"Trafik vardı." "Otobüsü kaçırdım." "Anahtarımı bulamadım." Bu cümleleri o kadar çok kurdum ki bir noktadan sonra kendim de inanmaz oldum. Çünkü bazen gerçekten trafik vardı, ama çoğu zaman asıl mesele evden çıkmam gereken saatte hâlâ saçımı kurutuyor olmamdı.
Hep geç kalmak, benim için uzun süre utançla aynı anlama geldi. Bu yazıda o utancı bir kenara bırakıp geç kalmayı merakla anlamaya çalışacağım. DEHB'de geç kalmak bir saygısızlık beyanı değil; çoğu zaman zamanı hissetmekte zorlanan bir zihnin gündelik sonucu.
Kısaca: DEHB'li birçok yetişkin için hep geç kalmak umursamazlıktan değil, zamanı ve hazırlanma süresini hissedememekten kaynaklanır. Utanç bu döngüyü ağırlaştırır. Çıkış saatine göre plan yapmak, geçiş sürelerini hesaba katmak ve yargısız bir dil kullanmak geç kalmayı azaltabilir.
Hep geç kalmak umursamazlık mı?
Geç kalan birine en sık sorulan soru "Hiç mi saate bakmıyorsun?" sorusu. İşin tuhafı, bakıyorum. Hem de sık sık. Ama saate bakmak ile zamanın geçtiğini hissetmek aynı şey değil.
Saat 13.20'yi görüyorum, 14.00'te bir yerde olmam gerektiğini biliyorum. Kafamda bir hesap yapıyorum: "Yol yirmi dakika, daha yarım saat var." Bu hesapta eksik olan şeyler var ama ben o an onları görmüyorum. Ayakkabı bulmak, çantayı hazırlamak, kapıdan çıkmadan son bir kez tuvalete gitmek, merdiven, otobüs durağına yürümek. Hepsi küçük ama hepsi zaman.
Umursamazlık, bir şeyin önemli olmadığını düşünmek demek. Bende durum tam tersi: Önemli olduğunu çok iyi biliyorum, geç kalmamak için içten içe çabalıyorum. Sorun niyette değil, zamanı algılamakta. Bu ayrımı yapabilmek, kendime bakışımı yavaş yavaş değiştirdi.
Geç kalmanın arkasındaki görünmeyen hesap
Kendimi gözlemlemeye başladığımda geç kalışlarımın çoğunun aynı birkaç noktadan kaynaklandığını fark ettim:
- Varış saatini çıkış saati sanmak: "Saat ikide oradayım" demek, aklımda "saat ikide çıkarım" gibi bir şeye dönüşüyordu.
- Bir şey daha sığdırmak: Çıkmadan önce "şunu da hızlıca halledeyim" dediğim beş dakikalık işler hiçbir zaman beş dakika sürmüyordu.
- Hazırlanmayı saymamak: Giyinmek, toparlanmak, eşyaları bulmak benim zihnimde sıfır dakikaydı.
- En iyi senaryoyu esas almak: Yolu hep trafiksiz, otobüsü hep durakta bekliyor gibi hesaplıyordum.
- Dalıp gitmek: Hazırlanırken elime geçen bir mesaj ya da bir haber, zamanın akışını tamamen silebiliyordu.
Bu listeyi yazmak bana iyi geldi, çünkü geç kalmak artık büyük ve utanç verici tek bir şey değildi. Tek tek ele alınabilecek birkaç küçük hesap hatasının toplamıydı.
İlginç olan, bu hataların neredeyse hepsinin aynı yöne kayması. Hiçbir zaman "fazla erken çıkarım" diye bir hata yapmıyorum. Hesabım hep iyimser, hep sıkışık, hep en kusursuz günü varsayıyor. Bunu bilmek, tahminlerime kendiliğinden bir pay eklemeyi öğretti. Artık aklıma gelen ilk süreye değil, onun biraz fazlasına güveniyorum.
Utanç döngüsü nasıl işliyor?
Geç kalmanın en zor kısmı, geç kaldığımı fark ettiğim an. Kalp hızlanıyor, yüz ısınıyor, kafamda bir ses başlıyor: "Yine mi? Herkes seni bekliyor. Ne düşünecekler?"
İşte burada bir tuhaflık oluyor. O utançla, karşı tarafa haber vermem gerekirken telefonu elime alamıyorum. Mesaj yazmak, geç kaldığımı kabul etmek demek. Yazmayınca da durum daha kötü oluyor; çünkü beş dakikalık bir gecikme, haber verilmemiş on beş dakikalık bir gecikmeye dönüşüyor.
Sonra varıyorum, özür diliyorum, kendimi küçük hissediyorum. O günün geri kalanında da bu his peşimi bırakmıyor. Bir dahaki randevudan önce kaygı artıyor ve kaygılı bir zihin zamanı daha da kötü takip ediyor.
Bu döngüyü fark etmek, onu kırmanın ilk adımıydı. Utancın beni daha dakik yapmadığını, sadece daha mutsuz ve daha sessiz yaptığını gördüm.
DEHB'de hep geç kalmak için denediğim küçük şeyler
Mükemmel bir sistemim yok. Ama geç kalışlarımı belirgin biçimde azaltan birkaç alışkanlık edindim. Bunları bir kural listesi olarak değil, deneyip seçebileceğin bir menü olarak paylaşıyorum.
- Çıkış saatini yazıyorum. Takvime randevu saatini değil, evden çıkmam gereken saati de ekliyorum. "14.00 görüşme" yerine "13.25 kapıdan çık" benim için çok daha anlamlı.
- Hazırlığa ayrı süre veriyorum. Kapıdan çıkış saatinden önce bir de "hazırlanmaya başla" saati koyuyorum. Bu genellikle düşündüğümden çok daha erken oluyor.
- Alarmı yapılacak işle kuruyorum. "Görüşme" yazan alarm bana bir şey söylemiyor. "Ayakkabılarını giy, çantanı al" yazan alarm ise beni harekete geçiriyor.
- Varınca beklemeyi planlıyorum. Erken varmak bana eskiden zaman kaybı gibi gelirdi. Şimdi yanıma bir kitap ya da dinleyecek bir şey alıyorum; erken varmak, kendime küçük bir mola hediye etmek oldu.
- "Bir şey daha" demiyorum. Çıkış saatine yarım saat kaldığında yeni bir işe başlamamaya çalışıyorum. Bu en zoru, ama en çok işe yarayanı da bu.
Bunların hepsi her gün işe yaramıyor. Bazı günler yine geç kalıyorum. Ama artık geç kaldığım günler istisna, kural değil.
Geç kaldığımda ne yapıyorum?
Geç kalmayı tamamen bitirmek gerçekçi bir hedef olmayabilir. Daha gerçekçi olan, geç kaldığımda nasıl davrandığımı değiştirmek.
Geç kalacağımı anladığım an haber veriyorum. Uzun açıklamalar, bahaneler yerine kısa ve net bir mesaj: "On beş dakika gecikeceğim, kusura bakma." Bunu yapmak ilk başlarda çok zordu ama zamanla rahatladı. Karşı taraf için belirsizlik, gecikmenin kendisinden çoğu zaman daha rahatsız edici.
Vardığımda bir kez özür diliyorum ve konuyu kapatıyorum. Kendimi uzun uzun açıklamak ya da bütün buluşma boyunca mahcup oturmak, ne bana ne de karşımdakine iyi geliyor.
Sonrasında, akşam sakin bir anda, kendime nazikçe soruyorum: "Bugün nerede zaman kaybettim?" Cevap genellikle basit oluyor: Çıkmadan önce bir şey daha yapmaya çalışmışım ya da hazırlanma süresini hesaba katmamışım. Bu bilgi, bir sonraki seferde işime yarıyor.
Yakınlarına anlatmak
Geç kalmak çoğu zaman en çok yakınlarımızı etkiliyor. Onlara zaman körlüğünü anlatmak, ilişkilerde bir şeyleri yumuşatabiliyor. Bunu bir bahane gibi değil, bir açıklama ve bir işbirliği daveti gibi yapmaya çalışıyorum: "Zamanı hissetmekte zorlanıyorum, ama senin zamanın benim için önemli. Bana yardımcı olabilecek bir şey varsa birlikte düşünelim."
Bazen bu, buluşma saatini biraz daha esnek tutmak oluyor; bazen de birinin bana çıkmadan önce kısa bir hatırlatma mesajı atması. Sorumluluğu başkasına yıkmak değil bu; yükü paylaşmanın bir yolu.
Geç kalmaların hayatını, işini ya da ilişkilerini ciddi biçimde zorlaştırdığını hissediyorsan, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da iyi bir fikir olabilir. Yaşadığın şeyin bir adı olduğunu bilmek bile bazen çok şeyi değiştiriyor.
Kendime not
Geç kalan biri olmak, kötü biri olmak demek değil. Hep geç kalmak bir karakter özelliği değil, çözülmeyi bekleyen bir zaman problemi. Bir dahaki sefere saate baktığında "yine mi?" yerine "çıkmam gereken saat kaç?" diye sormayı dene. Bu küçük soru, utançtan meraka geçişin ilk adımı olabilir.