“Potansiyelini kullanmıyorsun” cümlesinin bıraktığı izler

“Potansiyelini kullanmıyorsun” sözünü sen de çok mu duydun? DEHB'li yetişkinlerde bu cümlenin bıraktığı izleri ve onlarla barışmanın yollarını anlattım.

· · 5 dk okuma

Bazı cümleler bir kez söylenip geçmiyor. Karnenin arkasına, veli toplantısındaki fısıltılara, bir iş değerlendirmesinin son satırına yerleşiyor. Sonra yıllar geçse de bir köşede bekliyor ve en beklemediğin anda yeniden duyuluyor. Benim için o cümlelerin başında hep aynısı geldi: "Potansiyelini kullanmıyorsun."

Bu yazı, "potansiyelini kullanmıyorsun" cümlesinin DEHB'li pek çok yetişkinde bıraktığı izleri anlamaya çalışıyor. Kimseyi suçlamak için değil; o cümleyi yıllarca taşıyan birinin, artık onu yere bırakıp bırakamayacağını sormak için.

Kısaca: “Potansiyelini kullanmıyorsun” cümlesi çoğu zaman iyi niyetle söylenir ama sorunu isteksizlikte arar. DEHB'li biri için zorluk genellikle istemekte değil, isteği eyleme çevirmekte. Bu farkı görmek, cümlenin içerideki sesini yumuşatmanın ilk adımı olabilir.

“Potansiyelini kullanmıyorsun” aslında ne söylüyor?

İlk bakışta bir iltifat gibi duruyor. "Sende cevher var" demenin bir başka yolu. Ama cümlenin ikinci yarısı her zaman daha ağır basıyor: "...ama kullanmıyorsun." Yani kapasite var, eksik olan şey senin iraden, çaban, isteğin.

DEHB'le yaşayan biri için bu tarif genellikle doğru değil. İstek çoğu zaman oradaydı. Ödevi yapmak, odayı toplamak, projeyi bitirmek istiyordum. Eksik olan şey, o isteği masaya oturup başlamaya, sürdürmeye ve bitirmeye çeviren mekanizmaydı. Cümle bu mekanizmayı görmediği için, sorunu benim karakterime yükledi.

Bir de cümlenin içindeki gizli kıyas var. Potansiyel kimin ölçüsüne göre? Genellikle "senin yaşındakilerin yaptığı", "komşunun çocuğunun başardığı", "sınıfın ortalaması" gibi dışarıdan bir çizgiye göre. Kendi temponla, kendi yolunla yürümenin bu cümlede pek yeri yok.

İstemek ile yapabilmek arasındaki boşluk

DEHB'yi anlatırken en çok işime yarayan imgelerden biri, istek ile eylem arasında bir köprü düşünmek. Çoğu insan için bu köprü kısa ve sağlam; bir şeyi yapmak istediklerinde karşıya geçmek fazla düşünmelerini gerektirmiyor. Benim için köprü bazen uzun, bazen sallantılı, bazen de hiç yoktu.

Bu boşluğu dışarıdan görmek çok zor. Dışarıdan bakan biri sadece sonucu görüyor: ödev teslim edilmemiş, oda toplanmamış, proje yarım kalmış. Aradaki saatleri, o işin etrafında dönüp duruşumu, kendime verdiğim sözleri, başlamaya çalışıp her seferinde kayıp gidişimi görmüyor. Görmediği için de en kolay açıklamaya uzanıyor: demek ki istemiyor.

Bu boşluğun bir adı olduğunu öğrenmek bana büyük bir rahatlama verdi. İşe başlamakta zorlanmak, zaman algısının farklı işlemesi, ilgi duyulmayan işlerde motivasyonun neredeyse hiç oluşmaması DEHB'li yetişkinlerin sık anlattığı deneyimler. Bunlar istekle değil, zihnin nasıl çalıştığıyla ilgili. Bunu bilmek boşluğu kapatmadı ama içine düştüğümde kendime daha az kızmamı sağladı.

Bu cümle içeride nasıl büyüyor?

Benim deneyimimde bu cümle zamanla üç farklı ses olarak geri döndü.

Birincisi sürekli bir borç hissi. Sanki biri bana bir hesap açmış ve ben her gün o hesabı kapatamıyormuşum gibi. Ne yaparsam yapayım, yaptığım şey "aslında yapabileceğim" şeyin gölgesinde kalıyordu. Bir şeyi bitirdiğimde sevinmek yerine "daha iyisini yapabilirdin" diye düşünüyordum.

İkincisi kendimi asla tam tanıyamama. Eğer sorunum isteksizlikse, o zaman zorlandığım her an bir ahlaki zaaf demekti. Bu da zorluklarıma merakla bakmamı engelledi. Neden başlayamadığımı sormak yerine, başlayamadığım için kendimi cezalandırdım.

Üçüncüsü başarıyla bile barışamamak. İyi giden dönemlerde bile içimde bir ses "Bak, yapabiliyormuşsun; demek ki diğer zamanlarda sadece istemiyordun" diyordu. Böylece iyi günler bile kötü günlerin suçlaması için kanıta dönüşüyordu.

Potansiyel bir borç değil

Bunu fark ettiğimde kendime şunu sordum: Ya potansiyel ödenmesi gereken bir borç değil de, keşfedilmeyi bekleyen bir alan ise? Bir borç seni sürekli eksik hissettirir. Bir alan ise içinde dolaşmana, neyin işe yaradığını denemene izin verir.

Bu küçük kayma bana iyi geldi. "Potansiyelimi kullanıyor muyum?" yerine "Bugün bana ne iyi geliyor, hangi koşulda daha iyi çalışıyorum?" diye sormaya başladım. Soru değişince, cevaplar da daha az utanç taşımaya başladı.

Cümleyi yeniden yazmak

O eski cümleyi silmek mümkün değil, en azından benim için olmadı. Ama yanına yeni cümleler yazmak mümkün. Ben bunu kelimenin tam anlamıyla bir defterde yaptım. Sol tarafa duyduğum eski cümleleri, sağ tarafa bugün kendime söyleyebileceğim daha gerçekçi versiyonlarını yazdım:

  1. Eski: "Potansiyelini kullanmıyorsun." Yeni: "Bazı koşullar bana uymuyordu ve o zaman bunu bilmiyordum."
  2. Eski: "Biraz çabalasan yaparsın." Yeni: "Çaba gösteriyordum, sadece görünmeyen yerlerde."
  3. Eski: "Zekisin ama dağınıksın." Yeni: "Zihnim farklı çalışıyor; bunu anlamak için kendime zaman tanıyorum."
  4. Eski: "İstersen yaparsın." Yeni: "İstemek yetmiyor, başlamak için desteğe ihtiyacım olabiliyor."

Sağ taraftaki cümlelere hemen inanmadım. İlk zamanlar biraz yapay geldiler. Ama tekrar ettikçe, en azından eski cümlenin tek gerçek olmadığını hatırlamaya başladım.

Söyleyenleri anlamak, kendini kurtarmak

Bu cümleyi söyleyen insanlara uzun süre kırgındım. Kırgınlığım bazen öfkeye, bazen de onlara haklı olduklarını kanıtlama telaşına dönüştü. Sonra çoğunun ellerindeki tek dilin bu olduğunu düşündüm. Onlar da ne gördüklerini anlatacak başka bir kelime bulamamışlardı. Zeki ama dağınık bir çocuk, onlar için de bir bilmeceydi.

Bunu anlamak, cümlenin bende bıraktığı izi küçültmedi. Ama o izi taşımanın bir yükümlülük olmadığını görmemi sağladı. Onlar o zaman ellerindeki bilgiyle bir yorum yaptılar; ben bugün elimdeki bilgiyle başka bir yorum yapabilirim.

Bazen bu iz çok derin olabiliyor. Eğer bu tür cümleler hâlâ gündelik hayatında sık sık ortaya çıkıyor, kararlarını, ilişkilerini ya da kendine bakışını belirgin biçimde etkiliyorsa, bunu bir psikologla konuşmak iyi bir adım olabilir. Eski cümlelerle yeni bir ilişki kurmak bazen bir eşlikçiyle daha kolay oluyor.

Çevrendekiler için küçük bir not

Belki sen de bir gün birine bu cümleyi kurmak üzeresin. Bir çocuğa, bir öğrenciye, bir iş arkadaşına. O an şunu düşünebilirsin: Bu kişi gerçekten istemediği için mi yapmıyor, yoksa istediği halde bir yerde mi takılıyor?

Merak eden sorular genellikle hüküm veren cümlelerden daha uzağa götürüyor. "Bunu yaparken seni en çok ne zorluyor?" "Nasıl bir ortamda daha rahat çalışıyorsun?" "Sana nasıl destek olabilirim?" Bu sorular, DEHB'li birine kendini anlatma fırsatı veriyor.

Aynı soruları kendine de sorabilirsin. Ben bir dönem her zorlandığım işin yanına küçük bir not düşmeye başladım: "Burada beni ne durdurdu?" Bazen cevap sıkıcılıktı, bazen belirsizlik, bazen de işin nereden başlayacağını bilmemek. Bu notlar zamanla bana kendi kullanım kılavuzumu yazdırdı. O kılavuzda "potansiyelini kullanmıyorsun" diye bir madde yok; onun yerine "belirsiz işleri küçük parçalara böl" ya da "sıkıcı işleri biriyle birlikte yap" gibi çok daha işe yarar cümleler var.

Son söz

“Potansiyelini kullanmıyorsun” cümlesi bende uzun yıllar bir terazi gibi durdu. Her yaptığımı onunla tarttım ve hep eksik buldum. Şimdi o teraziyi bir kenara koymaya çalışıyorum. Her zaman başaramıyorum ama denedikçe biraz daha hafifliyorum.

Eğer sen de bu cümleyi çok duyduysan, bugün sana şunu söylemek istiyorum: Zorlandığın her an, istemediğin anlamına gelmiyordu. Belki sadece kimse sana neyin zor geldiğini sormadı. Şimdi sen kendine sorabilirsin.

Sık sorulanlar

“Potansiyelini kullanmıyorsun” demek neden incitici olabilir?

Çünkü zorluğun kaynağını isteksizlikte ya da karakterde arıyor. DEHB'li biri için sorun çoğu zaman istemek değil, isteği eyleme dökmek; bu cümle o farkı görmediği için suçluluğu büyütebiliyor.

Bu cümleyi çok duymuş biri olarak ne yapabilirim?

Önce cümlenin sende bıraktığı hissi fark etmeyi, sonra onu daha gerçekçi bir dille yeniden yazmayı deneyebilirsin. Etkisi çok derinse ve gündelik hayatını zorluyorsa bir psikologla bunun üzerine konuşmak iyi gelebilir.

DEHB'li bir yakınıma bunun yerine ne söyleyebilirim?

Neyin zor geldiğini merak eden cümleler genellikle daha iyi karşılanıyor. “Bunu yaparken neresi zorluyor?” ya da “Nasıl destek olabilirim?” gibi sorular hüküm vermek yerine kapı açıyor.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir