Aynı hafta içinde iki farklı insandan iki zıt cümle duyduğumu hatırlıyorum. Biri, "Bu kadar zeki birinin DEHB'si olabilir mi ki?" diye sormuştu. Diğeri ise biraz çekinerek, "DEHB'liler biraz yavaş anlıyor değil mi?" demişti. İkisi de iyi niyetliydi. İkisi de yanılıyordu.
DEHB ve zekâ konusu, belki de en çok kafa karışıklığı yaratan başlıklardan biri. Bu yazıda en sık karşılaştığım yanlış anlamaları tek tek ele almak ve DEHB ile yaşayan biri olarak bu cümlelerin içeride nasıl yankılandığını anlatmak istiyorum.
Kısaca: DEHB bir zekâ durumu değildir; her zekâ düzeyindeki insanda görülebilir. DEHB, bilgiyi anlama kapasitesini değil, dikkati yönetmeyi, işe başlamayı ve bildiğini tutarlı biçimde ortaya koymayı etkiler. Zeki olmak DEHB'yi dışlamaz, DEHB'li olmak da düşük zekâ anlamına gelmez.
DEHB ve zekâ arasında bir bağ var mı?
Kısa cevap: DEHB, zekâ ile ilgili bir durum değil. DEHB nörogelişimsel bir durumdur ve dikkat, dürtü kontrolü, planlama, zaman takibi gibi kendini yönetme becerilerini etkiler. Zekâ ise bambaşka bir şeyi, yani öğrenme, akıl yürütme ve problem çözme kapasitesini anlatır.
Bu yüzden DEHB'li insanlar arasında da herkes gibi farklı zekâ düzeylerinden insanlar var. Bazıları çok hızlı öğrenir, bazıları belirli alanlarda zorlanır. DEHB bu çeşitliliği ne artırır ne de azaltır.
Bunu ilk okuduğumda tuhaf bir rahatlama hissettim. Çünkü içimde iki zıt korku birden vardı: Bir yanım "belki de sandığım kadar zeki değilim" diye korkuyordu, diğer yanım ise "zekiysem bu zorlukların hiçbir açıklaması olamaz" diye. DEHB'nin zekâdan ayrı bir şey olduğunu anlamak, iki korkuyu da biraz susturdu.
Asıl karışıklık, zekâ ile performansın aynı şey sanılmasından doğuyor. Bir sınavda düşük not almak, bir işi zamanında teslim edememek ya da bir talimatı kaçırmak, dışarıdan bir anlama sorunu gibi görünebilir. Oysa DEHB'de sorun çoğu zaman anlamakta değil, anladığını doğru anda ve doğru biçimde ortaya koymakta.
Yanlış anlama 1: "Bu kadar zekisin, DEHB olamazsın"
Bu cümleyi çok kez duydum. Arkasında şöyle bir varsayım yatıyor: DEHB'li biri başarısız olur, okulda zorlanır, konuşurken mantıksız şeyler söyler. Zeki ve konuşkan biriyse, demek ki DEHB'li olamaz.
Oysa zekâ, DEHB'nin bazı belirtilerini bir süre gizleyebiliyor. Derste dinlemesen bile konuyu sınavdan önceki gece hızla öğrenebiliyorsan, dağınıklığın notlarına yansımayabilir. Hızlı düşünebiliyorsan, unuttuğun şeyleri anında doğaçlamayla kapatabilirsin. Bu telafi, belirli bir döneme kadar işe yarayabiliyor.
Sorun, sorumluluklar arttığında başlıyor. Ders sayısı çoğaldığında, iş hayatına geçildiğinde ya da hayatın idari yükü büyüdüğünde, zekâyla yapılan telafi yetmemeye başlıyor. Pek çok insan DEHB'sini tam bu dönemde fark ediyor ve geç fark etmenin şaşkınlığını yaşıyor.
Bir de şu var: Hem üstün yetenekli hem de DEHB'li olmak mümkün. Bu durumda iki özellik birbirini gölgeleyebiliyor. Yetenek, DEHB'nin görünmesini engelleyebiliyor; DEHB de yeteneğin tam olarak ortaya çıkmasını zorlaştırabiliyor.
Yanlış anlama 2: "DEHB'liler daha az zekidir"
Bu yanlış anlama daha sessiz ama daha incitici. Genellikle açıkça söylenmiyor; bir bakışta, bir ses tonunda, bir şeyin iki kez açıklanmasında hissediliyor.
DEHB'li biri bir talimatı ilk seferde kaçırabilir, toplantıda konuşmanın ipini kaybedebilir, bir formu yanlış doldurabilir. Bunlar dikkatin ve çalışma belleğinin zorlanmasıyla ilgili şeyler. Ama dışarıdan bakan biri bunu "anlamadı" diye yorumlayabiliyor.
Okul yılları bu yanlış anlamayı çoğu zaman pekiştiriyor. Uzun ve sessiz sınavlar, ezbere dayalı ödevler, sıkıcı tekrarlar... DEHB'li bir öğrencinin bu ortamda gerçek kapasitesini göstermesi zor olabiliyor. Düşük notlar da zamanla "ben zaten zeki değilim" inancına dönüşebiliyor. Ben de öğrenciyken zaman zaman bu inancın içinde kaybolduğumu hatırlıyorum.
Oysa aynı öğrenci, ilgisini çeken bir konuda sınıftaki herkesten daha derin sorular sorabiliyor, bambaşka bağlantılar kurabiliyor. Sorun kapasitede değil, o kapasitenin hangi koşullarda ortaya çıkabildiğinde. Sessiz bir sınav salonu, bazı beyinler için kapasitenin en zor görünür olduğu yer olabiliyor.
Yanlış anlama 3: "DEHB'liler aslında dâhidir"
Son zamanlarda sık duyduğum bir yanlış anlama da tam tersi yönde. Sosyal medyada DEHB bazen bir dâhilik işareti, bir "süper güç" gibi sunuluyor. Ünlü isimlerin listeleri dolaşıyor, DEHB yaratıcılıkla ve parlak zekâyla eşitleniyor.
Bu bakış açısı ilk bakışta iyi niyetli ve hatta cesaret verici görünebilir. Ama bence ciddi bir sorunu var: Gerçek zorlukları görünmez kılıyor. Faturasını ödemeyi unutan, işini kaybetme korkusu yaşayan, her gün kendiyle mücadele eden birine "aslında sen dâhisin" demek, onun yaşadıklarını küçültebiliyor.
Ayrıca bu romantizm, kendini o "dâhi" kalıbında görmeyen DEHB'li insanları da dışarıda bırakıyor. DEHB'li olmak, kimseye özel bir zekâ borcu yüklemiyor. Sıradan olmak, ortalama olmak, bazı konularda hızlı bazılarında yavaş olmak da DEHB'li insanların hakkı. Kendimizi değerli hissetmek için olağanüstü olmamız gerekmiyor.
Zekâ ve DEHB bir aradayken içeride nasıl hissettiriyor?
Benim için en zor taraflardan biri, anladığım ile ortaya koyabildiğim arasındaki uçurum. Bir konuyu derinlemesine kavrayabiliyorum, karmaşık bağlantılar kurabiliyorum. Ama o fikri düzenli bir metne dönüştürmek, zamanında teslim etmek ya da adım adım uygulamak bambaşka bir zorluk.
Bu uçurum, çevreden gelen şu tür cümlelerle derinleşiyor:
- "Bu kadar akıllısın, neden bunu yapamıyorsun?"
- "Yapabileceğinin çok altındasın."
- "İstesen yaparsın, sende kafa var."
- "Biraz daha dikkat etsen her şey düzelir."
Bu cümlelerin hepsi bir övgüyle bir eleştiriyi aynı pakette sunuyor. Ve içeride bıraktıkları his genellikle aynı: Eğer zekiysem ve yine de yapamıyorsam, sorun benim karakterimde olmalı. Bu düşünce, DEHB'li pek çok insanın en ağır yüklerinden biri.
Bazen bu yükü hafifletmek için zekâmı bir kalkan gibi kullandığımı da fark ettim. Unuttuğum bir şeyi esprili bir hikâyeyle örtmek, hazırlıksız geldiğim bir toplantıda doğaçlamayla durumu kurtarmak... Bu beceriler işe yarıyor ama aynı zamanda gerçek zorluğu herkesten, bazen kendimden bile saklıyor. Kalkanın arkasında ise hep bir yorgunluk birikiyor.
DEHB'yi anlamak, bu yükü biraz hafifletti. Zekâmın ve zorluklarımın aynı anda var olabileceğini, birinin diğerini yalanlamadığını kabul etmek bana iyi geldi. Eğer sen de bu uçurumu yaşıyorsan ve sebebini merak ediyorsan, bunu bir psikiyatristle konuşmak sana netlik sağlayabilir.
Son söz
Zekâ ve DEHB, birbirinin zıttı ya da birbirinin kanıtı değil. Aynı insanda farklı biçimlerde var olabilen iki ayrı şey. Biri ne kadar zeki olursa olsun DEHB'li olabilir; DEHB'li biri de herkes kadar meraklı, düşünceli ve kavrayışlı olabilir.
Kendime sık sık şunu hatırlatıyorum: Yaptığım hatalar, ne kadar akıllı olduğumun ölçüsü değil. Sadece beynimin bazı işleri farklı bir yoldan yaptığının işareti. Ve bu yolu tanıdıkça, kendime biraz daha adil davranabiliyorum.