Süre tahmini neden hep yanlış? Bir iş ne kadar sürer

Bir iş ne kadar sürer? DEHB'de süre tahmini neden hep şaşıyor, daha gerçekçi tahmin yapmak için neler deniyorum, kendi deneyimimle anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bu yazıya başlamadan önce kendime alışkanlıkla aynı soruyu sordum: Bu ne kadar sürer? İçimden ilk gelen cevap "bir saat" oldu. Bu cümleyi yazarken bile o cevabın büyük ihtimalle yanlış olduğunu biliyorum. Çünkü bir işin ne kadar süreceğini tahmin etmek, hayatım boyunca en tutarlı biçimde yanıldığım şeylerden biri.

Süre tahmini konusunda yalnız olmadığımı bilmek bana iyi geliyor. Herkes zaman zaman yanılıyor, ama DEHB'li biri olarak benim yanılgılarım hem daha büyük hem de daha sık. Bu yazıda bunun neden böyle olduğuna dair kendi gözlemlerimi ve daha gerçekçi tahminler yapmak için denediğim yolları paylaşacağım.

Kısaca: DEHB'de süre tahmini çoğu zaman kısa çıkar, çünkü zamanın akışı içeriden zor hissedilir ve işin görünmeyen parçaları hesaba katılmaz. İşi küçük adımlara bölmek, geçmiş deneyimleri not etmek ve ilk tahmine pay eklemek tahminleri gerçeğe yaklaştırır.

Süre tahmini neden hep kısa çıkıyor?

İlginç olan şu: Yanılgılarım neredeyse hep aynı yönde. Bir işi gerçekte sürdüğünden uzun tahmin ettiğim çok nadir. "Yarım saatte biter" dediğim şey bir buçuk saat sürüyor; "iki dakikalık iş" dediğim şey yirmi dakikamı alıyor.

Bunun bir nedeni, tahmin yaparken kafamda işin en temiz halini canlandırmam. Masaya oturuyorum, başlıyorum, hiç durmadan çalışıyorum, bitiriyorum. O hayali senaryoda telefon çalmıyor, dosya kaybolmuyor, aklıma başka bir şey gelmiyor. Gerçek hayat ise o temiz senaryoya hiç benzemiyor.

Bir diğer nedeni de zaman körlüğü. Zamanın geçişini içeriden hissetmekte zorlandığım için, geçmişte benzer işlerin ne kadar sürdüğüne dair hafızam da bulanık. "Geçen sefer bu iş kaç saat sürmüştü?" diye sorsan, cevabım muhtemelen yine iyimser bir tahmin olur. Çünkü o saatleri yaşarken zaten fark etmemiştim.

Üçüncü bir neden de istek. Bir işin kısa sürmesini istiyorum. Özellikle sevmediğim işlerde, tahminim aslında bir dilek oluyor: "Umarım yarım saatte biter." Dilek ile tahmin birbirine karışınca, ortaya hep aynı hata çıkıyor.

Bir işin görünmeyen parçaları

Bir işi tahmin ederken genellikle sadece "asıl" kısmını düşünüyorum. Ama her işin etrafında, tahminime hiç girmeyen bir sürü küçük parça var. Mesela "bir e-posta yazmak" benim kafamda yazmaktan ibaret. Gerçekte ise şunları içeriyor:

  • Bilgisayarı açmak ve doğru sekmeyi bulmak
  • Önceki yazışmaları okuyup ne söylendiğini hatırlamak
  • Eksik bir bilgiyi bulmak için başka bir dosyaya bakmak
  • Taslağı yazmak, sonra tonunu düzeltmek
  • Eki bulmak, eklemek, doğru ek olduğundan emin olmak
  • Göndermeden önce son bir kez okumak

Bunların her biri birkaç dakika. Ama toplandığında "beş dakikalık" e-posta yarım saatlik bir işe dönüşüyor. Görünmeyen parçalar, görünen işten bazen daha uzun sürüyor.

Bir de kesintiler var. Tahmin yaparken kendimi hiç bölünmeyen biri gibi düşünüyorum. Oysa bir işin ortasında aklıma başka bir şey geliyor, kalkıp su içiyorum, bir mesaja cevap veriyorum. Her kesintiden sonra işe geri dönmek de ayrıca zaman alıyor; kaldığım yeri bulmak, ne düşündüğümü hatırlamak.

Bu listeyi ilk kez yazdığımda biraz şaşırdım. Neden hep yanıldığımı birden anladım: Aslında tahmin ettiğim iş, yaptığım işin sadece bir parçasıydı.

İlgi ve zaman: sıkıcı işler uzar, sevdiklerim kaybolur

Süre tahminimi etkileyen bir şey daha var: İşe ne kadar ilgi duyduğum. Sıkıcı bulduğum bir işi düşünürken, o iş kafamda dev gibi büyüyor. "Fatura dosyalarını düzenlemek" sanki bütün öğleden sonramı alacakmış gibi geliyor. Bu da başlamamı zorlaştırıyor.

Sevdiğim işlerde ise tersi oluyor. "Şu çizime biraz bakayım" diye oturuyorum ve kalktığımda saatler geçmiş oluyor. İlgimi çeken işler, kafamda hep kısa görünüyor.

Yani benim süre tahminim iki yönde birden bozuluyor: Sıkıcı işleri olduğundan büyük, sevdiğim işleri olduğundan küçük görüyorum. Bunu bilmek, tahminlerimi düzeltmeye çalışırken hangi yöne doğru düzeltmem gerektiğini anlamama yardım ediyor.

Daha gerçekçi süre tahmini için denediklerim

Hiçbir zaman kusursuz tahminler yapan biri olmayacağım, bunu kabul ettim. Ama tahminlerimi gerçeğe biraz daha yaklaştıran birkaç alışkanlık edindim:

  1. İşi parçalara bölüyorum. "Sunum hazırlamak" yerine "giriş slaytı", "verileri toplamak", "grafik yapmak" gibi küçük parçalar. Her parçayı ayrı tahmin edip toplamak, tek seferde tahmin etmekten daha gerçekçi sonuç veriyor.
  2. İlk tahmine pay ekliyorum. Aklıma ilk gelen süreyi alıp biraz büyütüyorum. Ne kadar büyüteceğim işe göre değişiyor; yeni ve belirsiz işlerde payı daha geniş tutuyorum.
  3. Gerçek süreleri not ediyorum. Sık yaptığım işlerin gerçekte ne kadar sürdüğünü bir kâğıda yazıyorum. Bir dahaki sefere tahmin yaparken hafızama değil, bu nota bakıyorum.
  4. "Hazırlık" ve "kapanış" ekliyorum. Her işin başına başlamaya hazırlanmak, sonuna da toparlamak için birkaç dakika koyuyorum.
  5. Birine soruyorum. Bazen bir yakınıma "Sence bu ne kadar sürer?" diye sormak, kendi iyimserliğimi dengelemek için işe yarıyor.

Son zamanlarda bir şey daha deniyorum: tek bir sayı yerine bir aralık söylemek. "Bu iş kırk dakika sürer" yerine "kırk dakika ile bir saat arası sürer" diyorum. Bu küçük değişiklik, kafamdaki o kusursuz senaryonun yanına bir de gerçekçi senaryo koymamı sağlıyor. Planımı da aralığın kısa ucuna göre değil, uzun ucuna göre yapıyorum. İş erken biterse kendime küçük bir boşluk kalıyor; geç biterse zaten hesaba katmış oluyorum.

Bunların içinde en çok işe yarayanı gerçek süreleri not etmek oldu. Çünkü tahmin etmek bir tür hatırlamak, ve benim zaman hafızam güvenilir değil. Not defteri, hafızamın yerine geçiyor.

Yanlış tahmin ettiğimde kendime ne diyorum?

Bu kısım belki de en önemlisi. Yanlış tahmin her zaman olacak. Önemli olan, yanıldığımda kendime nasıl davrandığım.

Eskiden bir işin tahmin ettiğimden uzun sürdüğünü fark ettiğimde içimde bir ses yükselirdi: "Neden hep böyle? Neden basit bir şeyi bile planlayamıyorsun?" Bu ses beni daha iyi tahmin yapan biri yapmadı; sadece plan yapmaktan kaçınan biri yaptı.

Şimdi farklı bir cümle kurmaya çalışıyorum: "Demek ki bu iş sandığımdan uzun sürüyor. Bunu bir dahaki sefere hatırlayayım." Bu cümle beni suçlamıyor, sadece bilgi topluyor. Her yanlış tahmin, bir sonraki doğru tahmin için bir veri noktası oluyor.

Zaman algınla ilgili zorlukların iş hayatını, ilişkilerini ya da kendine bakışını ciddi biçimde etkiliyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da faydalı olabilir. Bazen bir uzmanla yapılan bir sohbet, yıllardır taşıdığın yükü hafifletebilir.

Bitirmeden

Bu yazının ne kadar sürdüğünü merak ediyor musun? Ben de merak ettim. Tahminim bir saatti; gerçekte bunun epey üstüne çıktı. Ama bu sefer şaşırmadım, çünkü taslağı okumayı, başlıkları düzeltmeyi ve araya giren kahve molasını hesaba katmadığımı biliyordum.

Süre tahmini bir yetenek sınavı değil. Yanıldığın her seferde kendini biraz daha iyi tanıyorsun. Bugün bir işe başlamadan önce sadece şunu dene: Tahminini bir kâğıda yaz, iş bitince gerçek süreyi yanına ekle. Aradaki farka kızma; sadece merak et.

Sık sorulanlar

Bir işin ne kadar süreceğini neden tahmin edemiyorum?

Süre tahmini herkes için zordur, ama DEHB'li kişiler zamanın akışını hissetmekte ayrıca zorlanabilir. Ara adımları, geçişleri ve küçük aksilikleri hesaba katmamak tahminleri genellikle kısaltır.

Süre tahminimi nasıl daha gerçekçi yapabilirim?

Benzer işlerin gerçekte ne kadar sürdüğünü not etmek, işi küçük adımlara bölüp her adımı ayrı tahmin etmek ve ilk tahmine bir pay eklemek çoğu kişiye yardımcı olur.

İşler neden hep tahmin ettiğimden uzun sürüyor?

Tahmin yaparken çoğu zaman en iyi senaryoyu düşünürüz: kesintisiz, aksiliksiz, tek seferde biten bir iş. Gerçek hayatta araya giren küçük şeyler süreyi uzatır ve bu genellikle bir kişilik meselesi değildir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir