Küçük kazanımları görmek: yapılmayanlardan önce yapılanlar

Küçük kazanımlar çoğu zaman görünmez kalır. DEHB'li zihnin yapılanları nasıl sildiğini ve gün sonunda yaptıklarımı görmeyi nasıl öğrendiğimi yazdım.

· · 5 dk okuma

Bazı sabahlar şöyle geçiyor: kalkıyorum, yatağı topluyorum, pencereyi açıyorum, kahvemi yapıyorum ve bilgisayarın başına oturuyorum. Sonra öğlene kadar yapmam gereken işe başlayamıyorum. Akşam o günü hatırladığımda aklımda tek bir cümle vardı: "Bütün sabahı boşa harcadın." Yatağı, pencereyi, kahveyi, hatta öğleden sonra sonunda başladığım işi bile hatırlamıyorum.

Küçük kazanımlar böyle kayboluyor. Zihnim yapılanları anında siliyor, yapılmayanları ise kalın harflerle bir kenara yazıyor. Bu yazı, o silgiyi biraz yavaşlatmaya, günün tamamını görmeye çalışırken öğrendiklerimi anlatıyor.

Kısaca: Küçük kazanımlar DEHB'le yaşarken kolayca görünmez olabiliyor, çünkü zihin eksikleri daha kolay kaydediyor. Yapılanları bilinçli olarak not etmek günün daha gerçekçi bir resmini çiziyor. Bu kendini kandırmak değil, resmin eksik yarısını tamamlamak.

Küçük kazanımlar neden görünmez kalıyor?

Benim zihnim bir şeyi bitirdiğimde onu hemen arşive kaldırıyor. "Tamam, o iş bitti" deyip bir sonraki eksiğe geçiyor. Yapılmayan işler ise masanın üstünde, gözümün önünde kalıyor. Gün sonunda masaya baktığımda sadece onları görüyorum.

DEHB'le yaşarken bu dengesizlik daha belirgin hale gelebiliyor. Bir yandan pek çok iş yarım kalıyor ya da gecikiyor; bu yüzden eksik listesi zaten uzun. Öte yandan yaptığım şeylerin çoğu küçük, dağınık ve görünmez: bir faturayı ödemek, bir formu doldurmak, bir randevuyu hatırlatan birine teşekkür etmek gibi. Bunlar bir "başarı" gibi hissettirmediği için hiç sayılmıyor.

Bir de "olması gereken" düşüncesi var. Yatağı toplamak, yemek yemek, duş almak gibi şeyleri "zaten herkes yapıyor" diye kenara atıyorum. Oysa bazı günler bunlar benim için gerçekten çaba gerektiriyor. Çaba gerektiren bir şeyi yapmak, ne kadar sıradan görünürse görünsün, bir kazanım.

Zihnin eksik defteri

Bir dönem fark ettim ki kafamda sürekli açık duran bir "eksikler defteri" var. Bu defterin sayfaları hiç kapanmıyor, her yeni gün bir öncekinin eksiklerini devralıyor. Yapılanlar içinse bir defter yoktu; onlar havada kaybolup gidiyordu. İki defterden sadece biri tutulduğunda, ortaya çıkan tablonun adaletsiz olması kaçınılmazdı.

Yapılanlar listesi denemesi

Bu fark edişten sonra basit bir şey denedim: gün sonunda bir yapılanlar listesi tutmak. Yapılacaklar listesinin tam tersi; gün içinde gerçekten yaptığım her şeyi yazdığım bir liste. Kural tek: ne kadar küçük olursa olsun yazılıyor.

İlk denemelerimde listeyi yazmak bana tuhaf geldi. "Su içtim" yazarken kendimi biraz gülünç hissettim. Ama listenin sonuna geldiğimde, o gün sandığımdan çok daha fazla şey yaptığımı görmek beni şaşırttı. "Hiçbir şey yapmadım" dediğim günlerde bile listede on beş, yirmi madde birikiyordu.

Benim listemde genellikle şu tür şeyler oluyor:

  • Bir mesajı cevapladım, uzun zamandır bekleyen bir tanesini.
  • Bulaşığın yarısını yıkadım.
  • Bir randevu aldım ya da bir randevuya gittim.
  • Bir işe başladım, bitmese bile.
  • Yorgun olduğumu fark edip erken yattım.
  • Kendime sert bir cümle kurduğumu fark ettim ve onu değiştirdim.

Son madde özellikle önemli. İçeride olan değişimler de kazanım sayılıyor; hatta bazen en büyükleri onlar oluyor.

Başlamak da bir kazanım

DEHB'le yaşarken en zor anlardan biri işe başlamak. Bir şeyi bitirmek bir yana, ona sadece oturmak bile büyük bir enerji istiyor. Bu yüzden ben başlamayı da ayrı bir kazanım olarak sayıyorum.

Bir dosyayı açmak, bir belgenin başlığını yazmak, spor ayakkabılarını giymek. Bunlar dışarıdan bakınca küçük adımlar ama içeride çoğu zaman en zor eşiği geçmek anlamına geliyor. Bitirilmeyen bir işi sadece "yapılmadı" diye kaydetmek, o eşiği geçmek için harcanan çabayı görünmez kılıyor.

Yarım da sayılıyor

Bir başka küçük kural: yarım kalan şeyler de sayılıyor. Bulaşığın yarısı, raporun ilk sayfası, odanın bir köşesi. "Tamamlanmadıysa yapılmamış sayılır" düşüncesi, beni çoğu zaman hiç başlamamaya itiyordu. Yarımı saymak, bir dahaki sefere kaldığım yerden devam etmeyi kolaylaştırdı.

Küçük kazanımları görmek, kendini kandırmak mı?

Bu soruyu kendime çok sordum. İçimdeki ses bazen "Bu kadar küçük şeyleri saymak kendini avutmak" diyor. Ama bir şeyi görmezden gelmek ile onu fark etmek arasında bir fark var. Ben yapılmayanları görmezden gelmiyorum; sadece yapılanları da görmeye çalışıyorum.

Bunu bir hesap defteri gibi düşünüyorum. Sadece giderleri yazıp gelirleri hiç kaydetmeyen bir defter, gerçek durumu göstermez. Bütün günü değerlendirmek için ikisine de bakmak gerekiyor. Küçük kazanımları yazmak, kendime yalan söylemek değil; eksik kalan tarafı tamamlamak.

Üstelik bu listeyi tutmak, ertesi gün için de işime yarıyor. Neyi yapabildiğimi görmek, neyin bana iyi geldiğini anlamamı sağlıyor. Hangi saatlerde daha rahat başladığımı, hangi işlerin kolay aktığını bu listeden öğrendim.

Kötü günlerde ölçü değişiyor

Küçük kazanımları görmeyi öğrenirken önemli bir şey daha fark ettim: Her günün ölçüsü aynı değil. Enerjimin yerinde olduğu bir günde üç işi bitirmek normal gelebilir. Ama uykusuz, kaygılı ya da tükenmiş olduğum bir günde yataktan kalkıp yüzümü yıkamak bile gerçek bir kazanım olabiliyor.

Eskiden her güne aynı cetvelle bakıyordum. İyi günümün çıtasını kötü günlerime de dayatıyor, sonra o çıtanın altında kaldığım için kendime kızıyordum. Şimdi güne başlarken kendime şunu sormaya çalışıyorum: "Bugün elimde ne kadar enerji var?" Kazanımları da o enerjiye göre okuyorum.

Bu, kötü günlerde her şeyi bırakmak anlamına gelmiyor. Sadece o günlerde attığım küçük adımların, iyi günlerdeki büyük adımlar kadar değerli olduğunu kabul etmek anlamına geliyor. Zor bir günde bir maili yanıtlamak, kolay bir günde bir projeyi bitirmek kadar emek isteyebiliyor. İkisini de aynı özenle kaydetmek, kendime karşı daha adil olmamı sağlıyor.

Bir de şunu ekleyeyim: Bazı günler listeye yazacak tek bir şey bulamayabilirsin. O günlerde listeye "bugün çok zordu ve atlattım" yazmak da yeterli. Atlatmak da bir kazanım.

Listeyi canlı tutmak için küçük ipuçları

Her alışkanlık gibi yapılanlar listesi de bazen unutuluyor. Benim için işe yarayan birkaç küçük şey var:

  1. Aynı yeri kullanmak: Telefonda tek bir not ya da yatağın yanında küçük bir defter. Aramakla vakit kaybetmemek için.
  2. Akşam rutinine bağlamak: Diş fırçaladıktan sonra iki dakika listeye bakmak gibi, zaten yaptığım bir şeyin ardına eklemek.
  3. Kısa tutmak: Uzun açıklamalar yok, sadece birkaç kelime. Liste bir rapor değil.
  4. Atlanan günlere kızmamak: Bir hafta yazmadıysam, bıraktığım yerden devam ediyorum. Boş günler listeyi geçersiz kılmıyor.
  5. Zaman zaman geriye bakmak: Kötü bir günde eski listelere göz atmak, "her şey hep böyleydi" düşüncesini yumuşatıyor.

Kendime not

O sabahlardan birini tekrar düşünüyorum. Yatak toplandı, pencere açıldı, kahve yapıldı. Öğleye kadar işe başlayamadım ama öğleden sonra başladım. Bu, "bütün sabahı boşa harcadın" cümlesinden çok daha doğru bir hikâye.

Küçük kazanımları görmek, günü güzel göstermek için değil, onu olduğu gibi görmek için. Eksikleri sayan bir ses zaten içimde yaşıyor; ona eşlik edecek, yapılanları da sayan ikinci bir sese ihtiyacım vardı. Bu akşam sen de o ikinci sesi bir kez dinlemeyi deneyebilirsin.

Sık sorulanlar

Küçük kazanımları fark etmek neden önemli?

Çünkü zihin genellikle eksikleri daha kolay kaydediyor. Yapılanları görünür kılmak, günün daha gerçekçi bir resmini çizmeye ve yeniden başlamak için gereken enerjiyi bulmaya yardımcı olabilir.

Yapılanlar listesi nasıl tutulur?

Gün içinde ya da gün sonunda yaptığın her şeyi, ne kadar küçük olursa olsun yazmak yeterli. Bulaşığın yarısını yıkamak, bir maili açmak ya da su içmek de bu listeye girebilir.

Küçük şeyleri saymak kendini kandırmak değil mi?

Benim deneyimimde tam tersi oldu. Sadece eksikleri saymak gerçeğin yarısını görmekti; küçük kazanımları eklemek resmi tamamlamaya yardım etti.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir