu çiziyorum. Küçük bir çizgi, küçük bir doyum.

Notta “aklımdan çıkmasın” bölümündeki şeyleri günün planına geçiriyorum. Bazı sabahlar not bana yetiyor; bazı sabahlar onu okumak bile ağır geliyor. O zaman yalnızca ilk işe ve nazik cümleye bakıyorum, gerisini bırakıyorum.

Akşam, bir önceki notu atıyorum ya da gerekiyorsa yeni notun altına geçiriyorum. Böylece masada eski notlar birikmiyor. Üst üste yığılan notlar, kendi başlarına bir dağınıklık kaynağına dönüşebiliyor.

Not yazılmayan günler

Notu yazamadığım akşamlar oluyor. Yorgunluk, unutma ya da gün çok dağılmış olduğu için. Böyle günlerin ertesinde “yine yapmadım” demek yerine, o sabah için tek bir şey yapıyorum: kendime “Bugün ne yapmalıyım?” diye sorup tek cümlelik bir not yazıyorum. Cevabı kâğıda dökünce, gün bir yere oturuyor.

Notun bir söz olmadığını kendime hatırlatıyorum. Bir gün atlarsam, bu sistemin çöktüğü anlamına gelmiyor. Küçük bir alışkanlığın sürdürülebilir olması için, kaçırılan günlerin affedilmesi gerekiyor.

Kendime not

Gün biterken kendime bırakabileceğim en küçük hediye, bir not. Yarına dair bir plan değil, bir kapı aralığı. Yarın sabah uyandığımda neyle başlayacağımı, nerede kaldığımı ve bana nazik bir cümle söyleyen birini göreceğim. Bunun için bu akşam yalnızca birkaç satır yazmam yeterli.

Bu akşam denemek istersen, bir kâğıt parçası ve bir kalem yeterli. Üç şeyi yaz: sabah yapacağın ilk iş, bir yerde kaldıysan nerede kaldığın, bir de kendine nazik tek bir cümle. Sonra kâğıdı sabah ilk göreceğin yere bırak ve ışığı kapat. Ertesi gün kâğıt işe yaradıysa, tekrar et; yaramadıysa biçimini değiştir. Bu küçük deney, ne kaybettirir ne de zorunluluk getirir.

Sık sorulanlar

Yarına not bırakmak DEHB'li biri için neden yararlı olabilir?

Sabahları zihin sisli olabiliyor ve neyle başlayacağını hatırlamak zor gelebiliyor. Akşamdan yazılmış kısa bir not, o sabah kararını ve hatırlama yükünü azaltabiliyor. Herkesin işine yaramayabilir ama denemesi kolay.

Yarına bırakılan not ne kadar uzun olmalı?

Kısa tutmak en sürdürülebilir olanı. Benim için üç beş satır, hatta bazı günler tek bir cümle yeterli. Not uzadıkça, yazması da okuması da bir yük olabiliyor.

Not yazmayı unutursam ne olur?

Hiçbir şey olmaz; ertesi günü yine başlatabilirsin. Notu bir söz değil, kendine yapılmış küçük bir iyilik olarak görmek, alışkanlığın kalıcı olmasına yardımcı olabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir