Saat dörtte bir randevum var. Ve saat daha sabahın onu. Bu iki bilgi yan yana geldiğinde, günüm garip bir şekilde donuyor. Altı saatim var ama hiçbir şeye başlayamıyorum. Bir işe oturuyorum, aklım saatte. Bir kitap açıyorum, gözlerim satırların üzerinden kayıyor. Saat ikide fark ediyorum ki sabahtan beri hiçbir şey yapmamışım; sadece beklemişim.
Buna bekleme modu deniyor ve DEHB'li yetişkinlerin pek çoğu bu ifadeyi duyunca başını sallıyor. Bu yazıda bekleme modunun bende nasıl işlediğini, bana neye mal olduğunu ve o donup kalan günleri yavaş yavaş nasıl geri almaya çalıştığımı anlatacağım.
Kısaca: Bekleme modu, gün içindeki bir randevu ya da etkinlik yüzünden ondan önceki saatlerde hiçbir şeye başlayamamaktır. DEHB'de zamanı takip etme zorluğu ve kaçırma kaygısı bunu besleyebilir. Hatırlatmayı güvenilir alarmlara devretmek ve bekleme saatlerine kısa, bırakılabilir işler koymak günü geri kazanmaya yardımcı olur.
Bekleme modu nedir?
Bekleme modu resmi bir terim değil. DEHB topluluklarında sıkça kullanılan, bir deneyimi tarif eden gündelik bir ifade. Anlattığı şey de basit: Gün içinde belirli bir saatte bir şey varsa, o saate kadar olan zaman bir tür bekleme salonuna dönüşüyor.
Bende bu her türlü randevuda olabiliyor. Bir doktor randevusu, bir arkadaşla buluşma, bir telefon görüşmesi, hatta bir paketin gelmesi. Önemli ya da önemsiz olması pek fark etmiyor. Saati belli olan bir şey, etrafındaki zamanı donduruyor.
İlginç olan, randevu ne kadar geç saatteyse etkisinin o kadar geniş olması. Sabah dokuzdaki bir randevu sadece sabahı etkiliyor. Ama öğleden sonra dörtteki bir randevu, bütün sabahı ve öğleni içine çekiyor. Akşam yedideki bir buluşma ise bazen bütün günü bir bekleme hâline getirebiliyor.
Bekleme modu neden oluyor?
Burada kendi gözlemlerimi paylaşabilirim, uzman değilim. Ama bekleme modunun arkasında bende birkaç şeyin birleştiğini fark ettim.
Birincisi, kaçırma korkusu. Daha önce randevuları kaçırdığım için, bir randevu olduğunda zihnim alarm durumuna geçiyor. "Bir işe dalarsam, zamanı unuturum ve kaçırırım." Bu korku gerçek deneyimlere dayanıyor, yani yersiz değil.
İkincisi, zaman körlüğü. Zamanın akışını içeriden takip etmekte zorlandığım için, saati sürekli kontrol etmem gerekiyor. Bu kontrol, zihnimin bir kısmını sürekli meşgul ediyor. Geriye kalan kısım bir işe derinlemesine dalmaya yetmiyor.
Üçüncüsü, geçişlerin zorluğu. Bir işe başlarsam, randevu saati geldiğinde o işi bırakmam gerekecek. Bırakmak zor olduğu için, zihnim baştan hiç başlamamayı tercih ediyor gibi. "Nasılsa yarıda bırakacağım, şimdi başlamanın anlamı yok."
Bunların hiçbiri bilinçli bir seçim değil. Ama hepsi bir araya geldiğinde, gün kendiliğinden bekleme moduna kayıyor.
Bekleme modunun görünmeyen bedeli
Bekleme modunun en zor yanı, dışarıdan bakınca hiçbir şey olmuyor gibi görünmesi. Evde oturuyorum, dinleniyor gibiyim. Ama aslında dinlenmiyorum. Zihnim sürekli tetikte, saati kontrol ediyor, randevuyu düşünüyor.
Bu yüzden bekleme modunda geçen saatler beni dinlendirmiyor, aksine yoruyor. Randevuya gittiğimde zaten bir tür yorgunluk taşıyorum. Döndüğümde de günün bitmiş olduğunu, hiçbir şey yapmadığımı fark ediyorum.
Ve bunun arkasından suçluluk geliyor. "Koca bir sabah vardı, neden bir şey yapmadım?" Bu suçluluk, bekleme modunun ne kadar gerçek ve ne kadar zor olduğunu görmezden geliyor. Bekleme modunda olmak bir tembellik değil... aslında hiç de değil; tetikte geçen, yorucu bir zaman.
Bekleme modundan çıkmak için denediklerim
Bekleme modunu tamamen ortadan kaldıramadım. Ama etkisini azaltan birkaç şey buldum:
- Hatırlatmayı alarma devrediyorum. Randevu için iki alarm kuruyorum: biri hazırlanmaya başlamam gereken saatte, biri çıkmam gereken saatte. Sonra kendime bilinçli olarak söylüyorum: "Alarmlar var, saati ben takip etmek zorunda değilim." Bu, zihnimin tetikte kalan kısmını biraz rahatlatıyor.
- Çıkış hazırlığını önceden yapıyorum. Randevu için gereken her şeyi sabah hazırlayıp kapının yanına koyuyorum. Böylece son dakikada bir şey arama kaygısı azalıyor.
- Bekleme saatleri için kısa işler planlıyorum. Derin odak gerektiren büyük işler yerine, kolayca bırakılabilecek küçük işler seçiyorum.
- Randevuları günün kenarlarına koymaya çalışıyorum. Mümkün olduğunda randevuları sabah erken ya da günün sonuna alıyorum. Böylece bekleme modu günün ortasını kaplamıyor.
- Randevuları aynı güne topluyorum. Birden fazla randevum varsa, onları farklı günlere dağıtmak yerine aynı güne koymaya çalışıyorum. Bir gün bekleme modunda geçiyor, ama diğer günler serbest kalıyor.
Bazı bekleme sabahlarında MASA'yı açıp başkalarıyla birlikte kısa bir oturum yapıyorum; birilerinin sessizce çalıştığını görmek, o bekleme saatlerini bir boşluk olmaktan çıkarıyor.
Bekleme saatlerini dolduran küçük işler
Bekleme modunda büyük işlere başlamak zor, ama küçük işler mümkün. Bu küçük işlerin ortak özelliği, kolayca bırakılabilmeleri ve yarım kaldıklarında sorun yaratmamaları. Benim listem şöyle:
- E-postaları gözden geçirip kısa olanlara cevap vermek
- Bir çekmeceyi ya da bir rafı düzenlemek
- Bulaşık, çamaşır gibi ev işleri
- Haftalık alışveriş listesi yapmak
- Bir faturayı ödemek ya da küçük bir formu doldurmak
- Kısa bir yürüyüşe çıkmak, ama alarmı kurarak
- Bir arkadaşa uzun zamandır atmadığım bir mesajı atmak
Bu işler beni bekleme modundan tamamen çıkarmıyor. Ama o saatlerin sonunda "hiçbir şey yapmadım" yerine "birkaç küçük şeyi hallettim" diyebiliyorum. Bu fark, günün nasıl hissettirdiğini değiştiriyor.
Bekleme modunu kabullenmek
Bazı günler, ne yaparsam yapayım bekleme moduna giriyorum. Özellikle önemli ya da kaygı veren bir randevu varsa, zihnim başka bir şeye yer açmıyor.
O günlerde kendimle savaşmayı bıraktım. Bekleme modunu kabul ediyorum ve o güne hafif bir plan yapıyorum. Belki sadece randevuya gitmek ve birkaç küçük iş. Belki sadece randevu. Bu kabullenme, bekleme modunun üstüne bir de suçluluk eklenmesini önlüyor.
Kaygının günlük hayatını belirgin biçimde etkilediğini hissediyorsan ya da bekleme modu çok sık ve yorucu hâle geldiyse, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da faydalı olabilir.
Bir sonraki randevulu gün
Saat dörtte bir randevum olduğunda, sabah onda hâlâ o donukluğu hissediyorum. Ama artık o donukluğun bir adı var ve onunla nasıl yaşayacağımı biraz daha iyi biliyorum. Alarmlarım kurulu, çantam kapının yanında, önümde kısa bir iş listesi.
Bir sonraki randevulu gününde bir şey dene: Sabah iki alarm kur ve kendine yüksek sesle "saati alarmlar takip ediyor" de. Sonra kolayca bırakabileceğin küçük bir iş seç. Bekleme modu belki yine gelecek, ama bu sefer günün tamamını almayabilir.