Bazı haftalar bittiğinde, o haftayı yaşayan kişi ben değilmişim gibi hissediyorum. Yapılacakların çoğuna yetişmişim, mesajları cevaplamışım, insanlarla bir arada olmuşum ama içimde kuru bir sünger kalmış. Ertesi gün ya da ondan sonraki gün gelen o ağır, boş hâl için bir isim bulmam epey zaman aldı: toparlanma günleri.
Toparlanma günleri, bende yoğun bir dönemin ardından enerjiyi yeniden toplamak için ayırdığım, kimseye ve hiçbir şeye bir şey kanıtlamak zorunda olmadığım günler. Bu yazıda onların ne olduğunu, ne olmadığını ve kendime suçluluk hissettirmeden nasıl geçirmeye çalıştığımı yazıyorum.
Kısaca: Toparlanma günü, yorucu bir dönemin ardından beklentileri bilerek küçülttüğüm, enerjimi yeniden topladığım gündür. Tembellik değil, bir bakım biçimi. İşe yarayan şey günü ne kadar yavaş geçirdiğim değil, o gün kendime yargısız davranabilmem.
Toparlanma günü tam olarak nedir?
Bunu bir tatil gibi düşünmüyorum, çünkü tatil genellikle planlı ve keyifli bir şey. Toparlanma günü çoğu zaman plansız geliyor ve keyifli de olmayabiliyor. Daha çok bir sistemin kendini yeniden başlatması gibi: ışıklar yanıyor ama yoğun bir iş yapılmıyor.
Bende bu günlerin tipik işareti şu: yapılacaklar listesine baktığımda hiçbirini seçemiyorum, hatta seçmeye çalışmak bile yorucu geliyor. Sesler biraz fazla yüksek, mesajlar biraz fazla acil görünüyor. Dikkatim dağılıyor ama dağıldığı yerde bile tutunacak bir şey bulamıyorum.
DEHB'le yaşarken bu günleri sık yaşamamın bir nedeni olabilir. Dikkat, planlama ve duygu yönetimi gibi şeyleri sürekli ekstra çabayla yürüttüğümde, görünmeyen bir yorgunluk birikiyor. Bunu kendi gözlemim olarak söylüyorum; tıbbi bir açıklama yapmaya çalışmıyorum. Ama birikimin bir yerde ödendiğini çok net görüyorum.
Neden bu günleri hâlâ kendime çok görüyordum?
Bir dönem toparlanma günlerini "kayıp gün" olarak yaşadım. Sabah kalkıp bir şey yapamadığımı fark ettiğimde hemen bir hesap başlıyordu: "Bugün de boşa gitti, geri kalacaksın." Dinlenmek istediğim gün, dinlenemeden hesap vermeye başlıyordum.
Sorun günün kendisinde değil, ona yapıştırdığım etiketteydi. Aynı günü "toparlanma günü" diye adlandırdığımda aynı yatak, aynı çay, aynı sessizlik bambaşka bir anlam taşıyor. Biri cezaymış gibi, diğeri bir ihtiyacın karşılanmasıymış gibi geçiyor.
Üstelik toparlanmayı ertelediğimde bedelinin daha ağır olduğunu da öğrendim. Yorgunluğu görmezden gelip bir sonraki işe geçtiğimde, günler sonra beklenmedik bir yerde, bambaşka bir sebeple dağılıyordum. O dağılmayı artık "kayıp gün" saymıyorum; erteleme faizi olarak görüyorum.
Toparlanma gününde ne yapıyorum?
Burada bir reçete yok, çünkü herkesin toparlanması farklı. Ben kendi günlerimde şunlara bakıyorum:
- Beklentiyi önceden küçültmek: Sabah ilk iş, o gün için tek bir "yeterli" ölçüsü koyuyorum. Bazen bu "yemek yedim ve su içtim" oluyor.
- Uyarıcıyı azaltmak: Bildirimleri kısıyor, mümkünse ekrandan biraz uzak duruyorum. Duyusal yükü düşürmek bana iyi geliyor.
- Bedenime bakmak: Düzenli bir şeyler yemek, bir yürüyüş, sıcak bir duş. Bunlar büyük işler değil ama sistemi yeniden ayağa kaldırıyor.
- Düşük çaba, düşük risk işler: Çamaşırı katlamak, bir müzik listesi dinlemek, pencereden bakmak. Başlaması kolay, bitirmemin baskısı olmayan şeyler.
- Gün sonunda küçük bir not: "Bugün dinlendim" demek yeterli. Yargısız ve kısa.
Böyle bir gün nasıl akıyor?
Çoğu zaman çok sıradan akıyor. Geç kalkıyorum, ilk saatlerde ne yapacağımı düşünmeden öylece oturuyorum. Öğleye doğru bir şeyler yiyor, belki kısa bir yürüyüşe çıkıyorum. Öğleden sonra kendimi biraz daha toparlanmış hissedersem küçük bir iş yapıyorum, hissetmezsem yapmıyorum. Akşama doğru çoğunlukla içimdeki gürültü azalmış oluyor. Bunun bir formülü yok; ama akışa karışmamak, akışın kendi hızında akmasına izin vermek bana yarıyor.
Ne yapmamaya çalışıyorum?
Toparlanma gününü bir telafi gününe çevirmemeye dikkat ediyorum. "Madem boşum, şu geri kalmış her şeyi bitireyim" cümlesi çok cazip ama günü eski yorgunluğun üstüne yeni bir yük bindirmeye dönüştürüyor. Ayrıca yoğun duygusal konuşmaları, büyük kararları ve geçmişi didikleyen düşünceleri o güne bırakmamaya çalışıyorum. Yorgun zihin, çoğu zaman en acımasız hâkimdir.
Toparlanma günü ile kaçınma nasıl ayrılır?
Dürüst olmak gerekirse bu sınır bazen bulanık. "Dinleniyorum" derken aslında yapmak istemediğim bir işten kaçıyor olabilirim. Bunu ayırt etmek için kendime birkaç soru soruyorum:
- Bu günden önce gerçekten yoğun ya da zorlu bir dönem geçirdim mi?
- Bedenim ve zihnim yorgun mu, yoksa sadece belirli bir işten mi kaçıyorum?
- Günün sonunda daha mı dinlenmiş hissediyorum, yoksa daha mı gergin?
Yanıtlar her zaman net olmuyor. Net olmadığında da kendimi mahkemeye çıkarmıyorum; bir sonraki gün ne hissettiğime bakıyorum. Eğer ertesi gün biraz daha hafifsem, o gün işe yaramış demektir. Eğer aynı ağırlık sürüyorsa, bu bilgi de kıymetli.
Bu soruları yargılamak için değil, merak etmek için soruyorum. Bir şeyden kaçtığımı fark etsem bile, bu "kötü biri olduğum" anlamına gelmiyor; yalnızca o işin benim için neden bu kadar zor olduğuna bakmam gerektiği anlamına geliyor.
Toparlanma günlerini planlamak mümkün mü?
Zamanla toparlanma günlerini tamamen sürpriz olarak karşılamak yerine biraz öngörmeye çalıştım. Çok yoğun bir haftanın, kalabalık bir etkinliğin ya da duygusal olarak yorucu bir konuşmanın ardından boş bir gün bırakabiliyorsam bırakıyorum. Bu mümkün olmadığında en azından sonrasının ağır geçebileceğini kendime baştan söylüyorum.
Bunu yapmak, o güne gelmeden onu bir "başarısızlık" olarak okumama yardım ediyor. "Bugün çok şey yaptım, yarın yavaşlayacağım" demek, "yine çöktüm" demekten çok daha az sert.
Bu küçük hazırlıkların bir yararı daha var: etrafımdaki insanlara da bunu söyleyebiliyorum. "Bu hafta çok yoruldum, hafta sonu kendime zaman ayıracağım" demek, sonradan sessizce kaybolmaktan çok daha anlaşılır bir şey. Başkalarına ihtiyacımı söylemek de bir tür öz şefkat.
Elbette her zaman olmuyor. Bazı günler planım olmadan üstüme geliyor ve elimde başka seçenek bulunmuyor. O zaman da kendime şunu söylemeye çalışıyorum: bu günün adı kayıp değil, toparlanma.
Ne zaman başka bir şeyden şüphelenmeliyim?
Toparlanma günlerinin bir ritmi oluyor: yoğunluk, ardından yavaşlama, sonra tekrar hareket. Eğer yavaşlama günlerce, haftalarca sürüyorsa, hiçbir şey eskisi gibi keyif vermiyorsa ya da gündelik işlerin tamamı imkânsız gelmeye başladıysa, bu durum bir "toparlanma günü"nün ötesinde bir şey olabilir. Bunu ben tanımlayamam; bir psikiyatrist ya da psikolog durumu birlikte değerlendirebilir.
Eğer kendine zarar verme düşüncesi ya da umutsuzluk hissediyorsan, lütfen bir sağlık profesyoneline hemen ulaş; acil durumda 112'yi arayabilirsin. Toparlanma günleri küçük bir mola içindir; seni bu kadar ağır bir yerde yalnız bırakmak için değil.
Kendime not
Bir dönem toparlanma günleri bana "yine yetemedim" cümlesinin başka bir hâli gibi geliyordu. Şimdi onları bir tür kişisel bakım noktası gibi görüyorum: yol uzun, enerji sınırlı ve ara sıra durmak yol dışına çıkmak değil, yolun parçası.
Eğer bugün bir toparlanma günündeysen, bu yazıyı okumak dışında hiçbir şey yapman gerekmiyor. Pencereyi biraz aç, bir şey iç, bugünün ölçüsünü küçük tut. Yarın biraz daha hafif bir sen karşılayabilir seni.