Saat 11.40. Planıma göre şu an üçüncü işi bitirmiş olmam gerekiyordu. Daha ilkine başlamamıştım. Sabah beklenmedik bir telefon, ardından uzayan bir e-posta, ardından kendimi kaptırdığım bir makale. Plan kâğıtta duruyordu, ama gün başka bir yöne akmıştı. Ve içimde tanıdık bir ses yükseliyordu: "Bugün de gitti."
Plan bozulunca bütün günü kayıp saymak, benim en eski alışkanlıklarımdan biri. Bu yazıda o alışkanlığı nasıl yavaş yavaş değiştirdiğimi, dağılan bir günü sıfırdan değil ortadan nasıl toparladığımı anlatacağım. Çünkü öğrendim ki bozulan bir plan, kaybolmuş bir gün demek değil.
Kısaca: Plan bozulunca günü tamamen kayıp saymak, DEHB'de sık görülen hep ya hiç düşüncesinin bir sonucu olabilir. Durmak, kalan zamana bakmak ve sadece bir küçük işi seçmek günü kurtarmaya yeter. Bazen kurtarmak, dinlenmeyi seçmek de olabilir.
Plan bozulunca neden bütün gün çöküyor?
Bende bir planın bozulması nadiren küçük bir şey olarak kalıyor. Bir iş kaydığında, bütün plan kayıyor. Bütün plan kaydığında, gün kayıyor. Ve gün kaydığında, kendimi tamamen bırakıyorum.
Bunun arkasında hep ya hiç diye bilinen bir düşünce biçimi var sanırım. Bir şey ya tam olacak ya hiç olmayacak. Plan tam uygulanmayacaksa, uygulanmasının bir anlamı yok. Gün mükemmel geçmeyecekse, kötü geçse de olur.
Bu düşünce mantıklı değil, biliyorum. Ama o an çok güçlü hissettiriyor. Planın bozulduğunu fark ettiğim an, içimde bir hayal kırıklığı dalgası yükseliyor ve o dalga beni gün boyu sürüklüyor. Telefona sığınıyorum, oyalanıyorum, akşama kadar "yarın yeniden başlarım" diyorum.
Bunu fark etmek, döngüyü kırmanın ilk adımı oldu. Planın bozulması bir olay; günün kaybolması ise benim o olaya verdiğim bir tepki. Olayı her zaman değiştiremem, ama tepkimi değiştirebilirim.
Önce dur ve fark et
Plan bozulduğunda yaptığım ilk şey, hiçbir şey yapmamak. Bunu bilinçli olarak yapıyorum. Kalkıp bir bardak su içiyorum, pencereden bakıyorum, birkaç derin nefes alıyorum.
Bu kısa duraklama, hayal kırıklığı dalgasının tepe noktasını geçmesine izin veriyor. Dalganın en yüksek anında karar verdiğimde, genellikle "bugün de gitti" kararını veriyorum. Birkaç dakika bekleyince dalga biraz çekiliyor ve daha sakin düşünebiliyorum.
Sonra kendime basit bir soru soruyorum: "Şu an saat kaç ve günün ne kadarı kaldı?" Bu soru beni geçmişten, yani bozulan plandan, şimdiye getiriyor. Çoğu zaman günün hâlâ büyük bir kısmının önümde olduğunu görüyorum. Öğlen on bir buçukta, günün yarısından fazlası daha yaşanmamış.
Bir de yapmamaya çalıştığım bir şey var: kaybedilen zamanı telafi etmek. Eskiden plan bozulduğunda, kalan saatlere sabahın bütün işlerini sıkıştırmaya çalışırdım. "Hızlı çalışırsam yetişirim." Yetişmezdim. Sadece günün ikinci yarısını da ilk yarısı gibi bir hayal kırıklığıyla bitirirdim. Artık kaybedilen saatleri geri almaya değil, kalan saatleri iyi kullanmaya bakıyorum.
Günü kurtarmak için küçük bir yeniden başlangıç
Durup fark ettikten sonra, günü yeniden başlatmak için küçük bir düzen izliyorum. Bu, sabahki planı düzeltmek değil; günün kalan kısmı için yeni ve küçük bir plan yapmak.
- Eski planı bir kenara koyuyorum. Onu düzeltmeye, kaybedilen saatleri telafi etmeye çalışmıyorum. Sabahki plan, sabahın planıydı.
- Kalan zamana bakıyorum. Günün ne kadarı kaldı? Bu zamanda sabit olan şeyler neler, randevular, son tarihler?
- Sadece bir iş seçiyorum. Günün kalanında yapmak istediğim tek bir şey. Genellikle sabahki planın en önemli işi, ama daha küçük bir versiyonu.
- İlk adımı belirliyorum. O işe başlamak için yapacağım en küçük şey. Dosyayı açmak, bir cümle yazmak, bir numarayı aramak.
- Bir zamanlayıcı kuruyorum. Yirmi dakika. Sadece yirmi dakika. Bitince ne yapacağıma yeniden karar veriyorum.
Bu adımlar günü bir anda düzeltmiyor; düzeltmek zorunda da değiller. Sadece günün geri kalanına bir kapı açıyorlar. Ve o kapıdan geçtiğimde, çoğu zaman beklediğimden fazlasını yapabildiğimi görüyorum.
Yarım gün de bir gündür
Plan bozulduğunda kendime sık sık hatırlattığım bir cümle var: "Yarım gün de bir gündür." Sabahı kaçırmış olabilirim, ama öğleden sonra hâlâ bana ait.
Bazen günü zihnimde ikiye bölüyorum. Sabah bir gün, öğleden sonra başka bir gün. Sabah kötü geçtiyse, öğleden sonra yeni bir başlangıç. Bu basit zihinsel ayrım, sabahın hayal kırıklığının öğleden sonraya taşınmasını engelliyor.
Akşamüstü de aynı şeyi yapabiliyorum. Gün tamamen dağılmış olsa bile, akşam yemeğinden sonraki bir saat bana yeni bir pencere açabiliyor. O bir saatte büyük bir şey yapmasam bile, küçük bir şey yapmak günü kapatırken hissettiklerimi değiştiriyor.
En küçük kazanımı seçmek
Bazı günler plan o kadar dağılıyor ki, büyük bir işe dönmek mümkün görünmüyor. Böyle günlerde en küçük kazanımı seçiyorum.
En küçük kazanım, beş dakikada yapabileceğim ve bittiğinde bana küçük bir rahatlama verecek bir şey. Bir e-postaya cevap vermek. Masanın bir köşesini toplamak. Bir faturayı ödemek. Bir arkadaşa mesaj atmak.
Bu küçük kazanım, günün hikâyesini değiştiriyor. "Bugün hiçbir şey yapmadım" yerine "bugün zor geçti ama şunu yaptım" diyebiliyorum. Ve bu cümle, ertesi güne çok daha hafif girmemi sağlıyor.
Bazen bir küçük kazanım başka birini getiriyor. Bir e-postaya cevap verdikten sonra bir tane daha yazıyorum. Masanın bir köşesini topladıktan sonra bir köşesini daha. İvme küçük bir yerden başlıyor.
Bazen kurtarmak, bırakmaktır
Her günün kurtarılması gerekmiyor. Bunu öğrenmek de zaman aldı. Bazı günler plan bozuluyor, çünkü gerçekten yorgunum, hastayım ya da duygusal olarak zor bir gün geçiriyorum. Böyle günlerde günü kurtarmaya çalışmak, beni daha da yoruyor.
O günlerde günü kurtarmanın en iyi yolu, onu bırakmak oluyor. Ama bilinçli olarak bırakmak. "Bugün dinleniyorum" diye kendime açıkça söylemek. Bu, "bugün de gitti" demekten çok farklı. Biri bir teslimiyet, diğeri bir seçim.
Dinlenmeyi seçtiğim günlerde kendimi suçlamamaya çalışıyorum. Dinlenmek de bir iş, belki de bazen en önemlisi. Ertesi gün daha dinç bir zihinle başlamak, zorla geçirilmiş bir öğleden sonradan çok daha değerli.
Eğer çoğu günün bu şekilde dağılıyorsa ve bu durum ruh hâlini, işini ya da ilişkilerini etkiliyorsa, bunu bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak iyi bir adım olabilir.
Yarın yeniden
Saat 11.40'ta hâlâ ilk işe başlamamış olduğum günler olacak. Belki sık sık. Ama artık o anı bir son değil, bir ara olarak görmeye çalışıyorum. Plan bozuldu; gün bozulmak zorunda değil.
Bir dahaki sefere planın dağıldığında, sadece şunu dene: Dur, bir bardak su iç ve saate bak. Kalan zamanda yapabileceğin tek bir küçük şey seç. Belki o küçük şey günü kurtarır, belki kurtarmaz. Ama en azından günün hikâyesini sen yazmış olursun.