Mutfakta yumurta pişirmek için aldığım beyaz, tıkırdayan zamanlayıcı bir gün masama taşındı. Neden taşıdığımı tam hatırlamıyorum. Sanırım bir işe başlamadan önce "yirmi dakika bakayım" demiştim ve o yirmi dakikanın gerçekten yirmi dakika olduğunu görmek istemiştim. O küçük alet, zamanla ilişkimi beklemediğim kadar değiştirdi.
Bu yazıda zamanlayıcı kullanmanın DEHB'li biri olarak bana neler kazandırdığını, nasıl kullandığımı ve nerede tökezlediğimi anlatacağım. Çünkü zamanlayıcı benim için bir disiplin aracı değil; görünmeyen zamanı görünür kılan bir pencere.
Kısaca: Zamanlayıcı kullanmak, DEHB'de içeriden hissedilemeyen zamanı dışarıdan görünür ve duyulur hale getirir. Kalan süreyi gösteren görsel zamanlayıcılar özellikle işe yarayabilir. Kısa sürelerle başlamak, kapanış payı bırakmak ve süreyi kendi ritmine göre ayarlamak deneyimi kolaylaştırır.
Zamanlayıcı kullanmak neden işe yarıyor?
Zaman körlüğü dediğimiz şey, zamanın akışını içeriden takip etmekte zorlanmak. Bir işe daldığımda yirmi dakikayla iki saat arasında benim için büyük bir fark olmuyor. Zamanlayıcı bu boşluğu dışarıdan dolduruyor.
Benim için üç şey yapıyor. Birincisi, başlangıcı netleştiriyor. "Şimdi başlıyorum" demenin somut bir işareti oluyor. İkincisi, süreyi görünür kılıyor. Kalan zamanı gözümle görebiliyorum. Üçüncüsü, bitişi duyulur hale getiriyor. Alarm, zihnimin bana veremediği "dur, zaman geçti" sinyalini veriyor.
Bir de daha sessiz bir faydası var: Zamanlayıcıyı kurduğumda zamanı takip etme yükünü ona devrediyorum. Zihnim saatin kaç olduğunu düşünmekle uğraşmayınca, elimdeki işe daha çok yer kalıyor.
Hangi zamanlayıcıları denedim?
Zamanla birkaç farklı türü denedim. Her birinin bende farklı bir etkisi oldu:
- Mekanik mutfak zamanlayıcısı: Tıkırtısı bazı günler bana iyi geldi, bazı günler dikkatimi dağıttı. Kurmak için çevirmek, başlangıcı fiziksel bir harekete dönüştürüyor; bunu seviyorum.
- Telefon zamanlayıcısı: En kolay ulaşılanı ama en riskli olanı da bu. Zamanlayıcıyı kurmak için telefonu elime aldığımda kendimi bir anda mesajlarda bulabiliyorum.
- Görsel zamanlayıcı: Kalan süreyi renkli bir dilimle gösteren türden bir zamanlayıcı. Benim favorim. Rakamları okumam gerekmiyor; dilimin küçüldüğünü görmek yeterli.
- Bilgisayar ekranında geri sayım: Ekranın köşesinde duran küçük bir geri sayım, masa başı işlerde işe yarıyor. Ama bir süre sonra gözüm ona alışıp onu görmemeye başlıyor.
Burada bir tavsiyem varsa o da şu: Tek bir doğru araç arama. Bazen bir zamanlayıcı bir süre işe yarıyor, sonra yenilik etkisi geçince sönükleşiyor. O zaman başka bir tanesine geçmekte bir sakınca görmüyorum.
Zamanlayıcıyı nasıl kuruyorum?
Zamanlayıcının kendisinden çok, onu nasıl kullandığım fark yaratıyor. Bende işe yarayan küçük bir düzen var:
- Kısa başlıyorum. Ağır geldiğini bildiğim işler için on ya da on beş dakika kuruyorum. Kısa süre, başlamayı kolaylaştırıyor.
- Ne yapacağımı tek cümleyle söylüyorum. "On beş dakika boyunca e-postalara cevap vereceğim." Belirsiz bir "çalışayım" yerine net bir cümle.
- Zamanlayıcıyı görüş alanıma koyuyorum. Arkamda ya da çekmecede değil, gözümün önünde.
- Bitince kısa bir mola veriyorum. Kalkıp su içmek, pencereden bakmak, gerinmek.
- Sonra yeniden karar veriyorum. Devam mı, başka bir iş mi, dinlenmek mi? Zamanlayıcı bana karar verme anı da kazandırıyor.
Çok sevilen sabit süreli çalışma yöntemlerini de denedim. Yirmi beş dakika çalışma, beş dakika mola gibi. Bazı günler harika işledi. Bazı günler yirmi beş dakika bana sonsuzluk gibi geldi, bazı günler de tam akışa girmişken alarm çaldı ve beni koparttı. Şimdi süreleri o günkü enerjime göre ayarlıyorum. Yöntem bana uysun istiyorum, ben yönteme değil.
Zamanlayıcıyı nerelerde kullanıyorum?
Zamanlayıcıyı başta yalnızca masa başı işler için kullanıyordum. Sonra fark ettim ki zamanın en çok kaybolduğu yerler masa başı değil, aradaki küçük anlar. Şimdi şu durumlarda da kuruyorum:
- Ev işleri: "Bulaşık sonsuza kadar sürer" hissine karşı on dakika kuruyorum. Çoğu zaman bulaşığın sekiz dakikada bittiğini görüyorum ve bu bilgi bir sonraki sefere başlamayı kolaylaştırıyor.
- Molalar: Mola vermek bende genellikle sorun değil; moladan dönmek sorun. Beş dakikalık bir kahve arası, zamanlayıcı yoksa kırk dakikaya uzayabiliyor.
- Telefon: "Bir bakıp çıkacağım" dediğim anlarda telefonu açmadan önce kısa bir süre kuruyorum. Alarm çaldığında en azından ne kadar zaman geçtiğini biliyorum.
- Çıkmadan önce: Evden çıkmam gereken saate geri sayım kuruyorum. Böylece hazırlanırken zamanın nerede olduğunu kafamda tutmak zorunda kalmıyorum.
- Yemek ve çay: Ocakta unutulan tencereler yüzünden bu benim için yalnızca bir zaman meselesi değil, bir güvenlik meselesi de.
Bu küçük kullanımların ortak bir faydası var: Hangi işin gerçekte ne kadar sürdüğünü öğreniyorum. "Çamaşırları asmak" kafamda yarım saatlik dev bir iş gibi duruyordu; zamanlayıcı sayesinde yedi dakika sürdüğünü gördüm. Bu tür küçük keşifler, sonraki planlarımı biraz daha gerçekçi yapıyor.
Zamanlayıcı bazen neden işe yaramıyor?
Dürüst olmak gerekirse zamanlayıcı her zaman işe yaramıyor. Bazı tuzaklara defalarca düştüm.
Alarm çaldığında kapatıp devam etmek bunların başında geliyor. Özellikle ilgimi çeken bir işteysem alarmı kapatıp "beş dakika daha" diyorum ve o beş dakika bir saate dönüşüyor. Buna karşı denediğim şey, alarm çaldığında hemen bırakmak yerine kendime iki dakikalık bir kapanış payı tanımak. Kaldığım yeri kısa bir notla işaretliyorum, sonra kalkıyorum.
Bir başka tuzak, zamanlayıcıyı bir baskı aracına dönüştürmek. Geri sayımın her saniyesini izleyip gerilmek, "yetişmeyecek" diye kaygılanmak. Böyle günlerde süreyi uzatıyorum ya da zamanlayıcıyı görüş alanımdan biraz uzaklaştırıyorum. Zamanlayıcı bir yardımcı, bir hakem değil.
Bir de kurmayı unutmak var. En basit, en sık yaşadığım sorun bu. Zamanlayıcıyı her zaman aynı yerde, masamın aynı köşesinde tutmak bu konuda epey yardımcı oldu. Göz önündeki şey hatırlanıyor.
Başkalarıyla zamanı paylaşmak
Zamanlayıcıyı tek başıma kullanmak bazen yetmiyor. Özellikle yorgun olduğum ya da kaygılı hissettiğim günlerde, zamanın bir başkasıyla paylaşılması işi kolaylaştırıyor. Bir arkadaşla "şimdi kırk dakika çalışıyoruz, sonra konuşuruz" demek, zamanlayıcının yanına bir de insan sıcaklığı ekliyor.
Tek başıma zorlandığım günlerde, MASA'da başkalarıyla aynı anda başlayan sessiz çalışma oturumları da benim için bir tür ortak zamanlayıcı gibi işliyor.
Ortak zaman, bende iki şey yapıyor: Başlamayı kolaylaştırıyor ve bitişi daha net kılıyor. Biri benimle aynı anda başlayıp aynı anda bitirdiğinde, zaman birdenbire daha gerçek görünüyor.
Bitirirken
Zamanlayıcı kullanmak bana disiplin kazandırmadı; zaten amacım bu değildi. Bana kazandırdığı şey, zamanla daha dürüst bir ilişki oldu. Artık "biraz çalıştım" demiyorum; "yirmi dakika çalıştım" diyorum ve bu yirmi dakikanın gerçekten yaşandığını biliyorum.
Eğer sen de zamanı hissetmekte zorlanıyorsan, bugün tek bir şey dene: Yapacağın küçük bir iş için on dakikalık bir zamanlayıcı kur ve onu gözünün önüne koy. Sonra ne hissettiğine bak. Belki bir şey değişmez, belki de zamanın gerçekte nasıl aktığını ilk kez görürsün.