Zaman nereye gidiyor? DEHB'de kaybolan saatleri fark etmek

Zaman nereye gidiyor diye akşamları sen de mi soruyorsun? DEHB'de kaybolan saatleri yargılamadan fark etmek için denediğim basit yolları anlatıyorum.

· · 4 dk okuma

Paranın nereye gittiğini merak ettiğim bir dönem harcamalarımı yazmaya başlamıştım. Bir hafta sonra şaşırmıştım: Küçük, fark etmediğim harcamalar toplandığında büyük bir yer kaplıyordu. Bir gün aynı şeyin zamanım için de geçerli olabileceğini düşündüm. Akşam olduğunda kendime sürekli aynı soruyu soruyordum: Bugün zaman nereye gitti?

Zaman nereye gidiyor sorusu, DEHB'li biri olarak benim için retorik bir soru değildi. Gerçekten bilmiyordum. Bu yazıda kaybolan saatlerimi nasıl fark etmeye başladığımı, bunu kendimi yargılamadan nasıl yaptığımı ve gördüklerimin bana neler öğrettiğini anlatacağım.

Kısaca: DEHB'de zaman çoğu zaman fark edilmeden kaybolur; telefon, geçişler, hiperodak ve karar anları saatleri sessizce tüketir. Birkaç gün boyunca yargısız bir zaman günlüğü tutmak, zamanın nereye gittiğini görmeyi sağlar. Amaç denetlemek değil, merakla fark etmektir.

Zaman nereye gidiyor? Akşamki o soru

Akşamları sık sık bir boşluk hissiyle oturuyordum. Gün bitmişti, yorgundum, ama ne yaptığımı tam olarak hatırlayamıyordum. Sabah kalkmıştım, kahve içmiştim, birkaç iş yapmıştım... ve sonra akşam olmuştu. Aradaki saatler bulanıktı.

Bu boşluk hissi zamanla bir suçluluğa dönüşüyordu. "Bütün gün ne yaptım?" sorusu, cevabı olmadığı için kendimi suçlamanın bir yoluna dönüşmüştü. Hiçbir şey yapmadığımı düşünüyordum. Oysa yorgunluğum, aslında çok şey yaptığımı söylüyordu.

İşte bu çelişki beni meraklandırdı. Hem yorgundum hem de bir şey yapmamış gibi hissediyordum. Zaman bir yere gidiyordu, ama ben nereye gittiğini göremiyordum.

Kaybolan saatlerin tanıdık yerleri

Zamanımı izlemeye başlamadan önce bile, kaybolan saatlerin bazı tanıdık yerlerini tahmin edebiliyordum. Sonradan gözlemlerim bu tahminleri büyük ölçüde doğruladı:

  • Telefon: "Bir bakayım" dediğim anlar, toplandığında günün büyük bir parçasını oluşturuyordu.
  • Geçişler: Bir işten ötekine geçerken oluşan boşluklar. Bir işi bitirip yenisine başlamadan önceki o belirsiz dakikalar.
  • Hiperodak: İlgimi çeken bir şeye daldığımda saatlerin buharlaşması.
  • Karar verememek: "Şimdi ne yapsam?" diye düşünerek geçen zaman. Bazen bir karar vermek, işin kendisinden uzun sürüyordu.
  • Aramak: Anahtarları, bir belgeyi, bir dosyayı, bir e-postayı aramak.
  • Küçük işler zinciri: Bir işi yaparken aklıma gelen başka bir işe geçmek, oradan bir başkasına, ve sonunda başladığım yerden çok uzakta bulmak kendimi.

Bu yerleri bilmek bir başlangıçtı. Ama ne kadar zamanın nereye gittiğini görmek için daha yakından bakmam gerekiyordu.

Zaman günlüğü: yargılamadan not almak

Birkaç gün boyunca basit bir zaman günlüğü tuttum. Karmaşık bir sistem kullanmadım. Bir kâğıt ve bir kalem yeterliydi.

Yöntem şuydu: Her saat başı, ya da bir işten ötekine geçtiğimi fark ettiğimde, son zamanlarda ne yaptığımı kısaca yazdım. "10.00 – 11.00: e-postalar, sonra telefonda haber okudum, sonra bir şey aradım." Ayrıntılı değil, sadece kabaca.

Bu günlüğü tutarken kendime bir kural koydum: Yargılamak yok. "Bir saat telefonda vakit kaybettim" yerine "Bir saat telefondaydım" yazdım. Bu küçük fark çok önemliydi. Yargı girdiğinde günlüğü tutmayı bırakıyordum, çünkü her not bir suçlama gibi geliyordu.

Hatırlamak da başlı başına bir zorluktu. Bazen üç saat boyunca hiç not almadığımı fark ediyordum. O zaman da hatırlayabildiğim kadarını yazdım ve devam ettim. Mükemmel bir kayıt değil, kabaca bir resim istiyordum.

Bu günlüğü sadece birkaç gün tuttum. Daha uzun tutmak hem yorucu hem de gereksizdi. Birkaç gün, örüntüleri görmeye yetiyordu.

Gözlemlediğimde ne fark ettim?

Günlüğe baktığımda birkaç şey dikkatimi çekti.

Birincisi, "hiçbir şey yapmadım" dediğim günlerde aslında birçok şey yapmıştım. Ama bunlar plan dışı, küçük, dağınık şeylerdi. Bir arkadaşa yardım etmek, beklenmedik bir sorunu çözmek, ev işleri. Görünmeyen işler, günün büyük bir kısmını kaplıyordu.

İkincisi, telefonun gerçekten büyük bir yer kapladığını gördüm. Tek tek kısa görünen anlar, toplandığında beni şaşırtacak kadar uzundu.

Üçüncüsü, günün belirli saatlerinde zamanın daha hızlı kaybolduğunu fark ettim. Benim için bu, öğleden sonraydı. Öğle yemeğinden sonraki saatler, en dağınık ve en hızlı geçen saatlerdi.

Dördüncüsü, geçişlerin ne kadar uzun sürdüğünü gördüm. Bir işi bitirip yenisine başlamak arasında bazen yarım saat geçiyordu. Bu yarım saat genellikle telefonla ya da küçük oyalanmalarla doluyordu.

Hiperodak: zamanın en hızlı aktığı yer

Günlükte en dikkat çeken şeylerden biri, ilgimi çeken işlere daldığım anlardı. Bir yazıya, bir projeye, bir konuyu araştırmaya daldığımda, günlükte koca bir boşluk oluşuyordu. Not almayı unutuyordum, çünkü zamanın geçtiğini hiç fark etmiyordum.

DEHB'li kişilerin bazen ilgi çekici bir işe yoğun biçimde odaklanabildiği ve bunun hiperodak diye anıldığı biliniyor. Benim için hiperodak hem güzel hem zor. Güzel, çünkü o anlarda gerçekten akışta oluyorum. Zor, çünkü o anlarda yemek yemeyi, su içmeyi, randevuları unutabiliyorum.

Günlük bana hiperodağı yok etmeyi değil, ona sınır koymayı öğretti. Artık ilgi çekici bir işe başlamadan önce bir zamanlayıcı kuruyorum. Zamanlayıcı çaldığında devam edip etmeyeceğime bilinçli olarak karar veriyorum. Bazen devam ediyorum, bazen bırakıyorum. Ama en azından zamanın geçtiğini biliyorum.

Fark ettikten sonra küçük değişiklikler

Zamanın nereye gittiğini görmek, her şeyi değiştirmedi. Ama birkaç küçük değişiklik yapmamı sağladı.

Telefonu çalışırken başka bir odaya koymaya başladım. Öğleden sonraları en zor saatler olduğu için, önemli işleri sabaha almaya çalıştım. Geçişler için takvime kısa boşluklar ekledim. Görünmeyen işleri de "yapılanlar" listesine yazmaya başladım, böylece akşam "hiçbir şey yapmadım" dediğimde bir kanıt olarak o listeye bakabiliyorum.

En önemli değişiklik ise bakış açımdaydı. Zamanın nereye gittiğini bilmemek, bende uzun süre bir suçluluk kaynağıydı. Şimdi biliyorum ki zamanım bir yere gidiyor; sadece her zaman planladığım yere değil. Ve bu bir kusur değil, bilgi.

Zamanla ilgili zorlukların günlük hayatını belirgin biçimde etkiliyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da faydalı olabilir.

Zamanın izleri

Akşamları hâlâ bazen o boşluk hissiyle oturuyorum. Ama artık "zaman nereye gitti?" sorusu beni korkutmuyor. Çünkü cevabını bulmanın bir yolu olduğunu biliyorum.

Bu hafta bir dene: Sadece bir gün için, saat başı ne yaptığını tek bir cümleyle not et. Yargılamadan, düzeltmeden, sadece yaz. Akşam o kâğıda bak. Belki şaşıracaksın, belki de tahmin ettiğin gibi çıkacak. Ama ne olursa olsun, zamanın izlerini ilk kez görmüş olacaksın.

Sık sorulanlar

Zamanın nereye gittiğini nasıl anlarım?

Birkaç gün boyunca, saat başı ya da bir işten ötekine geçerken ne yaptığını kısaca not etmek iyi bir başlangıçtır. Amaç kendini denetlemek değil, zamanın gerçekte nasıl aktığını görmektir.

DEHB'de neden saatler bir anda kayboluyor?

DEHB'li birçok kişi zamanın geçişini içeriden hissetmekte zorlanır ve ilgi çekici bir işe daldığında saatler fark edilmeden geçebilir. Telefon, geçişler ve karar vermekte zorlanılan anlar da zamanı sessizce tüketebilir.

Zaman günlüğü tutmak işe yarar mı?

Birçok kişi için faydalı bir farkındalık aracı olabilir. Kısa süreli ve yargısız tutulduğunda, zamanın en çok nerede kaybolduğunu görmeye ve planları daha gerçekçi yapmaya yardımcı olur.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir