Telefonumdaki alışkanlık takip uygulamasında yeşil bir sayı vardı: kaç gündür aynı şeyi aksatmadan yaptığımı gösteren bir sayı. Başta bu sayı beni çok motive etti. Her gün onu büyütmek için bir şeyler yaptım. Bir gün bir aksaklık oldu, sayı sıfıra döndü ve ben o rutini bir daha neredeyse hiç yapmadım.
Rutin takip uygulamaları DEHB'li biri için gerçekten hem çekici hem yorucu olabilir. Bu yazıda onların bana nerede yardım ettiğini, nerede yük olduğunu ve bir uygulamayı sürdürüp sürdürmeyeceğime nasıl karar verdiğimi anlatıyorum. Burada bir uygulama ya da marka önermiyorum; yöntemin kendisini tartışıyorum.
Kısaca: Rutin takip uygulaması, az sayıda alışkanlıkla, tek dokunuşla işaretlemeyle ve yumuşak hatırlatmalarla bazen gerçekten yardımcı oluyor. Çok alışkanlık, zincir baskısı, bildirim bolluğu ve uygulamanın bakımı ise onu bir yüke çevirebiliyor. Seçerken sorun, uygulamanın seni mi yoksa senin onu mu taşıdığı.
Rutin takip uygulamaları neden bu kadar çekici?
Takip uygulaması vaadi basit: yaptığını işaretlersin, ilerlemeni görürsün. Bu DEHB'li bir zihne iyi geliyor, çünkü görsel, anlık ve küçük bir ödül sunuyor. Bir kutuyu işaretleyince hissettiğim küçük hoşnutluk gerçek. Yeni bir uygulamanın cilası, ilk günlerde ilgimi de ayrıca canlı tutuyor.
Bir de bellek yükü meselesi var. “Su içtim mi, yürüdüm mü, şunu yaptım mı?” sorularının cevabını aklımda tutmak yerine bir ekranda görmek güzel bir rahatlama. Yazılı kayıt, “bunu yaptım mı yapmadım mı?” belirsizliğini azaltıyor.
Ama bu çekicilik, uygulamanın bende başka bir dinamiği tetikleyebildiği gerçeğini gizliyor. Çünkü takip başlı başına bir iş. Ve DEHB'li biri için, bir iş eklemek her zaman hafifletmek anlamına gelmiyor.
Bana yardım ettiği anlar
Bende şu durumlarda uygulama işe yaradı:
- Az sayıda alışkanlıkla. Bir ya da üç şey izlediğimde. Liste kısa olduğu için her gün açmak yük olmuyor.
- Tek dokunuşla işaretleme. Açıp bir kez dokununca işlem bitiyorsa, sürtünme sıfıra yakın.
- Yumuşak hatırlatma. Günde bir kere, uygun saatte, nazik bir ses tonuyla.
- Haftalık bir bakış. Günlük bir sayaç yerine, haftanın genel resmine bakmak. “Bu hafta çoğunlukla şunu yapmışım” demek.
- Başlangıç desteği. Yeni bir alışkanlığa yeni başlarken, ilk birkaç hafta bir çerçeve sunması.
Bu durumlarda uygulama, kendi iç sesimin yerine geçen sert bir denetçi değil, hafızama destek olan sakin bir asistan gibi çalışıyor. Rutini yapmam gereken şey olmaktan çıkarıp, yaptığımı fark ettiğim bir şey yapıyor.
Bana yük olduğu anlar
Aynı uygulamalar, başka bir durumda beni zorluyor:
- Çok fazla alışkanlık. İlk günün heyecanıyla on beş şey eklemişim. Birkaç gün sonra liste, ulaşılmaz bir yığına dönüşüyor.
- Zincir baskısı. Üst üste gün sayısı büyüdükçe, onu kaybetme korkusu rutinin keyfini siliyor. Bir gün kaçırınca sıfıra dönmek, bende “nasılsa bozuldu” duygusu yaratıyor.
- Bildirim bolluğu. Her alışkanlık için ayrı bir hatırlatma, kısa sürede hepsinin görmezden gelinmesine yol açıyor.
- Suçluluk. Kırmızı işaretler, boş kutular, “bu hafta hiç yapmadın” özetleri. Bunlar bende motivasyon değil, utanç üretiyor.
- Uygulamayı düzenleme tuzağı. Alışkanlıkları yeniden adlandırmak, renk seçmek, kategori kurmak. Bu iş eğlenceli ama gerçek rutin yerine geçiyor.
- Ekrana kapılmak. Rutinimi işaretlemek için telefonu açıyorum, telefonu açınca başka şeylere dalıyorum.
Bunlardan en tehlikelisi zincir baskısı oldu. Sayının büyümesi benim için rutinin kendisinden önemli hale geldi. Rutini yapmak yerine sayıyı korumaya çalışıyordum; bu, işin amacını tersine çevirmek demek.
Seçmeden ve kullanmadan önce sorduğum sorular
Bir uygulamayı denemeden önce şu soruları soruyorum:
- Bir alışkanlığı işaretlemek kaç saniye sürüyor? Beş saniyeyi geçiyorsa, yoğun günde atlayacağım demektir.
- Zinciri ya da sayacı kapatabiliyor muyum? Kapatılamıyorsa, bende baskı üretiyor.
- Bildirimleri tek tek ayarlayabiliyor muyum? Hepsi ya da hiçbiri seçeneği işe yaramıyor.
- Kaçırdığım günlerde uygulama bana ne söylüyor? Yargılayıcı bir dil beni uzaklaştırıyor, nötr bir dil kalıyor.
- Bir hafta bırakınca geri dönmek kolay mı? Geri dönüşün bir kuyruk ya da ceza gerektirmediğini görmek istiyorum.
Bu sorulardan çoğuna “hayır” cevabı alıyorsam, uygulama benim için doğru olmayabilir. Bu, uygulamanın kötü olduğu anlamına gelmiyor; sadece bana uymuyor.
Uygulamasız seçenekler de var
Bazı dönemlerde uygulamayı tamamen bırakmak en iyi karar oldu. Bunun yerine kullandığım sade yöntemler şunlar:
- Bir takvim sayfası. Duvara ya da masaya asılan bir takvimde, yapılan günün üzerine bir çizgi. Ekrana ihtiyaç yok.
- Defterde küçük bir tablo. Haftada bir sayfa, yanına yalnızca iki üç alışkanlık.
- Fiziksel bir işaret. Yapılan her şey için bir kavanoza bir şey atmak gibi görünür, dokunulabilir bir yöntem.
- Hiç takip yapmamak. Bazı rutinleri izlememek, onları baskıdan kurtarıyor. Takip, her rutin için gerekli değil.
Bu yöntemlerin avantajı, ekranın dikkat dağıtıcı etkisinden uzak olmaları ve bakım yükünün neredeyse sıfır olması. Dezavantajı, hatırlatma yapmamaları. İkisinin bir arada kullanıldığı karma bir düzen de mümkün: hatırlatmayı telefon yapıyor, işaretlemeyi kâğıt.
Hatırlatma ile takip aynı şey değil
Uzun süre ikisini karıştırdım. Hatırlatma, “şimdi şunu yap” diyen bir dürtme; takip ise “yaptın mı?” diye geriye bakan bir kayıt. Bazı rutinler için bana yalnızca hatırlatma yetiyor, kayıt gereksiz. Su içmek ya da kısa bir mola vermek gibi küçük işler için günlük bir sinyal yeter; yaptığımı kaydetmeme gerek yok. Bazıları içinse, mesela bir hareket alışkanlığında, kaydı görmek beni motive ediyor. Hangi rutinin hangi desteğe ihtiyacı olduğunu ayırınca, her şeyi aynı uygulamaya yığmaktan vazgeçtim ve sistemim hafifledi.
Takibi bilerek bıraktığım dönemler
Bazen, rutin yerleştiğinde takibi bırakıyorum. Alışkanlık artık el alışkanlığı olduğunda, işaretlemek gereksiz bir ek iş. Bırakınca bir iki hafta boyunca rutini gözlemliyorum. Aksıyorsa takibe geri dönüyorum, aksamıyorsa takip bir daha gerekmiyor. Bu, takibi bir sonsuz yükümlülük olarak değil, geçici bir iskele olarak kullanmama izin veriyor.
Takip verisini nasıl okuyorum?
Uygulamanın gösterdiği veriye bakarken bir ilkem var: veri bir not değil, bir ayna. “Bu hafta çok kötüydüm” demek yerine “bu hafta hangi günler zorlandım ve neden?” diye soruyorum. Veri bana ne olduğunu söylüyor; neden olduğunu bulmak benim işim.
Örneğin bir alışkanlığı sürekli aynı gün aksatıyorsam, sorun benim iradem değil, o günün yapısı olabilir. O gün toplantılar yoğun, ya da akşam geç dönüyorum. Bu durumda alışkanlığı değil günü değiştiriyorum. Veriyi bir sonuç olarak değil, bir ipucu olarak okumak, takibin kendisini daha dostça bir şeye çeviriyor.
Kendime not
Rutin takibi bir araç; amaç, rutinin kendisi. Bir uygulama yardım ediyorsa kullanırım, yük oluyorsa bırakırım ve bunu bir yenilgi saymam. Zinciri koparmak, rutini bırakmak değil. Yarın yeniden başlamak için gereken tek şey, bugünün kutusunu boş bıraktığım için kendime kızmamak.