Bir sabah, uyandıktan sonraki ilk yarım saatte kaç karar verdiğimi saymaya başladım. Alarmı kapatayım mı, erteleyeyim mi? Şimdi mi kalkayım? Ne giyeyim? Ne yiyeyim? Önce neye bakayım? Saymayı yarıda bıraktım, çünkü sayı büyüdükçe ben daha çok yorulmaya başlamıştım.
Sabah karar yükünü azaltmak, benim için güne kendimi daha az tüketerek başlamanın en gerçekçi yollarından biri oldu. Bu yazıda sabah verdiğim kararları nasıl tek tek gözden geçirdiğimi, hangilerini önceden verdiğimi ve hangi alanlarda esnek kaldığımı anlatıyorum.
Kısaca: DEHB'li biri için sabahki küçük kararlar, zihin henüz sisliyken toplamda büyük bir yük olabiliyor. Sabah karar yükünü azaltmak için kararları listeleyip, tekrar edenlere varsayılan seçimler belirlemek ve gerisini akşama ya da haftalık plana taşımak işe yarıyor. Esnekliği tamamen bırakmak gerekmiyor.
Sabah karar yükü neden bu kadar ağır?
Uyanır uyanmaz zihnimin tam çalışmadığını biliyorum. İlk zamanda sıralama yapmak, birkaç seçenek arasında tartmak ya da bir şeyi hatırlamak, normalde olduğundan çok daha zor geliyor. Bu da küçük kararları bile büyütüyor.
Bir de kararların birikme etkisi var. Her biri küçük bir enerji alıyor. Alarmı ertelemek, kıyafet seçmek, ne yiyeceğime bakmak, çantayı toplamak. Bunların toplamı, daha günün bile başlamadığı bir anda beni yorgun bırakabiliyor. Gün içinde gerçekten önemli bir karar geldiğinde, enerji deposunun yarısını çoktan harcamış oluyorum.
Üstelik sabahları zaman da elimden kayıyor. Karar vermekte tereddüt ettikçe dakikalar eriyor ve ben acele etmeye başlıyorum. Acele ise kararlarımı daha da kötüleştiriyor: yanlış kıyafet, eksik çanta, yarım bırakılmış bir kahvaltı. Sabahın bir kısmı, kararsızlığın faturasını ödemekle geçiyor.
Sabahın gizli kararlarını listelemek
İlk adım, ne kadar çok karar verdiğimi görmekti. Bir hafta boyunca sabahki kararlarımı küçük bir kâğıda not ettim. Benim listem kabaca şuydu:
- Kaçta kalkacağım, alarmı erteleyecek miyim?
- Ne giyeceğim?
- Ne yiyeceğim ya da içeceğim?
- Çantada ne olacak?
- Hangi yoldan, ne zaman çıkacağım?
- Önce hangi işe bakacağım?
- Telefona ilk ne zaman, neden bakacağım?
Bu listeyi görünce şaşırdım; bir sabahın içinde bu kadar çok “küçük” karar varmış. Hepsini her gün yeniden vermek, zihnimin yapabileceği en verimsiz iş gibi göründü. Çünkü çoğu zaman cevaplar aynı. Aynı kıyafet türleri, aynı kahvaltı, aynı yol.
Listeyi çıkarmak, kararların çoğunun aslında “karar” olmadığını fark etmemi sağladı. Bunlar alışkanlığa çevrilebilecek tekrarlardı.
Sabah karar yükünü azaltmak için varsayılanlar: “olsun” demek
Her tekrar eden karar için bir varsayılan seçim belirledim. Varsayılan, “ne olursa olsun bunu yaparım” diye bir sabit. Yani o konuda sabahları artık karar vermiyorum.
- Kahvaltı. Haftanın çoğu günü aynı, basit bir kahvaltı. Çeşitlilik öğlene ve akşama kalıyor.
- Kıyafet. Birbiriyle uyumlu birkaç kombinasyon. “Üç kıyafet formülü” gibi bir şey: bunlardan birini seçiyorum, yeni bir şey tasarlamıyorum.
- Çanta. Her akşam aynı sırayla toplanıyor ve aynı yerde duruyor. Sabah içine bakmam gerekmiyor.
- Yola çıkış. Sabit bir çıkış saati. Daha önce çıkabilirsem harika, ama sabah “ne zaman çıksam” diye düşünmüyorum.
- İlk iş. Bir önceki akşam kâğıda yazılmış. Sabah yalnızca okuyup başlıyorum.
Varsayılanların güzelliği, sürtünmeyi neredeyse sıfıra indirmesi. Bir şeyi her gün aynı biçimde yapmaya başlayınca, zihin onu “kapalı bir iş” olarak görüyor ve bana sormuyor. Bu başta bir kısıtlama gibi geliyordu, ama giderek bir rahatlamaya dönüştü.
Varsayılanları kendime zorla dayatmıyorum. Bir gün farklı bir şey yapmak istersem, yapıyorum. Ama o gün bunu bir seçim olarak yapıyorum, bir zorunluluk olarak değil. Fark küçük, ama sabahın tonunu değiştiriyor.
Kıyafet için küçük bir sistem
Sabahki kararların en yorucularından biri benim için kıyafet. Bunu hafifletmek için birbirine uyan parçaları önceden bir arada asıyorum ya da aynı rafta üst üste koyuyorum. Sabah yalnızca bir seti alıyorum. Hava durumu için de yedek bir parça düşünülmüş oluyor. Dolabın tamamını yeniden düzenlemek zorunda değilsin; birkaç kombinasyon bile yeter. Burada amaç şık görünmek değil, sabahtan bir kararı daha eksiltmek.
Alarmı ertelemek de bir karar
Ertele tuşuna her basışım, aslında küçük bir karar. Bunu fark edince kendime kolaylaştırdım: alarm bir kez çalıyor ve ilk iş perdeyi açıyorum. “Kalkayım mı?” sorusunu hiç açmıyorum, çünkü her seferinde ikna olmam gereken bir tartışmaya dönüşüyor. Bazı sabahlar bu sistem tutmuyor; o zaman kendime kızmak yerine ertesi sabah yeniden deniyorum.
Kararı akşama ya da haftaya taşımak
Her kararın varsayılana dönüşmesi gerekmiyor. Bazıları gerçekten değişken. Bunlar için kararı sabahtan başka bir zamana taşıyorum:
- Akşam iki dakika. Yarının kıyafeti, çantası ve ilk işi akşamdan belli. Kararı veren kişi, zihni daha açık olan akşamki ben.
- Haftalık bir bakış. Haftada bir, pazar günü ya da başka bir sakin zamanda, haftanın menüsüne ve kıyafet planına kısaca bakıyorum. Kusursuz değil, ama sabaha miras kalan belirsizliği azaltıyor.
- “Yoksa şu” planı. Yağmurlu havada ne giyeceğim, geç kalırsam ne yiyeceğim gibi, bilinen sapmalar için önceden bir B planı yazıyorum.
Bu üç alışkanlığın hepsi aynı şeyi yapıyor: sabah beni sıkıştırmadan kararı başka birine, yani daha açık düşünen bir bana emanet ediyor.
Sıkılmamak için bir alan bırakmak
DEHB'li biri olarak yenilik ihtiyacım var. Her şeyi sabitleyince hayatımın tekdüze olmasından çekindim. Bu yüzden bilerek bir alanı esnek bıraktım. Bende bu, kahvaltının yanında içtiğim şey ya da yürüyüş güzergâhı. Sabahın en az stresli bölümünde, küçük bir seçme özgürlüğü.
Esnek alanı sabahın merkezine değil kenarına koymak, işime yaradı. Zihni çok yormayan bir seçim, eğlenceli bir çeşit sunuyor. Aynı zamanda, sabahın genel yapısını bozmuyor. Sıkılma ile sürtünme arasında denge arıyorum; birini çözmek için diğerini büyütmek istemiyorum.
Zor sabahlarda: “bugün iki karar”
Bazı sabahlar, her şeye rağmen, kararlar yine ağır geliyor. Uykusuz bir gece, yoğun bir kaygı, ağır bir gün. Böyle sabahlarda kendime sadece iki karar bırakıyorum: ne giyeceğim ve bugün yapacağım tek önemli iş. Gerisi varsayılana düşüyor. Bu, bana “bugün için yeterli” demenin kolay bir yolu oluyor.
Sürekli sabahları aşırı zor geçiyorsa, bunun altında uyku, ruh hali ya da başka bir neden yatıyor olabilir. Böyle durumlarda bir hekimle ya da psikiyatristle konuşmak yararlı olabilir. Bu yazıdaki fikirler, onların yerini tutmaz.
Kendime not
Sabah karar yükünü azaltmak, hayatımı sıkıcılaştırmak değil; enerjimi gerçekten önemli olan şeylere ayırmak. Her sabah her şeyi yeniden icat etmek zorunda değilim. Bazı kararları bir kez veriyorum ve onları günlerce taşıyorum. Bu da bana, güne daha sakin bir yerden başlama izni veriyor.