Çekmecemde yarım kalmış ajandalardan küçük bir mezarlık var. Her birinin ilk iki haftası özenle doldurulmuş, renkli kalemlerle süslenmiş, küçük çıkartmalarla bezenmiş. Sonra birden boş sayfalar başlıyor. Bazılarında ortalarda bir yerde tek bir not var, sanki bir gün hatırlayıp sonra yeniden unutmuşum gibi.
Takvim kullanmak benim için hep böyle oldu: coşkulu bir başlangıç ve sessiz bir bırakış. Bu yazıda bunun neden böyle olduğunu ve sonunda bir takvimi gerçekten sürdürebilmek için neleri değiştirdiğimi anlatacağım. Kusursuz bir sistem değil, ama bir süredir açık duran bir takvimim var ve bu benim için yeni bir şey.
Kısaca: DEHB'de takvim kullanmak çoğu zaman yeniliğin heyecanı geçince bırakılır. Tek bir ana takvime karar vermek, takvime bakmayı mevcut bir alışkanlığa bağlamak ve sistemi sade tutmak sürdürmeyi kolaylaştırır. Bıraktığında suçluluk duymadan, bugünden yeniden başlamak mümkündür.
Takvim kullanmak neden bu kadar zor geliyor?
İlk başta sorunun ajandalarda olduğunu düşünürdüm. Yanlış boyutta, yanlış düzende, yanlış renkte. Yeni bir ajanda alır, onun bu sefer her şeyi değiştireceğine inanırdım. Değiştirmezdi.
Zamanla fark ettim ki sorun ajandada değil, benim takvimle kurduğum ilişkideydi. Birkaç şey üst üste geliyordu:
- Yenilik geçince ilgi de geçiyor: Yeni bir ajanda ilk günlerde heyecan verici. Birkaç hafta sonra sıradan bir nesneye dönüşüyor ve ben onu görmemeye başlıyorum.
- Takvime yazmak hatırlamak demek değil: Bir randevuyu yazdığımda işim bitmiş gibi hissediyorum. Ama sonra takvime bakmayı unutuyorum ve yazdığım şey sayfada kalıyor.
- Birden fazla takvim: Telefonda bir takvim, masada bir ajanda, buzdolabında yapışkan notlar. Hangisinin güncel olduğunu bilmiyorum.
- Mükemmel olmak zorundaymış gibi: Bir gün boş kalınca bütün sistem bozulmuş gibi geliyor ve bırakıyorum.
Bu son madde özellikle önemliydi. Bir haftayı kaçırdığımda takvime geri dönmek, o boş haftayla yüzleşmek demekti. Utanç, beni takvimden uzak tutuyordu.
Tek bir ana takvim
Değiştirdiğim ilk şey, tek bir takvime karar vermek oldu. Benim için bu, telefonumdaki dijital takvim oldu. Çünkü telefonum her zaman yanımda ve bana hatırlatma gönderebiliyor. Ama bu herkes için doğru seçim olmayabilir. Kâğıda yazınca daha iyi hatırlayan biriysen ajanda senin için daha iyi olabilir.
Önemli olan seçimin kendisi değil, tek olması. Artık bir randevu öğrendiğimde onu "sonra takvime yazarım" diye bir kâğıda not etmiyorum. Doğrudan ana takvime yazıyorum. Yazamıyorsam, en azından telefonuma kısa bir not düşüp aynı gün içinde aktarıyorum.
Bu basit kural, bir sürü kaybolan randevuyu kurtardı. Eskiden "bunu bir yere yazmıştım" diye evi altüst ederdim. Şimdi sadece tek bir yere bakıyorum.
Takvime bakmayı hatırlamak
Takvime yazmak işin yarısıydı. Asıl zor olan, ona bakmayı hatırlamaktı. Bunun için takvime bakmayı zaten her gün yaptığım bir şeye bağladım.
Sabah kahvemi koyarken takvime bakıyorum. Kahve demlenirken o günün ve ertesi günün randevularını gözden geçiriyorum. Bu birkaç dakikalık bir şey ama günü nasıl planlayacağımı belirliyor.
Akşam da kısa bir göz atıyorum. Yarın ne var, ne zaman çıkmam gerekiyor, hazırlamam gereken bir şey var mı? Bu akşam bakışı, sabahları sürprizlerle karşılaşmamı önlüyor.
Bunun dışında takvimi görünür tutmaya çalışıyorum. Telefonumun ana ekranına günün etkinliklerini gösteren küçük bir pencere koydum. Telefonu her açtığımda, istemesem bile günün planını görüyorum. Dışarıdan bakınca küçük bir şey, ama zaman körlüğü olan biri için görünür olan şey var olan şey.
Bende işe yarayan sade takvim düzeni
Takvimimi olabildiğince sade tutuyorum. Karmaşık sistemler bende her zaman kısa ömürlü oldu. Şu an kullandığım düzen şöyle:
- Sadece sabit şeyler takvime giriyor. Randevular, buluşmalar, son tarihler, ödeme günleri. Yapılacaklar listem ayrı bir yerde.
- Çıkış saatini de yazıyorum. Bir randevu için sadece başlangıç saatini değil, evden ne zaman çıkmam gerektiğini de ekliyorum.
- İki hatırlatma kuruyorum. Bir gün önce ve çıkmadan kısa bir süre önce. Daha fazlası bende bildirim yorgunluğuna yol açıyor.
- En fazla üç renk kullanıyorum. Kişisel, iş ve sağlık gibi kabaca ayrılmış kategoriler. Daha fazla renk, daha fazla düşünmek demek.
- Tekrarlayan şeyleri bir kez kuruyorum. Her ay aynı gün olan şeyleri tekrarlayan etkinlik olarak ekliyorum ki her seferinde hatırlamak zorunda kalmayayım.
Bu düzen sıkıcı görünebilir. Ama sıkıcı olduğu için sürdürülebilir. Heyecan verici sistemler bende hep heyecan bitince bitti.
Takvimde boşluğu da göstermek
Uzun süre takvimime sadece randevuları yazdım. Takvimde boş görünen saatler, kafamda gerçekten boş saatlerdi. Oysa o "boş" saatlerin içinde yol, yemek, hazırlanmak, toparlanmak, dinlenmek vardı. Takvim bana günün yarısının boş olduğunu söylüyordu; gerçekte ise nefes alacak yerim kalmamıştı.
Şimdi takvime görünmeyen zamanı da ekliyorum. Bir randevunun öncesine ve sonrasına küçük bir yol bloğu koyuyorum. Yoğun bir günün ortasına "mola" yazıyorum. Bazen bir öğleden sonrayı tamamen "dinlenme" diye işaretliyorum ki o saatlere yeni bir şey sıkıştırmayayım.
Bunun beklenmedik bir faydası oldu: Hayır demek kolaylaştı. Biri bana bir buluşma teklif ettiğinde takvime bakıyorum ve haftanın gerçekte ne kadar dolu olduğunu görüyorum. Eskiden boş görünen takvime bakıp her şeye evet derdim, sonra hepsine yetişemezdim. Artık takvim bana dürüst bir resim gösteriyor ve ben de daha dürüst cevaplar verebiliyorum.
Boşluğu göstermek, takvimi bir yapılacaklar deposu olmaktan çıkarıp gerçek bir zaman haritasına dönüştürdü. Ve harita gerçeğe benzedikçe ona bakmak da kolaylaştı.
Takvimi bıraktığında yeniden başlamak
Dürüst olayım: Bu düzenle bile takvimi bıraktığım dönemler oluyor. Yoğun, dağınık, kendimi kötü hissettiğim haftalarda takvime bakmayı unutuyorum, yeni randevuları yazmıyorum.
Eskiden böyle bir boşluktan sonra takvime geri dönmek çok zordu. Şimdi kendime bir izin veriyorum: Geçmişi düzeltmek zorunda değilim. Kaçırdığım haftaları geriye dönüp doldurmuyorum. Sadece bugünü açıyorum ve önümüzdeki birkaç günün sabit randevularını yazıyorum. O kadar.
Bu "geçmişi bırak, bugünden başla" yaklaşımı, takvimle ilişkimi kurtaran şey oldu. Takvim bir sınav kâğıdı değil, kullanıldığında işe yarayan bir araç. Bıraktığında seni bekliyor, döndüğünde seni yargılamıyor.
Eğer zamanla ilgili zorluklar hayatını ciddi biçimde etkiliyorsa, bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da düşünebileceğin bir adım. Takvim bir araç, ama her şeyi tek başına taşımak zorunda değil.
Giderken
Çekmecemdeki yarım ajandaları hâlâ atmadım. Bazen açıp bakıyorum; o ilk iki haftanın özenini ve sonrasındaki boşluğu görüyorum. Artık o boşluğa kızmıyorum. O ajandalar bana neyin işe yaramadığını öğretti.
Takvim kullanmak bir kişilik özelliği değil, bir alışkanlık. Ve alışkanlıklar bozulduğunda yeniden kurulabilir. Bugün sadece bir şey dene: Takvimini aç ve önümüzdeki üç günün sabit randevularını yaz. Gerisi zamanla gelir.