Zamanı görselleştirmek: analog saatler ve ilerleme çubukları

Zamanı görselleştirmek, DEHB'de akıp giden saatleri fark etmeyi kolaylaştırabilir. Analog saat, ilerleme çubuğu ve renkli bloklarla denediklerimi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Saatin kaç olduğunu biliyor musun? Muhtemelen evet, ya da bir bakışta öğrenebilirsin. Peki bir sonraki işine ne kadar zamanın kaldığını biliyor musun? İşte bu ikinci soru benim için hep daha zordu. Saat bana bir sayı söylüyordu ama o sayının ne anlama geldiğini hissettirmiyordu.

Zamanı görselleştirmek, bu farkı kapatmak için bulduğum en iyi yollardan biri oldu. Bu yazıda analog saatlerden, ilerleme çubuklarından ve günümü renklerle görünür kılmaktan bahsedeceğim. DEHB'li biri olarak zamanı hissedemediğim yerde, onu görmek çok şey değiştirdi.

Kısaca: Zamanı görselleştirmek, DEHB'de zamanın geçişini sayıların ötesinde bir mesafe olarak görmeyi sağlar. Analog saatler, kalan süreyi gösteren zamanlayıcılar, ilerleme çubukları ve renkli zaman blokları en sade araçlardır. Amaç zamanı ölçmek değil, gözünün önünde tutmaktır.

Sayı ile mesafe arasındaki fark

Dijital saatte 14.37 yazıyor. Doğru, net, kesin. Ama ben bu sayıyı görünce bir şey hissetmiyorum. Saat üçte bir işim varsa, aradaki yirmi üç dakikayı kafamda hesaplamam gerekiyor. Bu hesap da çoğu zaman yapılmıyor ya da yanlış yapılıyor.

Analog saatte ise durum farklı. Yelkovanın on iki rakamına ne kadar uzak olduğunu görüyorum. Aradaki boşluk bir mesafe gibi duruyor. "Şu kadarcık yol kalmış" diye düşünebiliyorum. Bu, zihnimin bir sayıyı zamana çevirme işini yapmama gerek kalmadan bilgiyi bana veriyor.

Bunu fark ettiğimde biraz şaşırdım. Çocukken analog saat okumayı öğrenmek bana zor gelmişti; şimdi ise en çok ihtiyaç duyduğum araç haline gelmişti. Belki de zor gelen şey okumak değil, saatin aslında bir harita olduğunu görmekti.

Analog saatle yaşamak

Evimde birkaç yere analog saat koydum. Belirli bir düzenim yok ama şu yerlerin özellikle işe yaradığını gördüm:

  • Çalışma masamın tam karşısı: Başımı kaldırdığımda ilk gördüğüm şey olsun diye.
  • Banyo: Sabah hazırlanırken zamanın en çok kaybolduğu yer burası.
  • Kapının yanı: Çıkmadan önce son bir kez bakmak için.
  • Mutfak: Yemek yaparken ya da kahve koyarken dalıp gittiğim yer.

Saatlerin sessiz olmasına dikkat ediyorum. Tıkırdayan saatler bazı günler beni rahatsız ediyor, dikkatimi dağıtıyor. Sessiz bir yelkovan, varlığını hissettirmeden işini yapıyor.

Bir de küçük bir şey denedim: Saatin kadranına bir sonraki önemli zamanı işaretlemek. Kâğıttan küçük bir ok kesip kadranın kenarına yapıştırdığım oldu. Mesela "saat üçte çıkıyorum" ise okun ucunu üçe yöneltiyorum. Yelkovan oraya yaklaştıkça aradaki boşluğun kapandığını görüyorum. Biraz çocukça görünebilir ama işe yarıyor.

Zamanı görselleştirmek için ilerleme çubukları

Bilgisayarda bir dosya indirirken çıkan o yeşil çubuğu düşün. Ne kadarının bittiğini, ne kadarının kaldığını bir bakışta söylüyor. Bunu günlük hayatıma taşımaya çalıştım.

Bazen kâğıda basit bir çubuk çiziyorum. Bir işi beş parçaya bölüyorum ve her biri için bir kutu çiziyorum. Her parçayı bitirdiğimde bir kutuyu boyuyorum. Çubuğun dolduğunu görmek hem ne kadar ilerlediğimi gösteriyor hem de içimdeki "hiçbir şey yapmadım" sesini susturuyor.

Günün kendisi için de bir çubuk kullanıyorum. Uyandığım andan akşama kadar olan zamanı bir şerit gibi düşünüp saat saat bölüyorum. Gün ilerledikçe geçen kısmı çiziyorum. Bu bana, öğleden sonra "daha bütün gün var" diye düşündüğüm anlarda aslında günün yarısından fazlasının geçtiğini hatırlatıyor.

Bu çubukların güzel yanı, bir şey ölçmemeleri. Ne kadar verimli olduğumu değil, sadece zamanın nerede olduğunu gösteriyorlar. Bir pusula gibi, bir karne gibi değil.

Renkli bloklarla görsel planlama

Takvimimi renklendirmek, zamanı görselleştirmenin bir başka yolu oldu. Her iş türüne bir renk verdim. Yazı işleri bir renk, ev işleri bir başka renk, dinlenme bir başka renk.

Günümü renkli bloklar halinde gördüğümde iki şey fark ediyorum. Birincisi, günün aslında ne kadar dolu olduğunu. Liste halinde yazılmış on iş az gibi görünüyor ama saatlere yerleştirince günün sığmadığını açıkça görüyorum. İkincisi, dinlenme renginin ne kadar az olduğunu. Bu da beni biraz daha gerçekçi planlar yapmaya itiyor.

Burada dikkat ettiğim bir şey var: Renk sistemini basit tutmak. Bir dönem on iki farklı renk kullandım ve hangi rengin ne anlama geldiğini kendim de unuttum. Şimdi en fazla dört renk kullanıyorum.

Ekranlarda zamanı görmek

Gün içinde en çok zaman kaybettiğim yer ekranlar. Bilgisayar ya da telefon başındayken zaman neredeyse tamamen görünmez oluyor. Saat ekranın köşesinde küçücük bir rakam olarak duruyor, ama ben ona bakmıyorum.

Bunun için birkaç küçük şey denedim:

  1. Bilgisayarda saati büyütmek: Ekranın köşesindeki saati daha görünür bir yere ve daha büyük bir boyuta taşıdım. Küçük bir değişiklik ama gözüm ona daha sık takılıyor.
  2. Ekranın yanına fiziksel bir saat koymak: Ekranın içindeki saat, ekranın içindeki her şey gibi kayboluyor. Monitörün yanında duran küçük bir analog saat ise ekranın dışında kalıyor ve daha çok dikkatimi çekiyor.
  3. Uzun işlerde ilerlemeyi işaretlemek: Uzun bir metin yazarken ya da bir dosya düzenlerken, işin başında küçük bir hedef listesi yapıp bitirdikçe üstünü çiziyorum. Bu da bir tür ilerleme çubuğu.
  4. Geri sayımı ekranda tutmak: Bir toplantıya ya da randevuya az kaldıysa, ekranın bir köşesinde kalan süreyi gösteren bir geri sayım açık tutuyorum.

Bunların hiçbiri büyük bir sistem değil. Ama ekranın içinde zamanın ne kadar kolay buharlaştığını bildiğim için, zamanı ekranın kenarına bir yere sabitlemek bana iyi geliyor. Ekran bütün dünyamı kaplamaya başladığında, köşedeki o küçük saat bana dışarıda da bir zamanın aktığını hatırlatıyor.

Görsel araçlar her zaman yeterli mi?

Hayır, değil. Zamanı görselleştirmek bana çok yardımcı oluyor ama zaman körlüğünü ortadan kaldırmıyor. Saate bakmayı unuttuğum, ilerleme çubuğunu çizmeyi unuttuğum, renkli takvimi açmadığım günler oluyor.

Bir de alışma meselesi var. Göz, sürekli gördüğü şeyi bir süre sonra görmemeye başlıyor. Duvardaki saat birkaç hafta sonra duvarın bir parçası oluyor. Bunu fark ettiğimde saatin yerini değiştiriyorum ya da farklı bir görsel araca geçiyorum. Küçük değişiklikler, gözün yeniden dikkat etmesini sağlıyor.

Zaman algınla ilgili zorlukların günlük hayatını belirgin şekilde etkiliyorsa, bunu bir uzmanla, bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da faydalı olabilir. Görsel araçlar destekleyici ama her şeyin cevabı değil.

Son söz

Zamanı göremediğim için kendimi uzun süre dikkatsiz sandım. Oysa sadece farklı bir dile ihtiyacım vardı: sayıların değil, mesafelerin ve renklerin dili. Analog bir saat, kâğıda çizilmiş bir çubuk, takvimde birkaç renk.

Bugün denemek istersen, en çok vakit geçirdiğin yerin karşısına bir analog saat koy. Ya da bir sonraki işin için kâğıda beş kutucuk çiz. Zaman hâlâ akıp gidecek, ama belki bu sefer nereye aktığını görebileceksin.

Sık sorulanlar

Analog saat DEHB'de neden işe yarar?

Analog saat zamanı bir sayı olarak değil, bir mesafe olarak gösterir. Akrep ve yelkovanın konumu, ne kadar zaman geçtiğini ve ne kadar kaldığını bir bakışta görmeyi kolaylaştırabilir.

Zamanı görselleştirmek için ne kullanılabilir?

Duvar saati, kalan süreyi gösteren görsel zamanlayıcılar, renkli zaman blokları olan bir takvim ya da kâğıda çizilmiş basit bir ilerleme çubuğu kullanılabilir. Önemli olan zamanın göz önünde olması.

Dijital saat mi analog saat mi daha iyi?

Kişiden kişiye değişir. Dijital saat kesin saati hızlıca söyler, analog saat ise geçen ve kalan süreyi daha iyi hissettirebilir. Bazı kişiler ikisini birlikte kullanmayı faydalı buluyor.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir