“Bu kısmı biraz daha netleştirebilir misin?” Okuduğum cümle buydu. Duyduğum cümle ise: “Yetersizsin.”
Bu iki cümle arasındaki mesafe, benim eleştiriyle olan ilişkimin özeti gibi. Biri bana bir düzeltme önerdiğinde, ben o düzeltmenin altında kişiliğime dair bir hüküm arıyorum. Ve genelde buluyorum, çünkü aramaya o kadar alışkınım ki. Bu yazıda eleştiriyi kişisel almamak için öğrendiğim, hâlâ öğrenmeye devam ettiğim şeyleri anlatıyorum. Reddedilme hassasiyetinin duygusal tarafından çok, gündelik hayatta bir eleştiriyi nasıl işlediğime odaklanmak istiyorum.
Kısaca: Eleştiriyi kişisel almamak, söylenen şey ile kim olduğun arasına bir çizgi çekebilmektir. Eleştirinin tam olarak ne söylediğini yazmak, davranışla kimliği ayırmak ve cevap vermeden önce zaman tanımak bu çizgiyi çizmeyi kolaylaştırır. Her eleştiri haklı değildir; dinlemek ile kabul etmek aynı şey değildir.
Eleştiriyi kişisel almamak neden bu kadar zor?
DEHB'li bir yetişkin olarak, hayatım boyunca pek çok düzeltme duydum. Çoğu iyi niyetliydi, bazıları değildi. Ama hepsinin ortak bir etkisi oldu: Zihnimde, “Bende bir sorun var” cümlesini destekleyen dev bir arşiv oluştu. Yeni bir eleştiri geldiğinde, zihnim onu bu arşive ekliyor ve arşivin bütün ağırlığıyla tepki veriyor.
Bunun yanında birkaç şey daha var:
- Duyguların hızı. Eleştiriyi okuduğum anda duygu yükseliyor. Mantıklı bir değerlendirme yapacak zaman olmadan, bedenim çoktan tepki vermiş oluyor.
- Dikkatin olumsuza kilitlenmesi. Uzun bir geri bildirimde on olumlu cümle ve bir düzeltme varsa, ben o tek düzeltmeyi hatırlıyorum.
- Belirsizliği doldurma eğilimi. Eleştiri kısa ve yalın olduğunda, zihnim aradaki boşlukları en kötü yorumla dolduruyor.
- Emeğin görünmezliği. Bir işe çok fazla emek vermişsem, o işe yapılan eleştiri emeğimin görmezden gelindiği hissini uyandırıyor.
Bunların hiçbiri benim “fazla hassas” olduğum anlamına gelmiyor. Sadece eleştiriyi işleme biçimimin, geçmişimden ve zihnimin çalışma biçiminden etkilendiğini gösteriyor.
Davranış ile kimlik arasındaki çizgi
Eleştiriyi kişisel almamak konusunda bende en çok şeyi değiştiren fikir şu oldu: Eleştiri genelde bir davranış hakkında, ama ben onu kimliğim hakkında duyuyorum.
Bir örnek vereyim:
- Söylenen: “Bu raporda iki hata var.”
- Benim duyduğum: “Sen dikkatsiz ve özensiz birisin.”
Birinci cümle bir rapor hakkında. İkinci cümle ise benim hakkımda. Ve aslında kimse ikinci cümleyi söylemedi. Onu ben ekledim.
Bu ayrımı fark etmeye başladığımda, kendime şu soruyu sormaya başladım: “Bu eleştiri bir davranış hakkında mı, yoksa ben mi onu kimliğime taşıyorum?” Çoğu zaman cevap ikincisi oluyor. Ve bunu fark etmek bile, duygunun yoğunluğunu biraz düşürüyor.
Bu, eleştirinin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor. Raporda gerçekten iki hata var ve onları düzeltmem gerekiyor. Ama raporu düzeltmek ile kendimi düzeltmeye çalışmak çok farklı şeyler. Birincisi beş dakika sürüyor; ikincisi bitmeyen bir yük.
Eleştiri geldiğinde kullandığım dört adım
Bu konuda kendime basit bir yol çizdim. Her zaman uygulayamıyorum ama hatırladığımda çok işe yarıyor:
- Durmak. Eleştiriyi okuduğum ya da duyduğum anda tepki vermemeye çalışıyorum. Yazılı bir eleştiriyse, cevap yazmadan önce en az bir saat bekliyorum. Yüz yüzeyse, “Anladım, biraz düşünüp döneyim” diyorum.
- Tam olarak ne söylendiğini yazmak. Kâğıda ya da telefona, eleştiriyi kelimesi kelimesine yazıyorum. Kendi yorumlarımı eklemeden. Bunu yapınca, söylenen şeyin duyduğum şeyden genelde çok daha küçük olduğunu görüyorum.
- Olgu ile yorumu ayırmak. Yazdığım cümlenin yanına, benim ona eklediğim yorumu yazıyorum. “İki hata var” olgu. “Ben özensizim” yorum. İkisini yan yana görmek, aradaki mesafeyi gösteriyor.
- Netleştirici bir soru sormak. Eğer eleştiri belirsizse, soruyorum: “Hangi kısımları daha net görmek istersin?” ya da “Bir örnek verebilir misin?” Bu sorular hem eleştiriyi somutlaştırıyor hem de beni savunma pozisyonundan çıkarıyor.
Bu dört adım, eleştiriyi bir saldırı olmaktan çıkarıp bir bilgi parçasına dönüştürüyor. Bilgi parçasıyla ise bir şeyler yapabiliyorum.
Eleştiriden sonra kendime ne söylüyorum?
Eleştiriyi işledikten sonra bile, içimde bir sızı kalabiliyor. Bu sızıyı yok saymak yerine onunla konuşmaya çalışıyorum. Kendime söylediğim birkaç cümle var:
- “Bir şeyi düzeltmem gerekiyor; bu, bir şey olmadığım anlamına gelmiyor.”
- “Bu eleştiri bu iş hakkında, benim bütün hayatım hakkında değil.”
- “Eleştiri almak, bir şey yaptığımın kanıtı. Hiçbir şey yapmayan eleştiri de almaz.”
- “Bu his geçecek. Şu an yoğun, ama yarın daha hafif olacak.”
Bu cümleler ilk başta yapay geliyordu. Ama tekrarladıkça, eski arşivin karşısında yeni bir arşiv oluşmaya başladı. Artık bir eleştiri geldiğinde, zihnim sadece “Bende bir sorun var” dosyasını değil, “Bir şeyi düzeltmem gerekiyor, o kadar” dosyasını da açabiliyor.
Olumlu geri bildirimi de duymak
Bu süreçte fark ettiğim tuhaf bir şey daha oldu: Eleştiriyi büyütürken, övgüyü küçültüyormuşum. Biri bana “Bu bölüm çok iyi olmuş” dediğinde, bunu hemen “Nezaketen söylüyor” diye bir kenara itiyormuşum. Eleştiri arşivim kalınlaşırken, övgü arşivim neredeyse boş kalıyormuş.
Şimdi bunu dengelemek için küçük bir şey yapıyorum. Telefonumda bir not var; birinin bana söylediği güzel bir şeyi, aldığım olumlu bir geri bildirimi oraya yazıyorum. Kısa, tarihsiz, sadece cümlenin kendisi. Zor bir eleştiri aldığım günlerde o nota bakıyorum. Bu, eleştiriyi yok saymak için değil; onu doğru boyutuna oturtmak için. Bir düzeltme, on güzel cümlenin yanında durduğunda olduğundan daha büyük görünmüyor.
Her eleştiri haklı değil
Eleştiriyi kişisel almamak, her eleştiriyi kabul etmek anlamına gelmiyor. Bunu ayrıca söylemek istiyorum, çünkü eleştiriye hassas olan pek çok insan, aynı zamanda her eleştiriyi haklı sayma eğiliminde.
Benim kullandığım basit bir ayrım var:
- Yapıcı eleştiri somut, bir davranışa ya da işe yönelik ve genelde bir yön gösteriyor. “Bu bölümü kısaltırsan daha akıcı olur.”
- Kırıcı eleştiri genel, kişiliğe yönelik ve çoğu zaman bir yön göstermiyor. “Sen zaten hep böylesin.”
Yapıcı eleştiriden yararlanabilirim. Kırıcı eleştiriyi ise dinleyip bir kenara koyabilirim. Onu söyleyen kişi belki kötü bir gün geçiriyor, belki de bu onun iletişim biçimi. Ama bu, onun söylediklerini kimliğime taşımam gerektiği anlamına gelmiyor.
Bir de şu var: Bazı eleştiriler, DEHB'yi anlamayan bir bakış açısından geliyor. “Biraz daha dikkat etsen olur” gibi. Bu tür eleştiriler bazen bilgi eksikliğinden kaynaklanıyor. Bunları da kişisel almamaya, gerekirse sakin bir şekilde açıklamaya çalışıyorum.
Eleştiriler hayatını belirgin biçimde kısıtlıyorsa, örneğin eleştiri korkusu yüzünden iş ya da okul hayatında önemli adımlardan kaçınıyorsan, bunu bir psikologla konuşmak da değerli olabilir.
Kendime not
O “Bu kısmı biraz daha netleştirebilir misin?” cümlesine sonunda cevap verdim. Kısmı netleştirdim, gönderdim. Karşılığında “Harika, teşekkürler” geldi. Hepsi bu kadardı.
Eleştiri hâlâ bazen kalbime dokunuyor. Belki hep dokunacak. Ama artık o dokunuşun bir yara değil, bir bilgi olabileceğini biliyorum. Sen de bir dahaki eleştiride, duyduğun cümleyi değil, söylenen cümleyi yazmayı dene. Aradaki farkı görmek, ilk adım.