Kendini affetmek: DEHB ile geçen yılların yükünü bırakmak

Kendini affetmek neden bu kadar zor? Kaçırılan fırsatlar, yarım kalan işler ve tutulamayan sözler için kendime daha yumuşak bakmayı nasıl öğrendiğimi yazdım.

· · 5 dk okuma

Bir akşam eski bir klasörü karıştırırken yarım kalmış bir başvuru formuna denk geldim. Doldurulmuş ilk iki sayfa, boş kalan üçüncüsü ve hiç gönderilmemiş bir zarf. İçimde tanıdık bir sızı başladı: "Bunu da bitirmemiştin." O sızının yanında bir liste daha belirdi; yarım kalan kurslar, cevapsız mesajlar, geç kalınan doğum günleri, söz verilip yapılmayanlar.

Kendini affetmek, DEHB'le yaşayan biri için bazen tek bir hatayı değil, yılların biriktirdiği koca bir arşivi affetmek anlamına geliyor. Bu yazıda o arşivle nasıl yüzleşmeye çalıştığımı, neyin işe yaradığını ve hâlâ nerede zorlandığımı anlatıyorum.

Kısaca: Kendini affetmek, olanı inkâr etmek değil; olanı kabul edip kendini sürekli cezalandırmayı bırakmak. DEHB'le geçen yıllarda biriken pişmanlıklar ağır gelebilir. Olanı bağlamıyla görmek, gerekiyorsa telafi etmek ve bunu tekrar tekrar denemek affetmeyi mümkün kılıyor.

Kendini affetmek neden bu kadar zor?

Başkalarını affetmek bana her zaman daha kolay geldi. Bir arkadaşım geç kaldığında, bir şeyi unuttuğunda "olur öyle" diyebiliyorum. Ama aynı şeyi ben yaptığımda içimde bir mahkeme kuruluyor ve karar hep aynı çıkıyor.

Sanırım bunun bir nedeni, kendi hatalarımızı içeriden biliyor olmamız. Başkasının hatasını tek bir olay olarak görüyoruz; kendi hatamızı ise geçmişteki bütün benzerleriyle birlikte. Bir randevuyu unuttuğumda sadece o randevuyu değil, unuttuğum bütün randevuları hatırlıyorum. Böylece küçük bir hata, büyük bir dava dosyasına dönüşüyor.

DEHB burada işi biraz daha zorlaştırıyor. Aynı türden aksilikler tekrarladığında içimdeki ses "Bunu artık öğrenmiş olman gerekirdi" diyor. Oysa tekrar eden şey çoğu zaman bir ders eksikliği değil, zihnin işleyişiyle ilgili bir zorluk. Bir şeyi defalarca "öğrenmiş" olmak, onu her seferinde hatırlayabilmek anlamına gelmiyor.

Pişmanlıkların arşivi

Benim arşivimde kategoriler var. Yarım kalan işler: kurslar, hobiler, başlayıp bırakılan projeler. İlişkilerde kırılan şeyler: unutulan önemli günler, dalgın anlarda söylenen sözler, ihmal edilmiş arkadaşlıklar. Kaçırılan fırsatlar: zamanında gönderilmeyen başvurular, ertelenen kararlar.

Bu arşiv bazen kendiliğinden açılıyor. Bir şarkı, bir koku, bir fotoğraf tek bir anıyı değil, bütün bir rafı devirebiliyor. O an kendimi o eski hallerimin hepsinden sorumlu tutuyor, hepsine birden kızıyorum.

Bir gün bu arşivi gerçekten yazıya dökmeye karar verdim. Hepsini değil, en çok ağırlık yapan birkaç maddeyi. Yazınca iki şey fark ettim: bazıları sandığım kadar büyük değildi, bazıları ise gerçekten acıtıyordu ve bunu kabul etmem gerekiyordu. Hepsini aynı kefeye koymak, gerçekten ilgilenmem gerekenleri de görünmez kılıyordu.

Affetmek ne demek, ne demek değil?

Kendini affetmek konusunda en büyük direncim şuydu: Kendimi affedersem, olanları önemsemediğim anlamına gelir mi? Zamanla bunun tam tersi olduğunu düşünmeye başladım.

Benim için affetmek şu anlamlara geliyor:

  • Olanı kabul etmek: "Evet, bu oldu ve birilerini etkiledi." İnkâr ya da küçümseme yok.
  • Bağlamı görmek: O zaman ne biliyordum, neyle uğraşıyordum, hangi kaynaklara sahiptim?
  • Gerekiyorsa telafi etmek: Özür dilemek, bir şeyi onarmak, ilişkiye yeniden emek vermek.
  • Cezayı bitirmek: Aynı olay için kendimi tekrar tekrar mahkûm etmeyi bırakmak.

Affetmek ise şu anlamlara gelmiyor: olanı unutmak, birilerinin kırgınlığını yok saymak, bir daha hiçbir şeye dikkat etmemek. Hatta kendimi affettikçe, gerçekten düzeltmek istediğim şeylere daha çok enerji ayırabildiğimi fark ettim. Kendini cezalandırmak, onarmaya harcanabilecek enerjiyi yiyip bitiriyor.

Geçmişteki seni bağlamıyla görmek

Affetmenin bende en çok işe yarayan kısmı, geçmişteki kendime o günün koşullarıyla bakmaktı. O yarım kalan başvuru formunu dolduran kişi, belirsiz ve çok adımlı işlerin onu neden bu kadar zorladığını bilmiyordu. Elinde bir yöntem yoktu, yardım istemeyi bilmiyordu, kendine kızmaktan başka bir araç tanımıyordu.

Bugün bunu bildiğim için o kişiye kızmak, ona sahip olmadığı bir bilgiyi zorla yüklemek gibi geliyor. Geçmişteki ben, elindekiyle elinden geleni yapıyordu. Bu cümle her şeyi açıklamıyor ama kızgınlığın önünde bir yumuşaklık bırakıyor.

Bazen bunu somutlaştırmak için kendime şunu soruyorum: "Bu durumu yaşayan bir arkadaşım olsaydı ona ne derdim?" Cevap neredeyse her zaman daha anlayışlı oluyor. Sonra o cevabı kendime söylemeyi deniyorum. Çoğu zaman tuhaf geliyor ama bir şeyler kıpırdıyor.

Telafi etmek ve bırakmak

Bazı pişmanlıklar telafi edilebilir. Unuttuğum bir doğum gününden sonra geç de olsa yazdığım bir mesaj, ihmal ettiğim bir arkadaşa açtığım bir telefon, yarım bıraktığım bir sözü küçük de olsa yerine getirmek. Bunları yapmak, affetmeyi kolaylaştırıyor çünkü içimdeki ses "bir şey yapmadın" diyemiyor.

Benim kullandığım küçük bir süreç şöyle:

  1. Bir madde seç: Arşivin tamamı değil, sadece biri.
  2. Etkisini yaz: Bu olay kimi, nasıl etkiledi? Kendini de bu listeye ekle.
  3. Telafi mümkün mü diye bak: Bir özür, bir mesaj, küçük bir eylem.
  4. Mümkünse yap, değilse kabul et: Bazı şeylerin telafisi yok; o zaman sadece "bu oldu ve ben bundan bir şey öğrendim" demek.
  5. Bırakma cümlesi kur: "Bunun için kendimi yeterince cezalandırdım. Artık bu yükü taşımayı bırakıyorum."

Bırakmak tek seferde olmuyor. Aynı anı aylar sonra yeniden canımı yakabiliyor. O zaman bu süreci yeniden yapıyorum. Affetmenin bir son durağı yok gibi; daha çok, gerektikçe dönülen bir yol.

Kendine verdiğin sözler

Bir de en sessiz kategori var: kendime verdiğim ve tutamadığım sözler. "Pazartesi başlıyorum", "Bu sefer düzenli tutacağım", "Bu kez yarım bırakmayacağım." Bunları kimse duymadı, kimse hesap sormadı. Ama içimde her biri ayrı bir sicil kaydı gibi duruyordu ve her yeni başlangıçta bana "Sana nasıl güveneyim?" diye soruyordu.

Bu sözleri affetmek için önce onları nasıl verdiğime baktım. Çoğu büyük, katı ve bir anda verilmiş sözlerdi; en enerjik anımda en yorgun günümü hiç hesaba katmadan kurulmuşlardı. Artık kendime daha küçük ve esnek sözler vermeye çalışıyorum: "Bu hafta iki kez denerim", "Kaçırırsam ertesi gün kaldığım yerden devam ederim." Tutulabilir sözler, kendime olan güveni de yavaş yavaş onarıyor.

Ne zaman yalnız taşımamak gerekir?

Bazı suçluluk duyguları o kadar ağır olabiliyor ki tek başına çözmeye çalışmak insanı daha da yoruyor. Eğer geçmişe dair düşünceler uykunu kaçırıyor, gündelik işlerini belirgin biçimde zorlaştırıyor ya da haftalarca sürüyorsa bir psikologla ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım olabilir.

Umutsuzluk, değersizlik hissi ya da kendine zarar verme düşünceleri eşlik ediyorsa bunu ertelemeden birine söyle. Acil bir durumda 112'yi arayabilirsin. Affetmek bazen bir başkasının eşlik etmesiyle mümkün hale geliyor.

Kapatırken

O başvuru formunu sonunda attım. Gönderilmemiş zarfı da. Atmadan önce kısa bir an elimde tuttum ve kendime şunu söyledim: "O zaman bunu yapamadın. Şimdi neden yapamadığını biraz daha iyi biliyorsun." Bu, bir anda hafifleten sihirli bir cümle değildi. Ama zarfı atarken eskisi kadar ağır gelmedi.

Kendini affetmek bir kez yapılıp biten bir iş değil. Ama her denemede, o arşivin bir sayfası biraz daha incelir. Bugün sadece bir sayfayla başlamak yeter.

Sık sorulanlar

Kendini affetmek, yaptığın hatayı onaylamak mı demek?

Hayır. Kendini affetmek olanı yok saymak değil; olanı kabul edip kendini sürekli cezalandırmayı bırakmak. Gerekiyorsa özür dilemek ve telafi etmek affetmenin içinde yer alabilir.

Kendimi affedemiyorum, bu normal mi?

Pek çok insan için kendini affetmek, başkasını affetmekten daha zor geliyor. Bu bir anda olmuyor; küçük adımlarla, tekrar tekrar dönerek ilerleyen bir süreç gibi düşünmek yardımcı olabilir.

Suçluluk duygusu çok ağırsa ne yapmalıyım?

Suçluluk günlerce geçmiyor, uykunu, işini ya da ilişkilerini belirgin biçimde etkiliyorsa bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım. Umutsuzluk ya da kendine zarar verme düşünceleri varsa acil durumda 112'yi arayabilirsin.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir