“Neden bu kadar basit bir şeyi yapamıyorum?” Bu soruyu hayatım boyunca binlerce kez sordum. Fark ettiğim şey, aynı sorunun iki farklı sesle sorulabildiği oldu. Birinde sorunun arkasında bir yargıç oturuyor ve cevap beklemiyor; sadece hükmünü veriyor. Diğerinde ise meraklı biri var ve gerçekten cevabı öğrenmek istiyor.
Kendimi anlamaya çalışmak, benim için bu iki sesi ayırt etmeyi öğrenmekle başladı. Bu yazıda, kendimi anlamak istediğimde yargıyı bir kenara bırakıp merakı nasıl seçtiğimi, küçük gözlemlerle neler fark ettiğimi ve bu sürecin sınırlarını yazıyorum.
Kısaca: Kendimi anlamak, benim için "neden böyleyim" diye suçlamak yerine "ne zaman, nasıl, neyle" diye merak etmek demek. Küçük gözlemler örüntüleri görünür kılıyor. Bu süreç tanı yerine geçmiyor ama bir uzmana gittiğimde de, gitmediğimde de işe yarıyor.
Kendimi anlamak neden bu kadar zor?
Uzun süre kendimi başkalarının ölçüleriyle okudum. Bir şey benim için zor olduğunda, bunu "ben nasıl zorlanıyorum" diye değil, "herkes yapabiliyorsa ben neden yapamıyorum" diye değerlendirdim. Bu bakış açısıyla iç gözlem yapmak imkânsız, çünkü her gözlem baştan bir mahkeme kararına dönüşüyor.
Bir de şu var: DEHB'le yaşarken zihin çoğu zaman çok hızlı ve çok gürültülü çalışıyor. Bir şey olduğunda hemen ardından yeni bir şey geliyor ve neyin neden yaşandığına bakacak boşluk bulamıyorum. Günlerim "olay – sonraki olay – sonraki olay" diye akıyor ve kendi üzerime düşünme anı kayıp gidiyor.
Üstelik zorluklarımın çoğunu uzun yıllar boyunca bir karakter kusuru olarak yorumladım. Bu yüzden kendimi anlamaya çalışmak bile bir tür savunma gibi görünüyordu: "Bahane arıyorsun." Bu cümleye aşağıda tekrar döneceğim.
Yargı yerine merakı seçmek
Yargı ile merak arasındaki fark soruların biçiminde saklı. Yargı bir sonuç dayatıyor: "Ben tembelim", "Hiçbir şeyi bitiremiyorum." Merak ise soru soruyor: "Bu işe başlamak neden bugün bu kadar zor?", "Bu hâl bende ne zaman daha sık görülüyor?"
Yargı bittiği yerde merak başlıyor. Yargı "bunu düzeltmem gerek" diyor, merak "bunu anlamam gerek" diyor. Birincisi baskı yaratırken ikincisi alan açıyor.
Merak etmeyi öğrenirken kendime sorduğum birkaç soru şunlar:
- Bu an bedenimde nasıl hissediliyor? Gergin miyim, yorgun mu, aç mıyım?
- Bundan hemen önce ne oldu?
- Bu durum bana tanıdık geliyor mu? Daha önce de benzer bir şey yaşadım mı?
- Şu an neye ihtiyacım olabilir?
- Aynı durumdaki bir dostuma ne sorardım?
Bu soruların cevabını hep bulamıyorum. Ama soruyu sormak bile içimdeki yargıcın sesini biraz kısıyor ve yerine bir araştırmacı merakı koyuyor.
“Neden” yerine “ne zaman”
Bir şeyi fark ettim: "Neden" sorusu çoğu zaman suçlayıcı bir tona kayıyor. "Neden başlayamıyorum?" diye sorduğumda, cevap içimde hazır duran bir yargı oluyor. "Ne zaman başlayabiliyorum?" diye sorduğumda ise gerçek bir veri toplamaya başlıyorum.
Mesela bazı sabahlar işe başlamak daha kolay geliyor. Bunun neyle ilgili olduğunu, yani uykumla, ortamla, önceki akşamla mı yoksa o günkü ruh halimle mi ilgili olduğunu fark etmek için "ne zaman" sorusu çok daha cömert.
Merak da bazen yorucu
Dürüst olayım: Her zaman meraklı olamıyorum. Çok yorgun ya da çok kırgın olduğum günlerde "ne zaman, neyle, nasıl" soruları fazla geliyor. O günlerde kendimi merakla da zorlamıyorum. Sadece "bugün anlamaya gücüm yok" demek de bir öz şefkat biçimi. Anlama işi bir sınav değil; acelesi olmayan, istediğim zaman bırakıp istediğim zaman geri dönebileceğim bir şey.
Örüntüleri görmek için küçük bir gözlem alışkanlığı
Kendimi anlamak büyük bir keşif yolculuğu olmak zorunda değil. Benim için en çok işe yarayan şey, çok küçük, çok kısa ve yargısız gözlem notları oldu. Bunu şöyle yapıyorum:
- Kısa tutmak: Günde bir iki cümle. "Bugün öğleden sonra daha rahat odaklandım" ya da "Kalabalık ortamdan sonra dağıldım" gibi.
- Sadece gözlemlemek: Yorum yapmıyor, sebep aramıyor, çözüm üretmiyorum. Önce sadece kaydediyorum.
- Haftada bir göz atmak: Notlara bir hafta sonra bakınca, tekrar eden şeyler kendiliğinden belirginleşiyor.
- Küçük bir deney seçmek: Fark ettiğim örüntüye göre tek bir şeyi değiştirmeyi deniyorum. Mesela zor işleri daha rahat olduğum saate almak.
- Sonucu da not etmek: İşe yaradıysa ne iyi, yaramadıysa bu da bir bilgi.
Notlarda en çok şaşırdığım şey, kendimle ilgili bazı kabullerimin yanlış çıkması oldu. "Sabahları iyi çalışamam" diye bildiğim bir şeyin, uykumun ve ortamımın değiştiği zamanlarda değiştiğini gördüm. Demek ki bildiğimi sandığım birçok şey, aslında koşullara bağlıymış.
Bu notlar zamanla bana kendi kullanım kılavuzumu çıkarttı. Mükemmel bir kılavuz değil ve zaman zaman güncellenmesi gerekiyor, ama ilk defa kendimi suçlamak yerine kullanmaya yarayan bir şeyim oldu.
Anlamak bahane aramak mı?
Kendimi anlamaya çalıştığımda içimden bir ses hemen itiraz ediyor: "Bunlar bahane." Bu sesi ciddiye alıyorum çünkü bazen haklı olabilir; bazen gerçekten bir işten kaçıyor olabilirim. Ama anlamak ile bahane aramak arasında fark var.
Bahane, "Ben DEHB'liyim, bu yüzden yapamam" der ve orada bırakır. Anlamak ise "Bu konuda zorlanıyorum, nedenini ve ne işe yaradığını araştırayım" der ve bir yol aramaya başlar. Bir tanesi kapıyı kapatır, diğeri açar.
Benim deneyimimde kendimi anlamak sorumluluğumu azaltmadı; tam tersine artırdı. Çünkü artık "elimde ne var, neye ihtiyacım var" sorusuna dürüstçe bakabiliyorum ve buna göre bir şey yapma olasılığım artıyor.
Kendini anlamanın sınırları
Kendi gözlemlerimin değerli olduğuna inanıyorum ama sınırlı olduğunu da kabul etmem gerekiyor. Kendi iç dünyam hakkında yanılabilirim. Bazı örüntüleri göremeyebilirim, bazılarını da olduğundan farklı yorumlayabilirim. Bu yüzden notlarımı kesin hükümler gibi değil, deneme niteliğinde hipotezler gibi görüyorum.
Bir de şunu vurgulamak istiyorum: Kendi kendime yaptığım gözlemler tanı koymak yerine geçmez. Yetişkinlerde DEHB değerlendirmesini bir psikiyatrist yapar. Kendimi anlamaya çalışırken fark ettiklerim, o görüşmede işe yarayacak bir malzeme olabilir ama yerine geçmez. Zorlandığın şeylerin arkasında başka bir durum olup olmadığını da yalnızca bir uzman değerlendirebilir.
Eğer anlamaya çalışırken derin bir üzüntü, umutsuzluk ya da kendine zarar verme düşüncesiyle karşılaşırsan, lütfen bir sağlık profesyoneline ulaş; acil bir durumda 112'yi arayabilirsin. Kendini anlamak nazik bir süreç olmalı; seni yalnız bırakan bir yer olmamalı.
Kendime not
Hâlâ bazı günler "neden" sorusunu yargıçla soruyorum. Fark ettiğimde sadece bir kere durup soruyu yeniden kuruyorum: "Bunu merak etsem ne sorardım?" Çoğu zaman cevap beklediğimden daha yumuşak çıkıyor.
Kendini anlamak bir varış noktası değil, bir tür ömürlük sohbet. Her gün biraz daha tanıdığın, bazen şaşırdığın, bazen kırıldığın ama vazgeçmediğin bir sohbet. Bu akşam kendine bir tane küçük, meraklı soru sorabilirsin. Cevabın hemen gelmesi gerekmiyor.