Soru bankası nasıl bitirilir? DEHB'ye uygun bir yol

Soru bankası bitmiyor, yarım kalan kitaplar birikiyor mu? DEHB'li bir beyin için bitirmeyi küçük parçalara bölen, suçluluk üretmeyen bir yöntemi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Odamdaki rafın bir köşesinde, ilk yirmi otuz sayfası dolu, geri kalanı bembeyaz soru bankalarından küçük bir mezarlık vardı. Her biri bir zamanlar "bu sefer bitireceğim" diye alınmıştı. Her birinin başında umut, ortasında sıkıntı, sonunda sessizlik vardı.

Soru bankası bitirmek, DEHB'li bir YKS öğrencisi için tahmin edilenden çok daha zor bir iş olabiliyor. Bu yazıda neden böyle olduğunu, "bitirmek" kelimesini nasıl yeniden tanımlayabileceğini ve bir soru bankasını suçluluk üretmeden nasıl küçük parçalara bölebileceğini anlatıyorum. Öğrenciyken ben de bu rafı tanıyordum; bu yüzden yazının tonu bir ders değil, bir paylaşım.

Kısaca: Soru bankası bitmiyorsa sorun çoğu zaman tembellik değil, işin çok büyük ve sonu görünmez olması. Bitirmeyi "her sayfayı doldurmak" olarak değil, "belirli konuları ve soru tiplerini çözmek" olarak tanımlamak, kitabı küçük parçalara bölmek ve ilerlemeyi görünür kılmak DEHB'li beyin için daha sürdürülebilir.

Soru bankası neden bitmiyor?

Bir soru bankasının başındaki heyecan, ilk günlerde gerçek. Ama birkaç hafta sonra birkaç şey birleşiyor:

  • Kitap çok kalın. Üç yüz sayfa, tek bir hedef olarak beynin başa çıkabileceği bir şey değil. Sonu görünmeyen iş, başlamayı da zorlaştırıyor.
  • Başlangıç ödülü bitiyor. Yeni olmanın cazibesi geçince, sıkıcı kısım başlıyor ve dikkat dağılıyor.
  • Mükemmel plan, sürdürülemez plan. "Her gün otuz soru" gibi bir hedef, bir gün aksayınca bütün düzeni çökertiyor.
  • Yarım kalma suçluluğu. Bir gün atlayınca kitabı açmak bile zorlaşıyor; çünkü açınca kaçırdıklarım yüzüme bakıyor.
  • Yeni kitap çekimi. Yarım kalan yük yerine, yepyeni, temiz bir kitap daha cazip görünüyor.

Bir de şu var: Benim elime geçen kitapların çoğunda zor ve sıkıcı kısımlar sondaydı; kolay konular başta, yorucu karma testler sonda. Heyecanın bittiği yerde en yorucu kısım başladığı için, kitabın ikinci yarısı çoğu zaman bomboş kalıyordu.

Burada gördüğüm örüntü şuydu: Kitabı bırakmamın sebebi, kitabın kendisinden çok onunla ilişkimdi. Büyük, sonu görünmeyen ve her gün hatırlatıcı bir suçluluk.

Soru bankası nasıl bitirilir? Önce hedefi yeniden tanımlamak

İlk adım, bitirmenin ne olduğunu yeniden düşünmek. Bir soru bankasını bitirmek, her sayfadaki her soruyu çözmek zorunda değil. Benim için daha işe yarayan tanımlar şunlar:

  1. Bir konuyu bitirmek. Kitabın tamamı değil, belirli bir konunun testlerini bitirmek.
  2. Zayıf yerleri bitirmek. Kolay bildiğin konuları geçip, takıldığın konulara odaklanmak.
  3. Belirli bir sayıda test. Konu başına üç dört test gibi, bitişi olan ve ulaşılabilir bir hedef.
  4. Düzenli ilerleme. Kitabın bitip bitmemesinden çok, haftada belirli bir iş yapmak.

Bu tanımlardan biri, bir kitabın "yarım kaldı" etiketini "şu kadarını yaptım" cümlesine çevirebiliyor. Küçük bir dil değişikliği gibi görünüyor ama suçluluğu gerçekten azaltıyor.

Soru bankasını küçük parçalara bölmek

Büyük bir kitabı bölmek için benim işime yarayan adımlar şöyle:

  1. Kitabı konulara ayırmak. İçindekiler sayfasına bakıp, hangi konuların hangi sayfalarda olduğunu yazmak.
  2. Önceliği seçmek. Hangi konular daha zayıf, hangileri sınavda önemli, hangileri o hafta okulda ya da dershanede işleniyor?
  3. Küçük bir birim belirlemek. "Bugün bir test" ya da "bugün on beş soru". Bu birim, en kötü gününde bile yapabileceğin kadar küçük olsun.
  4. İlerlemeyi görünür kılmak. Bitirdiğin testin üstüne bir işaret koymak, sayfanın köşesini katlamak ya da bir tabloda kutu boyamak. Görmek, beyne "ilerliyorum" mesajı veriyor.
  5. Haftalık esneklik payı bırakmak. Haftanın bir gününü telafi günü yapmak, bir günün aksamasının tüm planı yıkmasına engel oluyor.

Küçük bir örnek vereyim. Üç yüz sayfalık bir kitabı, haftada üç gün, günde bir test olarak düşündüm: Pazartesi bir konunun ilk testi, çarşamba ikincisi, cuma üçüncüsü. Hafta sonu ise sadece o hafta yanlış yaptıklarıma bakmak ya da kaçırdığım testi telafi etmek. Bu tempoda kitap kısa sürede bitmiyor, ama her hafta kutular doluyor ve ben "ilerliyorum" hissini sürekli gözümün önünde tutabiliyorum. Hızdan çok devamlılık, beyin için daha sağlıklı bir ritim.

Bu adımların hiçbiri sihirli değil; ama kitabı "bir dağ" olmaktan çıkarıp "bu hafta şu üç test" hâline getiriyor. Bu, başlamayı belirgin biçimde kolaylaştırıyor.

Yarım kalan kitabı yük olmaktan çıkarmak

Yarım kalan kitabın bir tehlikesi var: Her bakışta içimde küçük bir "yine yapamadım" duygusu uyandırıyor. Bu duygu zamanla kitabı hiç açmamama sebep oluyor.

Bununla başa çıkmak için birkaç şey deniyorum:

  • "Kaldığım yer" işareti koymak. Bıraktığım sayfaya bir kâğıt koymak ve üstüne "buradan devam" yazmak. Böylece geri dönüş, sıfırdan başlamak gibi hissettirmiyor.
  • Yeni kitap kuralı. Yarım kalan kitap, belirlediğim konularda bitmeden yeni bir kitap almamak.
  • Atlamak için izin vermek. Çok kolay ya da çok sıkıcı bulduğum sayfaları, bilinçli olarak geçmek.
  • Kitabı küçültmek. Çözülmüş kısımları ayırmak ya da kalan sayfaları ayrı bir dosyaya almak, "bu kadarı kaldı" hissini görünür kılmak.

Bazen yarım bırakılan kitap, yanlış kitaptır da. Seviyen için çok zor ya da çok kolaysa, ya da anlatım tarzı seni sıkıyorsa, kitabı değiştirmek haklı bir karar olabilir. Ayrım şu: Kitabı, sıkıntıdan kaçmak için mi değiştiriyorum, yoksa kitap gerçekten bana uymadığı için mi?

Çözerken dikkat: kısa tur, atlama izni

Soru çözerken dikkat dağılması çok doğal. Beni biraz rahatlatan küçük kurallar:

  • Kısa bloklar. On beş yirmi dakikalık turlar, sonra gerçek bir ara.
  • Kolaydan başlamak. İlk üç soru rahat gittiğinde ısınmış oluyorum; zor soruyla başlamak çoğu zaman kapıyı kapatıyor.
  • Takılınca işaretleyip geçmek. Bir soruda dakikalarca kalmak yerine yanına bir işaret koyup devam etmek.
  • Telefonu başka odaya koymak. Küçük bir mesafe bile büyük fark yaratabiliyor.
  • Hata yapmanın normal olduğunu kabul etmek. Yanlış sorular, bir sonraki konuya yol gösteren notlar.

Yalnız başıma soru çözerken başlamakta zorlandığım dönemlerde, yanımda birinin sessizce çalışıyor olması bende kapıyı aralayabiliyor; MASA'yı geliştirmemin arkasındaki fikir de buna benziyor. Ama bu herkese uymuyor; bazı insanlar için tam sessizlik ve yalnızlık daha iyi.

Ne zaman destek istemeli?

Soru çözmeye başlamak ya da sürdürmek seni uzun süredir ciddi biçimde zorluyorsa, kaygı ya da umutsuzluk eşlik ediyorsa, okulundaki rehber öğretmenle ya da bir psikolog veya psikiyatristle konuşmak değerli olabilir. Bu bir zayıflık değil; yükü paylaşmanın bir yolu.

Kendime not

Soru bankası bitirmek, bir karakter sınavı değil. Büyük bir işi, bugün yapabileceğim küçük bir parçaya bölmenin pratiği.

Rafımdaki yarım kitaplar bana bir şey kanıtlamıyor; sadece bir zamanlar bir niyet taşıdığımı hatırlatıyor. O niyeti bu hafta, küçük bir testle yeniden yaşatabilirim.

Sık sorulanlar

Soru bankasındaki bütün soruları çözmek zorunda mıyım?

Hayır. Soru bankasının amacı, o konuyu öğrenmeni ve pekiştirmeni sağlamak; her sayfayı doldurmak değil. Eksik olduğun yerleri seçerek çözmek, kolay bildiğin soruları atlamak çoğu zaman daha verimli bir yaklaşımdır.

Yarım bıraktığım soru bankasına geri dönmeli miyim, yeni mi almalıyım?

Çoğu zaman yeni kitap almak, yarım kalan işin yükünden kurtulma isteği olabiliyor. Önce yarım kalan kitabın hangi bölümünde kaldığını işaretlemek ve oradan küçük bir adımla devam etmek, yeni bir kitaba başlamaktan genellikle daha az yorucu.

Soru çözerken dikkatim dağılıyorsa ne yapmalıyım?

Kısa bloklar, zamanlayıcı ve tek tek takıldığın soruyu işaretleyip geçmek yardımcı olabilir. Dikkat dağınıklığı seni çok zorluyorsa, okulundaki rehber öğretmenle ya da bir uzmanla konuşmak da iyi bir adım.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir