Karanlık bir sinema salonu. Film güzel, gerçekten izlemek istiyorum. Ama bir süre sonra bacağım kendiliğinden sallanmaya başlıyor. Ellerim montun fermuarıyla oynuyor. Aklımın bir köşesinde yarın yapılacaklar listesi dönüyor, bir başka köşesinde bir şarkı çalıyor. Dışarıdan bakan biri sakin bir izleyici görüyor. İçeride ise kimsenin duymadığı bir motor çalışıyor.
Yetişkinlerde hiperaktivite denince çoğu zaman tam olarak bu tablo konuşuluyor. Çocukluktaki koşturma, yetişkinlikte çoğu zaman yerini daha sessiz ama en az onun kadar yorucu bir iç huzursuzluğa bırakıyor. Bu yazıda o motoru anlatmaya çalışacağım.
Kısaca: Yetişkinlerde hiperaktivite her zaman yerinde duramamak olarak görünmez. Birçok DEHB'li yetişkinde hareketlilik içe döner: susmayan bir zihin, küçük beden hareketleri, boş kalamamak ve sürekli bir meşguliyet ihtiyacı. Dışarıdan sakin görünen biri, içeride yoğun bir huzursuzluk yaşıyor olabilir.
Yetişkinlerde hiperaktivite nereye gidiyor?
DEHB'nin bilinen görüntüsü, sınıfta yerinde duramayan, sürekli koşan, tırmanan bir çocuk. Bu görüntü yanlış değil ama eksik. Çünkü o çocuk büyüdüğünde, hareketliliği çoğu zaman bir yere kaybolmuyor; biçim değiştiriyor.
Yetişkinlikte toplumsal kurallar daha belirgin hâle geliyor. Bir toplantıda kalkıp dolaşmak, bir sohbetin ortasında koşmaya başlamak mümkün değil. Böylece o enerji bedenin daha küçük hareketlerine ve zihnin içine çekiliyor. Bacak sallamak, parmaklarla masaya vurmak, kalemi çevirmek, sürekli bir şeyleri kontrol etmek... Ve en çok da durmadan çalışan bir zihin.
DEHB'li yetişkinlerin pek çoğu bu hâli "içimde bir motor var" diye anlatıyor. Ben de bu benzetmeyi çok yerinde buluyorum. Motor bazen hafifçe mırıldanıyor, bazen bütün gücüyle çalışıyor. Ama nadiren tamamen duruyor.
Bu arada şunu da belirtmek isterim: Herkes bu değişimi aynı biçimde yaşamıyor. Bazı insanlarda hareketlilik yetişkinlikte gerçekten azalabiliyor, bazılarında ise hâlâ dışarıdan belirgin olabiliyor. Ben burada en sık duyduğum ve kendimde en çok tanıdığım biçimi anlatıyorum.
İç huzursuzluk nasıl hissettiriyor?
Bu deneyimi birkaç farklı katmanda anlatmak bana daha kolay geliyor.
Susmayan zihin
Zihnim çoğu zaman aynı anda birkaç radyo istasyonunu çalıyor gibi. Bir yandan konuşmayı takip ediyorum, bir yandan aklıma bir fikir geliyor, bir yandan da az önce okuduğum bir şeyin üzerine düşünüyorum. Bu çokluk bazen yaratıcı bir enerji gibi hissettiriyor, bazen de sadece gürültü gibi.
Gece yatağa yattığımda bu radyolar daha da yükseliyor. Gün içinde dış uyaranlarla bastırılan düşünceler, sessizlikte bir anda sahneye çıkıyor. Uykuya dalmakta zorlandığım gecelerin önemli bir kısmının sebebi bu.
Bedende küçük hareketler
Bacak sallamak, ayak bileğini çevirmek, saçla oynamak, tırnak kenarlarıyla uğraşmak, kalemi tıklatmak, sandalyede pozisyon değiştirmek. Bunların bir kısmını fark etmeden yapıyorum. Fark ettiğimde ise durmaya çalışmak, sanki bir şişeyi kapağı kapalıyken sallamak gibi; enerji başka bir yerden çıkmanın yolunu arıyor.
Uzun süre oturmayı gerektiren durumlar benim için ayrı bir zorluk. Uzun bir toplantı, bir bekleme salonu, kalabalık bir yemek... Bu ortamlarda dikkatimin önemli bir kısmı, sadece yerimde durmaya harcanıyor.
Boş kalamamak
Belki de en tanıdık olanı bu. Boş bir anım olduğunda, o boşluğu hemen bir şeyle dolduruyorum: telefon, bir podcast, bir iş, bir mesaj. Hiçbir şey yapmadan oturmak bana dinlendirici değil, daha çok tedirgin edici geliyor.
Bu yüzden tatillerde bile tam olarak dinlenemiyorum. Sahilde uzanırken aklım yapılacak işlere, planlara, yarım kalan projelere gidiyor. "Rahatla" demek kolay; ama rahatlamak, benim için kendiliğinden gelen bir şey değil, öğrenilmesi gereken bir beceri.
Bu beceriyi öğrenmeye çalışırken fark ettiğim bir şey var: Dinlenmeyle ilgili pek çok öneri hareketsiz kalmak üzerine kurulu. Gözlerini kapat, sessizce otur, hiçbir şey düşünme. Benim için bunlar çoğu zaman daha fazla huzursuzluk getiriyor. Hareketli bir dinlenme biçimi bulmak, bu yüzden benim için çok daha gerçekçi bir hedef.
Dışarıdan sakin, içeriden fırtına
İç huzursuzluğun en zor yanlarından biri görünmez olması. İnsanlar bana çoğu zaman sakin, hatta biraz dalgın biri olarak bakıyor. İçeride yaşanan koşuşturmayı kimse görmüyor.
Bu görünmezlik bazen işime gelse de, bazen de yalnız hissettiriyor. "Sen çok rahat birisin" cümlesini duyduğumda, içimdeki motorun sesini kimsenin duymadığını hatırlıyorum. Ve bu motorun çalışması, gün sonunda ciddi bir yorgunluk bırakıyor. Hiçbir şey yapmamış gibi görünen bir günün sonunda bitkin olmamın bir sebebi de bu.
Ayrıca bu durum, DEHB'nin fark edilmesini de geciktirebiliyor. Dışarıdan belirgin bir hareketlilik görmeyen çevre, "bu çocukta DEHB olamaz" diye düşünebiliyor. Kişinin kendisi de içinde yaşadığı huzursuzluğu "ben sadece biraz gerginim" diye yorumlayabiliyor.
İç huzursuzluk her zaman DEHB mi?
Hayır ve bunun altını çizmek istiyorum. İç huzursuzluk pek çok farklı sebepten kaynaklanabilir. Kaygı, yoğun stres, uykusuzluk, fazla kafein ve bazı fiziksel sağlık sorunları da benzer bir his yaratabilir. Bazen birkaç sebep bir arada olabilir; örneğin DEHB ile kaygı birlikte görülebilir.
Bu yüzden bu yazıyı okuyup kendinde benzer bir huzursuzluk fark ettiysen, onu hemen DEHB'ye bağlamamak önemli. Özellikle bu his yeni başladıysa, giderek artıyorsa ya da başka bedensel belirtilerle birlikte geliyorsa, bir doktora görünmek iyi bir başlangıç olur. DEHB'den şüpheleniyorsan ise değerlendirmeyi bir psikiyatrist yapar.
Huzursuzlukla birlikte yaşamak: bende işe yarayanlar
İç huzursuzluğumu tamamen susturamıyorum. Ama onunla savaşmak yerine ona yer açmayı öğrendikçe daha rahat ettim. Bende işe yarayan şeyler şunlar:
- Hareketi meşrulaştırmak: Elime küçük bir nesne alıp onunla oynamak, toplantıda bacağımı sessizce sallamak, ayakta çalışmak. Enerjiyi bastırmak yerine ona güvenli bir çıkış yolu bulmak.
- Düzenli yürüyüşler: Gün içinde kısa da olsa yürümek, motorun hızını biraz düşürüyor. Özellikle uzun oturduğum günlerde bunun farkını hissediyorum.
- İki işi birlikte yapmak: Bulaşık yıkarken bir şey dinlemek ya da telefonla konuşurken dolaşmak. Zihnimin bir kısmı meşgulken, diğer kısmı daha kolay odaklanabiliyor.
- Dinlenmeyi yeniden tanımlamak: Benim için dinlenmek her zaman hareketsiz oturmak değil. Yemek yapmak, el işiyle uğraşmak, yürümek de dinlenme olabiliyor.
- Geceleri zihni boşaltmak: Yatmadan önce aklımdaki her şeyi bir kâğıda yazmak, o radyoların sesini biraz kısıyor.
Bunlar her zaman yeterli değil. Bazı günler motor o kadar hızlı çalışıyor ki hiçbir şey onu yavaşlatmıyor. O günlerde kendime şunu hatırlatıyorum: Bu his geçici ve ben bu haliyle de değerliyim.
Kendime not
Huzursuzluğum bana uzun süre bir kusur gibi geldi. Sakin duramayan, dinlenemeyen, hep bir sonraki şeye koşan biri olmak yorucuydu. Ama bu motorun bana ait olduğunu, onu yok etmeye çalışmak yerine onunla birlikte yaşamayı öğrenebileceğimi fark ettiğimde bir şeyler yumuşadı.
Eğer sen de dışarıdan sakin görünüp içeride fırtına yaşayan biriysen, bunu tek başına taşımak zorunda değilsin. O fırtınanın bir adı olabilir ve bunu bir uzmanla birlikte keşfetmek, kendine yapabileceğin en nazik şeylerden biri olabilir.