DEHB ve mükemmeliyetçilik: standartlarımı yumuşatmak

DEHB'li biri olarak mükemmeliyetçiliğin neden hem başlamayı hem bitirmeyi zorlaştırdığını ve standartlarımı nasıl yumuşatmaya çalıştığımı anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir mesajı yazıp siliyorum. Yeniden yazıyorum, bir virgülü değiştiriyorum, ses tonunu fazla sert buluyorum, yeniden siliyorum. Bir saat sonra ortada hâlâ gönderilmiş bir mesaj yok ama içimde gönderilmemiş bir mesajın gerilimi var. Bu sahne bana yabancı değil. Dışarıdan bakan biri bunu "dağınıklık" ya da "kararsızlık" diye okuyabilir, ben içeride başka bir şey yaşıyorum: kusursuz olmak zorundaymış gibi hissediyorum.

DEHB ile mükemmeliyetçiliğin yan yana durabileceğini fark etmem zaman aldı. Bu yazıda dehb mükemmeliyetçilik ilişkisini kendi gözlemlerim üzerinden anlatıyor, standartlarımı tamamen bırakmadan nasıl yumuşatmaya çalıştığımı paylaşıyorum.

Kısaca: DEHB'li biri hem dağınık görünüp hem de içeride çok yüksek standartlar taşıyabilir. Bu yüksek standart, başlamayı da bitirmeyi de zorlaştırabiliyor. Standartları bırakmak yerine işe ve güne göre ayarlamak, “yeterince iyi” kavramını öğrenmek benim için yükü hafifletti.

DEHB ve mükemmeliyetçilik bir arada olabilir mi?

İlk bakışta bu birbirine ters düşüyor. Mükemmeliyetçi dendiğinde akla düzenli, titiz, her şeyi yerli yerinde tutan biri geliyor. Ben ise çoğu zaman geç başlayan, yarım bırakan, eşyalarını kaybeden biri olarak tanındım. Peki aynı insan nasıl mükemmeliyetçi olabilir?

Bence cevap şurada: Mükemmeliyetçilik davranışta değil, ölçüde yaşıyor. İçimdeki ölçü çok yüksek. O ölçüye ulaşamayacağımı bildiğim için bazen hiç denemiyorum, denesem bile yarıda bırakıyorum. Dışarıdan bu "umursamazlık" gibi görünüyor ama içeride durum tam tersi: çok umursadığım için bir şey yapamıyorum.

Bir de geçmişten gelen bir hikâye var. Çok eleştirildiğimde, hata yapmamak bir tür korunma biçimine dönüşüyor. "Eğer kusursuz olursam, kimse bana bir şey diyemez." Bu düşünce zamanla kendi kendini besleyen bir döngü yaratıyor: Ne kadar zorlandığımı örtmek için ne kadar çok çabalarsam, o kadar yoruluyorum.

DEHB mükemmeliyetçilik döngüsü başlamayı nasıl zorlaştırıyor?

Bir işe başlamak bende çoğu zaman ilk cümlenin, ilk adımın, ilk çizginin mükemmel olması gerektiği hissiyle birlikte geliyor. "Doğru yerden başlamam lazım", "önce her şeyi planlamalıyım", "uygun bir zamanda başlayayım." Bu cümleler masum görünüyor ama arkasında bir korku var: kötü bir başlangıç yapmak.

Böylece beklemeye başlıyorum. Doğru ruh hali, doğru gün, doğru ortam. Bu bekleyiş sırasında ne başladım ne de başlamadım; bir arafta duruyorum. Arafın en yorucu yanı, hiçbir şey yapmamış olmama rağmen yorulmuş olmam.

İşin ironik yanı, mükemmeliyetçiliği işe yarar bulduğum zamanlar da oluyor. Bir sunumu, bir metni ya da bir işi özenle hazırladığımda ortaya gerçekten güzel şeyler çıkabiliyor. O yüzden mükemmeliyetçiliği tamamen kötü bir şey gibi görmüyorum; sorun, ölçünün bana hizmet etmekten çıkıp bana hükmetmeye başladığı yerde.

Bitirmek de zor

Başlamak kadar bitirmek de sorun oluyor. Bir iş sonuna yaklaştığında, "şunu da düzelteyim, bir daha bakayım" diyerek son küçük kısmı sonsuza kadar uzatabiliyorum. Bitirmek, işin artık değerlendirilebilir hâle gelmesi demek; yargılanmaktan korkan bir zihin için bu, açık bırakmaktan daha riskli geliyor. Böylece iş aylarca "neredeyse bitti" etiketiyle bekliyor.

Bunu fark ettiğimden beri, işi bitirmeden önce kendime tek bir soru soruyorum: "Bu son düzeltme işin amacına hizmet ediyor mu, yoksa sadece beni rahatlatıyor mu?" Çoğu zaman cevap ikincisi. O zaman işi bırakıp bir sonraki adıma geçmek, bazen en şefkatli karar oluyor.

“Ya hep ya hiç” düşüncesini fark etmek

Mükemmeliyetçiliğimin en belirgin işareti "ya hep ya hiç" düşüncesi. Bir şeyi tam yapamayacaksam hiç yapmamak daha iyi. Odayı komple toplayamayacaksam toplamayayım. Bütün bir raporu bitiremeyeceksem açmayayım.

Bu düşüncenin içinde arada kalan alan yok. Hâlbuki hayatın büyük kısmı o arada kalan alanda geçiyor. Bu yüzden son zamanlarda kendimi şu cümleyle yakalamaya çalışıyorum: "Ya hep ya hiç mi diyorum şu an?" Sadece bu soruyu sormak bile bazen bir yumuşama sağlıyor.

Standartlarımı yumuşatmak için denediğim küçük şeyler

Mükemmeliyetçiliği bir anda bırakamıyorum; zaten bırakmaya çalışmak da başka bir mükemmeliyetçilik oluyor. Bu yüzden küçük, denenebilir şeylerle ilerliyorum:

  1. Çirkin ilk taslak: Bir işe başlarken kendime "bu taslak kötü olacak" diyorum. Kötü olma izni, başlama kapısını açıyor.
  2. “Bitti”nin tanımını önceden koymak: İşe başlamadan "bu iş şu hâle gelince bitmiş sayılır" diye yazıyorum. Aksi hâlde bitmiş bir iş hiçbir zaman yeterli görünmüyor.
  3. Süre sınırı koymak: "Bu işe yirmi dakika ayıracağım, sonra ne olduysa o." Süre dolduğunda çıkan sonuç çoğu zaman düşündüğümden iyi oluyor.
  4. İşin önemini ölçmek: Her işi aynı özenle yapmak zorunda değilim. Bir alışveriş listesi ile önemli bir başvuru aynı titizlik gerektirmiyor.
  5. Kasıtlı olarak kusurlu bırakmak: Küçük bir şeyi bilerek tam yapmadan bırakıp ne olacağını gözlemlemek. Çoğu zaman hiçbir şey olmuyor ve bu çok öğretici.

Yeterince iyi, gerçekten yeterli mi?

“Yeterince iyi” ifadesi bende uzun süre savunmasız bir cümle gibi duruyordu. Sanki pes etmenin kibar bir yoluydu. Sonra fark ettim ki yeterince iyi, işin amacına hizmet eden ve zamanında bitmiş bir şey demek. Kusursuz ama hiç tamamlanmamış bir işten daha çok değer üretiyor.

Burada yine kendi dürüstlüğümü korumam gerekiyor. Bazen "yeterince iyi" dediğimde, gerçekte kaçıyor olabilirim. O yüzden kendime şunu soruyorum: "Bu iş amacını yerine getiriyor mu?" Cevap evetse, orada duruyorum.

Bir de başkalarının gözü var. Çoğu zaman benim kendime koyduğum standartlar, başkalarının benden beklediğinden çok daha yüksek oluyor. Gönderdiğim bir mesajı karşımdaki "tamam, teşekkürler" diye okuyup geçerken, ben aynı mesajı gün boyu zihnimde tekrar tekrar düzeltiyorum. Bu farkı görmek biraz rahatlatıyor: Çoğu zaman kendimi izleyen en katı seyirci yine benim.

Kötü günlerde standardı değiştirmek

Standartlarım her gün aynı olmak zorunda değil. İyi uyuduğum, enerjimin yerinde olduğu bir günde yaptığım işin kalitesi ile tükenmiş olduğum bir günde yaptığım işin kalitesi farklı olacak. Bunu kabul etmek uzun zaman aldı.

Şimdi güne başlarken kendime "bugünün standardı ne?" diye soruyorum. Bazı günler cevap yüksek, bazı günler "sadece ayakta kalmak." İkisi de geçerli. Standardı günün koşullarına göre esnetmek, onu çöpe atmak anlamına gelmiyor; aksine onu daha uzun süre taşıyabilmem anlamına geliyor.

Mükemmeliyetçilik sürekli bir gerginlik, sürekli bir tetikte olma hâli getiriyorsa, uyku, iştah ya da günlük yaşamı belirgin biçimde etkiliyorsa bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım olabilir. Bunu tek başına taşımak zorunda olmadığını hatırlatmak isterim.

Son söz

Mesajı sonunda gönderdiğim günlerde ne olduğunu hatırlıyorum: Dünya yıkılmadı. Karşı taraf büyük ihtimalle hiçbir virgülü fark etmedi. Ben ise bir saat kazanmış oldum.

Mükemmeliyetçiliğimi tamamen yok etmeye çalışmıyorum; onu daha sakin, daha esnek, daha merhametli bir yere yerleştirmeye çalışıyorum. Eğer sen de bir mesajı yazıp silen taraftaysan, bu akşam bir tanesini kusurlarıyla birlikte göndermeyi denemek istersin belki. Küçük bir deney; sonucuna sadece merakla bakman yeterli.

Sık sorulanlar

DEHB'li biri mükemmeliyetçi olabilir mi?

Evet, olabilir. Dağınık ya da geç kalan biri gibi görünen birçok kişi içeride çok yüksek standartlar taşıyabiliyor. Bu iki durum bir arada yaşandığında hem başlamak hem bitirmek zorlaşabiliyor.

Mükemmeliyetçilik ertelemeyi nasıl etkiler?

Bir işi kusursuz yapamayacağımı düşündüğümde başlamak ağırlaşıyor. Çoğu zaman en ufak kusuru bile kabul edemediğim için ya işe hiç başlamıyorum ya da başlayıp bitiremiyorum.

Mükemmeliyetçiliği yumuşatmak standartları düşürmek demek mi?

Benim için hayır. Standartlarımı tamamen bırakmıyorum; onları günün koşullarına ve işin önemine göre ayarlamayı öğreniyorum. Her işin aynı özeni gerektirmediğini kabul etmek de bir beceri.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir