Cuma akşamı genelde hafife bir rahatlama hissiyle başlıyor. Artık hiçbir yere gitmem gerekmiyor, hiçbir toplantım yok, önümde iki gün var. Ama o iki gün bazen elimden kayıp gidiyor; Pazar akşamı olduğunda ne dinlenmiş ne de bir şey yapmış hissediyorum, sadece zamanın nereye gittiğini bilmiyorum.
Bu yazıda DEHB'de hafta sonlarının neden böyle bir boşluğa dönüşebildiğini, bunu fark ettiğimde ne hissettiğimi ve zamanla bulduğum küçük bir dengeyi anlatmak istiyorum.
Kısaca: DEHB'de hafta sonları, hafta içi zamanı şekillendiren dışarıdan gelen yapı (iş, ders, randevu) ortadan kalktığı için kolayca dağılabiliyor. Gevşek ama görünür bir çerçeve kurmak, hafta sonunu ne çok katı ne de tamamen boş geçirmeden dengelemeye yardımcı olabiliyor.
Hafta içi akış, hafta sonu sessizlik
Hafta içi bir ritmim var, çoğunu ben kurmuş değilim. Saat dokuzda bir yerde olmam gerekiyor, öğlen bir ara var, akşam belirli bir saatte bir şey bitiyor. Bu dış çerçeve, zamanı benim için bölüyor ve ben o bölmelerin içine yerleşiyorum.
Cuma akşamı o çerçeve kalkıyor. Birden önümde şekilsiz, uçsuz bucaksız iki gün duruyor. Kulağa güzel geliyor ama benim için genelde tam tersi oluyor: Şekli olmayan zaman, bende neyi ne zaman yapacağıma dair hiçbir ipucu bırakmıyor.
Yapı neden bu kadar önemliymiş
Bunu uzun süre fark etmedim. "Özgür zaman" dediğim şeyin asıl ihtiyacım olan şey olmadığını, birkaç yıl boyunca her hafta sonu aynı boşluk hissini yaşadıktan sonra anladım.
DEHB'nin planlama ve zaman düzenlemeyle ilişkili yürütücü işlevlerle bağlantılı olduğu genel olarak biliniyor. Dışarıdan bir yapı olduğunda bu işlevlerin bir kısmını neredeyse ödünç alıyorum; saat, takvim, başkalarının beklentisi benim için zamanı bölüyor. Yapı kalkınca bu bölme işini tek başıma yapmam gerekiyor ve bu, sandığımdan çok daha zor bir iş.
Bu yüzden hafta sonu dediğimde aslında iki farklı şeyden bahsediyorum: Dinlenmeye ayırdığım zaman ve hiçbir çerçevesi olmadığı için kaybolan zaman. İkisi çoğu zaman birbirine karışıyor.
İki uca savrulmak: ya hiçbir şey ya fazlası
Hafta sonlarımda genelde iki uçtan birine savruluyorum. Birinde gün, bir koltuktan kalkmadan geçiyor; ne istediğim bir şey yapıyorum ne de dinlenmiş hissediyorum, sadece zaman akıp gidiyor. Ötekinde ise tam tersi: Cumartesiye sekiz iş sıkıştırıyorum, hiçbirini tam bitiremiyorum ve Pazar akşamı yorgunluktan bitkin düşüyorum.
İlginç olan şu: İkisinde de aynı şey eksik. Ortada bir yer, ne tamamen boş ne de aşırı dolu bir çerçeve. Bunu bulmak bana uzun zaman aldı ve hâlâ her hafta tam oturtamıyorum.
Bende işe yarayan küçük bir hafta sonu çerçevesi
Hafta sonu için katı bir program yapmak bende hiç işe yaramadı; program gördüğüm anda ona direnme isteği duyuyorum. Bunun yerine gevşek bir çerçeve kurmaya çalışıyorum:
- Güne bir çapa koymak: Kalkış saatini sabit tutmak, günün şeklini baştan belirliyor.
- Bir "mutlaka" bir de "olursa" seçmek: Her gün için yalnızca bir önemli iş, bir de canım isterse yapacağım bir şey belirliyorum.
- Bir boşluk saatini bilinçli ayırmak: Hiçbir şey yapmayacağım zamanı önceden kabul ettiğimde, o zaman kaçırılmış değil, seçilmiş oluyor.
- Hafta sonunun ortasına küçük bir kontrol koymak: Cumartesi akşamı "bu hafta sonu nasıl gidiyor?" diye kendime sormak, Pazar'ı yeniden şekillendirmeme fırsat veriyor.
Bu çerçeve her hafta aynı kalmıyor, esniyor. Önemli olan tamamen plansız kalmamak ama planın da beni ezmemesi.
Boşluğu bir başarısızlık olarak görmemek
Uzun süre boş geçen bir hafta sonunu bir başarısızlık gibi gördüm. Oysa bazen o boşluk, hafta içinin yorgunluğunun doğal bir sonucu. Her hafta sonunun üretken olması gerekmiyor.
Benim için değişen şey, o boşluğu fark etmek. Bilinçsizce kaybolan bir Pazar ile dinlenmeyi seçtiğim bir Pazar aynı hissettirmiyor; biri bana huzur veriyor, öteki bana yine geç kalmış hissi bırakıyor. Aradaki fark genelde niyet: O zamanı seçtim mi, yoksa fark etmeden mi kaybettim?
Pazar akşamı küçük bir köprü
Hafta sonunun boşluğu kadar zorlandığım bir şey daha var: pazartesiye geçiş. Hafta sonu yapısız geçince, pazartesi sabahı her şey bir anda üstüme geliyor gibi oluyor. Sanki iki günlük sessizlikten sonra birden gürültünün içine atılıyorum.
Bunu yumuşatmak için pazar akşamına küçük bir köprü koymayı denedim. Uzun bir planlama değil; en fazla on beş dakikalık bir hazırlık:
- Pazartesi sabahı yapacağım ilk işi bir kâğıda yazıyorum. Haftanın bütün planını değil, sadece ilk işi.
- Ertesi gün gerekecek bir şey varsa, çanta, kıyafet, belge, kapının yanına koyuyorum.
- Hafta sonunda yaptığım, küçük de olsa iyi giden bir şeyi not ediyorum. Bu, boşluk hissinin her şeyi kaplamasını engelliyor.
Bu köprü pazartesiyi kolaylaştırıyor ama asıl etkisi pazar akşamı üzerinde. Haftanın gelişini belirsiz bir kaygı olarak beklemek yerine, elimde tutabileceğim küçük bir başlangıç noktası oluyor. Hafta sonunun nasıl geçtiğinden bağımsız olarak, yeni haftaya hazırlıksız girmediğimi bilmek bana iyi geliyor.
Son söz
Hafta sonları hâlâ benim için en kolay bölüm değil. Ama artık Cuma akşamı önümdeki iki günü tamamen şekilsiz bırakmıyorum; küçük bir çapa, bir ya da iki niyet, bir de kabul edilmiş boşluk bırakıyorum.
Eğer sen de hafta sonları bir boşluğa düşüyorsan, bunun tembellik olmadığını bilmeni isterim. Zamanı bölen yapı kalktığında kaybolmak çok insani bir şey; ona küçük, esnek bir çerçeve vermek, o iki günü sana geri kazandırabilir.