Bulaşığa başlamadan önce kendime bir soru soruyorum: "Sence kaç dakika sürer?" İçimden bir cevap geliyor. Bazen "yarım saat", bazen "on dakika". Cevabı bir kâğıda yazıyorum, zamanlayıcıyı başlatıyorum ve bulaşığa başlıyorum. Bitince zamanlayıcıya bakıyorum. İki sayıyı yan yana koyuyorum ve gülümsüyorum. Çoğu zaman yine yanılmışım.
Buna zaman tahmini oyunu diyorum. DEHB'li biri olarak süre tahmin etmekte hep zorlandım ve bunu düzeltmeye çalışırken kendimi hep yargıladım. Oyun, bu yargıyı bir kenara bırakıp kendimi merakla gözlemlemenin bir yolu oldu. Bu yazıda oyunun kurallarını, bana neler öğrettiğini ve neden onu bir ölçüm değil bir oyun olarak gördüğümü anlatacağım.
Kısaca: Zaman tahmini oyunu, bir işin süresini önce tahmin edip sonra gerçek süreyi ölçtüğün yargısız bir alıştırmadır. Puan ya da ceza yoktur; amaç kendi zaman algını merakla tanımaktır. DEHB'de tahminlerin nerede şaştığını görmek, zamanla daha gerçekçi planlar yapmayı kolaylaştırır.
Zaman tahmini oyunu nasıl başladı?
Uzun süre tahminlerimin neden hep yanlış çıktığını anlamaya çalıştım. Planlarım hep çöküyordu, çünkü her işe olduğundan az zaman ayırıyordum. "Daha iyi tahmin etmem lazım" diye kendime söylüyordum. Ama nasıl?
Bir gün tahminlerimi ölçmeye karar verdim. İlk denememde bunu ciddi bir görev gibi yaptım. Her işi ölçüyor, her farkı not ediyor, her yanılgıda kendime kızıyordum. Üç gün sonra bıraktım. Kendimi sürekli denetlenen biri gibi hissediyordum ve bu, zaten kaygılı olan zihnime ağır geliyordu.
Bir süre sonra aynı şeyi farklı bir ruhla denedim. Bu sefer ölçmek yerine "oynamak" dedim. Puan yok, ceza yok, hedef yok. Sadece tahmin et, ölç, bak. Bu küçük kelime değişikliği her şeyi değiştirdi. Oyun keyifli olmaya başladı ve sürdürebildim.
Oyunun kuralları
Oyunun kuralları çok basit. Her biri, oyunu hafif ve yargısız tutmak için var:
- Bir iş seç. Küçük, günlük bir iş. Bulaşık, duş, bir e-posta, alışveriş listesi yapmak.
- Tahmin et. İşe başlamadan önce, içinden ilk gelen süreyi söyle. Düşünüp taşınma, ilk cevap yeterli.
- Yaz. Tahminini bir kâğıda ya da telefona not et.
- Zamanlayıcıyı başlat. Kronometre gibi, ileri sayan bir zamanlayıcı.
- İşi yap. Zamanlayıcıyı unut, sadece işini yap.
- Gerçek süreyi yaz. İş bitince zamanlayıcıya bak ve tahminin yanına yaz.
- Farka bak, ama yargılama. "Aa, ilginç" de. Bu kadar.
Bu yedinci kural en önemlisi. Fark ne olursa olsun, onu bir hata olarak değil, bir bilgi olarak görüyorum. "On dakika tahmin ettim, yirmi beş dakika sürdü. İlginç. Demek ki bulaşık sandığımdan uzun sürüyor."
Neden ölçüm değil de oyun?
"Oyun" kelimesi kulağa basit gelebilir. Ama benim için çok önemli bir şeyi temsil ediyor: Kendimi gözlemlemek ile kendimi denetlemek arasındaki fark.
Ölçüm, bir standardı varsayıyor. Bir doğru cevap, bir hedef, bir başarı ölçütü. Ve ben bu standardı tutturamadığımda, kendimi yetersiz hissediyorum. Oyun ise bir standart varsaymıyor. Sadece merak var. Ne olacağını görmek istiyorum, o kadar.
DEHB'li biri olarak hayatım boyunca çok fazla değerlendirildim, notlandırıldım, karşılaştırıldım. Kendi zamanımla ilişkimde bir de bunu istemiyordum. Oyun, kendime bir öğretmen gibi değil, meraklı bir arkadaş gibi bakmamı sağladı.
Bir de oyunun doğası gereği hafif olması var. Oyunu kaçırırsam bir şey olmuyor. Bir gün oynamazsam, ertesi gün yeniden oynayabiliyorum. Bu hafiflik, onu sürdürülebilir kılıyor.
Oyunda fark ettiğim örüntüler
Birkaç hafta boyunca ara ara oynadıktan sonra bazı örüntüler belirginleşti. Belki sende de benzerleri vardır:
- Sevmediğim işleri büyütüyorum. Bulaşık, çamaşır katlamak, fatura ödemek gibi işleri kafamda olduğundan uzun tahmin ediyorum. Gerçekte çoğu daha kısa sürüyor.
- Sevdiğim işleri küçültüyorum. "Biraz okuyayım" dediğim şey, tahminimin çok üstüne çıkıyor.
- Başlangıçları hiç saymıyorum. Bir işe hazırlanmak, gerekli şeyleri toplamak, başlamadan önceki o anlar hiç tahminime girmiyor.
- Ekran işlerini hep küçültüyorum. "Bir e-posta yazmak" kafamda iki dakika, gerçekte genellikle çok daha uzun.
- Yorgunken tahminlerim daha da şaşıyor. Akşam saatlerinde yaptığım tahminler, sabah yaptıklarıma göre daha iyimser çıkıyor.
Bu örüntüler bana kendimle ilgili gerçek bir şey söyledi. Yanılgılarım rastgele değil, belirli yönlere kayıyor. Ve bu yönleri bilmek, onları düzeltmeyi kolaylaştırıyor.
Oyunu günlük hayata taşımak
Oyunun asıl faydası, öğrendiklerimi planlarıma taşıdığımda ortaya çıktı. Kendime küçük bir "süre sözlüğü" yaptım. Sık yaptığım işlerin gerçek sürelerini bir kâğıda yazdım: bulaşık, duş, hazırlanıp çıkmak, haftalık alışveriş, bir e-posta.
Artık bir gün planlarken tahmin etmiyorum, bu sözlüğe bakıyorum. "Hazırlanıp çıkmak kırk dakika sürüyor, otuz değil." Bu küçük düzeltmeler, planlarımın çok daha gerçekçi olmasını sağladı.
Sözlük bir de başka bir işe yaradı: sevmediğim işlere başlamayı kolaylaştırdı. "Çamaşır katlamak sadece on iki dakika sürüyor" bilgisi, o işin kafamda büyümesini engelliyor. Dev gibi görünen bir iş, gerçek boyutuna iniyor.
Oyun sıkıcılaştığında
Dürüst olayım: Her oyun gibi bu oyun da bir süre sonra sıkıcılaşıyor. Yenilik geçince oynamayı unutuyorum. Bu normal ve bunun için kendimi suçlamıyorum.
Oyunu canlı tutmak için bazen küçük değişiklikler yapıyorum. Bir arkadaşla oynuyorum; ikimiz de aynı işi tahmin ediyoruz ve kimin daha yakın olduğuna bakıyoruz. Bazen sadece haftada bir gün oynuyorum. Bazen de oyunu tamamen bırakıp birkaç ay sonra yeniden başlıyorum.
Oyunun her gün oynanması gerekmiyor. Ara ara oynamak bile, zaman algıma dair yeni bir şey öğrenmeme yetiyor.
Kendini ölçmek ya da gözlemlemek sende yoğun bir kaygı uyandırıyorsa, bunu zorlamamak önemli. Zamanla ilgili zorluklar seni çok yoruyorsa bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da destekleyici olabilir.
Bir sonraki tahmin
Bulaşık hâlâ tahmin ettiğimden uzun sürüyor. Ama artık bunu bildiğim için şaşırmıyorum. Ve şaşırmadığım için kendime kızmıyorum. Oyun, zamanla ilişkimi biraz daha oyuncu, biraz daha hafif hâle getirdi.
Bugün bir dene: Bir sonraki küçük işine başlamadan önce, ne kadar süreceğini tahmin et ve bir yere yaz. Sonra ölç. İki sayıyı yan yana koyduğunda kendine sadece şunu söyle: "Ne ilginç." Gerisini merak halletsin.