Yarım kalan işe geri dönmek: DEHB'de kaldığım yerden devam

Yarım kalan işe geri dönmek, başlamaktan bile zor gelebiliyor. Bırakırken iz bırakmayı ve dönerken suçluluğa takılmadan devam etmeyi anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Bir işi yarıda bırakmak kolay. Zor olan, bir hafta sonra ona geri dönmek. Dosya orada duruyor, sekme hâlâ açık, defter aynı sayfada. Ama o işle aramda bir yabancılık var: Ne yapıyordum, nerede kalmıştım, neden durmuştum, hiçbirini tam hatırlamıyorum.

Yarım kalan işe geri dönmek, benim için çoğu zaman sıfırdan başlamaktan bile ağır oldu. Bu yazıda neden böyle olduğunu, bırakırken ne yaptığımı ve dönerken neler işe yaradığını anlatıyorum.

Kısaca: Yarım kalan işe geri dönmek, yalnızca işe değil, "ne yapıyordum" sorusuna ve suçluluğa da dönmek demek. Bırakırken kısa bir "kaldığım yer" notu yazmak, dönerken ilk beş dakikayı sadece hatırlamaya ayırmak ve baştan başlama dürtüsüne kapılmamak bende yükü hafifletti. Her yarım iş geri dönülmeyi hak etmeyebilir; bazılarını bilerek bırakmak da bir seçenek.

Yarım kalan işe geri dönmek neden bu kadar zor?

Birkaç katman fark ettim.

Bağlamı yeniden yüklemek. Bir işin içindeyken kafamda bir harita var: Hangi dosya nerede, hangi fikir hangisine bağlı, sıradaki adım ne. Ben işten çıkınca o harita hızla siliniyor. Geri döndüğümde elimde sadece yarım bir dosya var ve haritayı yeniden çizmem gerekiyor. Bu, görünmeyen ve yorucu bir ek iş.

Bırakmış olmanın utancı. "Neden yarım bıraktım" sorusu, daha ilk saniyede geliyor. Dosyayı açtığımda önce işin kendisine değil, bu soruya bakıyorum. Cevap çoğu zaman "yoruldum", "başka bir şey çıktı", "sıkıldım" gibi sıradan bir şey; ama soru yine de ağır geliyor.

İşin büyümüş hâli. Beklerken iş zihnimde şişiyor. Aslında yarım saatlik kalmış bir iş, bir hafta sonra sanki üç günlük görünüyor. Dönmeden önce zihnimde bir kat daha eklemiş oluyorum.

Yeni bir iş çekiciliği. Yarım kalan işe dönmek yerine yeni bir işe başlamak çok daha cazip geliyor. Yeni iş temiz, parlak, suçluluktan arınmış. Eski iş ise bir yükle birlikte geliyor.

Bu katmanların hepsini birden hissedince geri dönmek bir başlangıçtan çok daha büyük görünüyor. Aslında dönüş, kendi içinde ayrı bir beceri gibi duruyor.

Bırakırken iz bırakmak

Bana en çok yardım eden şey, geri dönüşü bırakırken başlatmak oldu. Bir işi bıraktığım anda, ne kadar yorgun ya da dağınık olursam olayım, birkaç cümlelik bir not yazıyorum. Bu nota "kaldığım yer notu" diyorum.

  1. Nerede kaldım? Tek cümle: "Üçüncü bölümün ortasındayım, kaynak listesi eksik."
  2. Sıradaki küçük adım ne? Tek cümle: "Kaynak listesine iki madde ekle."
  3. Neden durdum? Tek cümle: "Yoruldum, yarın bakarım." Ya da: "Bir bilgi bekliyorum."

Bu üç cümle, birkaç dakikalık bir iş. Ama geri döndüğümde en zor kısmı, yani haritayı yeniden çizmeyi benim yerime yapıyor. Dosyayı açıyorum ve not orada duruyor: Sıradaki adım belli.

Notun yanında bazen küçük bir iz daha bırakıyorum: Bir cümleyi bilerek ortasında kesiyorum. Bir paragrafın son cümlesini tamamlamıyorum ya da bir listenin son maddesini boş bırakıyorum. Döndüğümde göz o yarım cümleye takılıyor ve devam etmek, boş bir sayfaya bakmaktan çok daha kolay oluyor. Bunu her işte yapmıyorum, ama yazı ve düzenleme gibi işlerde çok işe yaradı. Açık bırakılmış bir kapı gibi: İçeri girmek için kilit açmam gerekmiyor.

Bunu yaparken bir şeyi ayırt etmem gerekiyor: Not yazmak, işe devam etmek değil. Yorgunsam, notu yazıp kapatıyorum. Bu, işe ara vermenin nazik bir yolu; durmak ile kaybolmak arasındaki fark.

Geri dönerken ilk beş dakika

Eski bir işe döndüğümde ilk beş dakikayı bilerek yalnızca hatırlamaya ayırıyorum. İşe devam etmeye çalışmıyorum; sadece onu yeniden tanıyorum.

Önce kaldığım yer notunu okuyorum. Sonra son yazdığım paragrafa ya da son yaptığım adıma bakıyorum. Kendime hiçbir değerlendirme yapmıyorum: "İyi mi, kötü mü" demiyorum. Sadece "ah, buradaydım" diyorum.

Bu beş dakikayı ayırmamak, işe bir anda dalmaya çalışmak, genellikle ters tepti. Hatırlamadan devam etmeye çalışınca kendimi yabancı bir işin içinde buluyor, hemen sıkılıp kaçıyordum. Hatırlamaya zaman tanıdığımda ise iş tanıdık bir yer hâline geliyor.

Sonra tek, küçük bir adım atıyorum. Not zaten bana bunu söylemişti. Adım bitince "devam" ya da "bugünlük bu kadar" diye karar veriyorum. İkisi de geçerli.

Baştan başlama dürtüsü

Yarım bir işin başına döndüğümde, çok güçlü bir dürtü beliriyor: "En iyisi sıfırdan başlayayım." Eski taslak kötü görünüyor, yöntem eskimiş gibi geliyor, her şeyi silip temiz bir sayfa açmak çekici.

Çoğu zaman bu dürtü, işi bırakmanın başka bir yolu. Sıfırdan başlamak, yeni başlangıcın verdiği enerjiyle başlıyor ama hızla yine aynı noktaya geliyor; yeni bir yarım iş daha biriktiriyorum. Bu yüzden kendime bir kural koydum: Önce kaldığım yerden küçük bir adım atacağım, sonra gerçekten baştan başlamak gerekip gerekmediğine bakacağım.

Bazen gerçekten baştan başlamak gerekiyor. İki soruya bakıyorum: "Koşullar belirgin biçimde değişti mi?" ve "Eski işin yarısı bana gerçekten kullanılamaz mı görünüyor, yoksa sadece göz önünde olduğu için mi?" Cevaplar evet-evetse baştan başlıyorum. Aksi hâlde devam ediyorum.

Bazı işleri bilerek bırakmak

Her yarım iş geri dönülmeyi hak etmiyor. Bu, benim için epey sonra öğrendiğim bir şey. Bazı işler artık bana ait değil: İlgim geçmiş, koşullar değişmiş, fırsat kaçmış. Onları yarım bir iş olarak taşımak, yalnızca suçluluk yükü ekliyor.

Böyle işleri bilinçli şekilde bırakıyorum. Kaldığım yer notunun altına "Bırakıyorum. Sebep: ilgim değişti" yazıyorum ve onu bir "kapalı işler" klasörüne koyuyorum. Bu, bir yenilgi ilanı değil; bir kararı kayıt altına almak. Ve çoğu zaman bir rahatlama getiriyor.

Yarım işleri görünür ama sakin tutmak

Yarım kalan işlerimi tek bir yerde toplamayı denedim. Masaüstünde bir klasör, ya da bir kutu: "Yarım kalanlar". Her iş orada kaldığım yer notuyla birlikte duruyor. Haftada bir kez bu klasöre bakıyorum ve bir iki işin notunu okuyorum. Hangisine döneceğime o zaman karar veriyorum.

Bu, işleri zihnimde taşımaktan çok daha hafif. Çünkü yarım işler dağınık duruyorsa, her biri farklı bir yerden bana göz kırpıyor. Tek bir yerde ise, hepsi sakin bir sırada bekliyor.

Yarım kalan işlerin sürekli artması ve günlük hayatını zorlaması hâlinde, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak yardımcı olabilir.

Kendime not

Yarım bıraktığım bir işe dönmek, bırakmış olmamın bedelini ödemek değil; yalnızca kaldığım yerden küçük bir adım atmak. Dosyayı açtığımda önce "neden bıraktım" diye sormamayı, onun yerine "nerede kalmıştım" diye sormayı öğreniyorum.

Bugün yarım kalmış bir işin varsa, ona geri dönmek zorunda değilsin. Ama şunu yapabilirsin: Üç cümlelik bir kaldığım yer notu yaz. Nerede kaldın, sıradaki küçük adım ne, neden durdun. Gerisini yarınki sana bırak.

Sık sorulanlar

Yarım kalan işe geri dönmek neden bu kadar zor geliyor?

Çünkü işe dönerken yalnızca işi değil, ne yaptığını, nerede kaldığını ve neden bıraktığını da yeniden yüklemen gerekir. Üstüne bir de bırakmış olmanın suçluluğu biner. Bu birleşim, sıfırdan başlamaktan bile ağır gelebilir.

Kaldığım yeri unutmamak için ne yapabilirim?

İşi bırakırken iki üç cümlelik kısa bir not yazmak çok yardımcı olabilir: nerede kaldığını, sıradaki küçük adımı ve neden durduğunu. Bu not geri dönüşte zihinsel yükü hafifletir.

Yarım kalan işe baştan mı başlamalıyım, kaldığım yerden mi devam etmeliyim?

Çoğu zaman kaldığın yerden devam etmek daha az enerji gerektirir, çünkü baştan başlamak geçmiş emeği görünmez kılar. Ama iş ya da koşullar belirgin biçimde değiştiyse yeniden başlamak da mantıklı olabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir