Önce ayağa kalkıyorum. Bunu bir karar olarak yapmıyorum; sadece kalkıyorum. Sonra mutfağa gidip bir bardak su dolduruyorum. Sonra masaya dönüp dizüstünü ya da defteri açıyorum. Üç küçük hareket, toplamda iki üç dakika. Ve bu üç hareketin ardından, çoğu zaman, işe başlamış oluyorum.
Zihnimi ikna etmeye çalışmak, başlamanın en zor yoluydu. "Şimdi başlamalıyım" cümlesini tekrar ettikçe daha çok kaçıyordum. Bedenle başlamak ise farklı bir kapıydı. Bu yazıda, işe başlama ritüelimi, neden bedenden başladığımı ve ritüelin hangi günlerde işe yaramadığını anlatıyorum.
Kısaca: İşe başlama ritüeli, çalışmadan önce her seferinde aynı sırayla yaptığım üç küçük bedensel harekettir: kalkmak, su içmek, masayı açmak. Kararı beklemeden bedeni harekete geçirmek, zihne "geçiş" işareti veriyor. Ritüel kısa kalırsa işe yarıyor; uzarsa kendisi bir erteleme biçimine dönüşebiliyor.
Neden zihin yerine bedenden başlıyorum?
Başlayamadığım anlarda zihnimle bir pazarlık yürütüyorum. "Şimdi mi yapsam, önce şunu mu bitirsem, biraz daha mı beklesem." Bu pazarlık çoğu zaman benim aleyhime bitiyor, çünkü pazarlığı yürüten kısım zaten iş yapmak istemeyen kısım.
Beden ise pazarlık etmiyor. Kalkmak, kalkmaktır; bir bardak su doldurmak, bir bardak su doldurmaktır. Bu hareketlerin hiçbiri "işe başlamak" gibi görünmüyor, bu yüzden itiraz da uyandırmıyor. Zihin "Hadi başla" cümlesine itiraz ederken "Kalk ve su doldur" cümlesine itiraz etmiyor.
Bunu bir örnekle anlatayım. Bazı akşamlar bir yazıyı bitirmek için kanepede oturuyorum ve "kalkıp masaya geçmeliyim" diye düşünüyorum. Bu cümleyi yirmi dakika tekrar ediyorum. Kalktığım an ise, bu cümleden çok daha kısa sürede kendimi masada buluyorum. Düşünce hareketten önce gelmiyor; çoğu zaman hareket düşüncenin yolunu açıyor.
Sonra bir şey oluyor: Bedenim hareket ettiğinde zihnim de onu takip etmeye başlıyor. Bunu bilimsel olarak açıklamıyorum, yalnızca kendi deneyimimi anlatıyorum. Ama çoğu gün, bedenimin üçüncü hareketini yaptığı anda, zihnim de "tamam, şimdi bu iş" modunda buluyor kendini.
İşe başlama ritüeli: üç küçük işaret
Kalkmak
Bu işaretin sebebi basit: Oturduğum yerde ne kadar uzun kalırsam, kalkmak o kadar büyük bir olay hâline geliyor. Bu yüzden çalışmaya başlamak istediğim anda, önce ayağa kalkıyorum. Birkaç saniye ayakta duruyorum, omuzlarımı bırakıyorum, bir iki adım atıyorum. Bazen gerinmek de ekleniyor. Bunun bir kuralı yok; önemli olan oturma durumundan ayrılmış olmak.
Bu hareket bana "bir şey değişiyor" mesajı veriyor. Telefon başında, yatakta ya da sandalyede aynı pozisyonda kalmanın verdiği donukluğu kırıyor. Ayağa kalkmak, başlamakla ilgili bir eylem gibi görünmüyor, ama başlangıcın ilk dominosu oluyor.
Su içmek
Su, bu ritüeldeki en sade parça. Bir bardak su doldurup masaya götürüyorum. Bu hareketin benim için iki faydası var: Hem küçük bir bakım eylemi hem de masaya geçmem için hafif bir bahane. Bardağı masaya koymak, masaya yerleşmenin ilk adımı gibi çalışıyor.
Burada bir şeyi açıkça söylemek isterim: Suyun dikkatimi artırdığı ya da DEHB'ye iyi geldiği gibi bir iddiam yok. Benim için su, bedenime bir "başlangıç" işareti veren sıradan, sakin bir eylem. Bir fincan çay ya da bir bardak su fark etmiyor; önemli olan her seferinde aynı hareketin tekrarlanması.
Masayı açmak
Üçüncü işaret, çalışma yüzeyini hazırlamak. Dizüstünü açmak, defteri çıkarmak, kalemi koymak. Ama burada kural şu: Yalnızca bu işe gereken şeyi açıyorum. Masayı düzenlemeye, temizlemeye ya da mükemmel hâle getirmeye girişmiyorum, çünkü bu başka bir erteleme yolu.
Masayı açmak, benim için görünür bir iş davetiyesi. Açık bir dosya, ilk satırı yazılmayı bekleyen bir sayfa, beni orada bekliyor. Bir şey açık durduğunda ona dönmek, kapalı bir şeye dönmekten çok daha kolay.
Ritüeli ne kadar kısa tutuyorum?
En önemli kural: Üç dakikayı geçmesin. Bir zamanlayıcı kurup kurmadığımı da sorabilirsin; bazen kuruyorum. Ritüelin uzaması, ritüeli bir erteleme biçimine dönüştürüyor. "Önce mutfağı toplayayım, sonra su doldurayım, sonra masayı da düzenleyeyim." Ve bir saat geçiyor.
Sıranın sabit olması da önemli. Her gün aynı sırada yapınca, ritüel bir karara dönüşmüyor, bir otomatik harekete dönüşüyor. "Sıradaki ne" diye düşünmem gerekmiyor. Kalk, su, masa.
Ritüelin sonunda bir bitiş işareti koyuyorum: Dizüstünün ekranına bakıp ilk satırı yazmak ya da bir sayfaya bugünün tarihini yazmak. Bu küçük işaret, "ritüel bitti, iş başladı" demenin yolu. Aksi hâlde ritüeli bitirip ne yapacağımı bilmeden oturabiliyorum.
Ev dışında çalıştığım zamanlar da ritüelin küçük bir uyarlamasını yapıyorum. Çantadan su şişesini çıkarıyorum, dizüstünü açıyorum, oturduğum yerde sırtımı düzeltiyorum. Mekân değişse de sıra aynı kalıyor. Bu, ritüelin yerden bağımsız bir işaret olabileceğini gösterdi bana: Önemli olan masa değil, hareketlerin tanıdık olması.
Ritüelin işe yaramadığı günler
Ritüel her gün işe yaramıyor, bunu açıkça söylemem gerek. Bazı günler üç hareketi de eksiksiz yapıyorum ve yine de masada sıkışıp kalıyorum. Böyle günlerde ritüeli suçlamıyorum. Kendimi de suçlamıyorum.
Bu günlerde önce bedenime bakıyorum: Açım mıyım, uykusuz muyum, ağrım var mı, gergin miyim? Bazen başlayamama hâli, işten çok bedenin söylemeye çalıştığı bir şeyin yansıması olabiliyor. O zaman işi bir tarafa bırakıp bedenimi dinlemek, zorlamaktan daha anlamlı oluyor.
Bir de ritüelin sıkıcı hâle gelmesi var. Her gün aynı şeyi yapınca, zamanla etkisi sönebiliyor. Bu durumda küçük bir değişiklik deniyorum: Su yerine çay, masa yerine başka bir köşe. Temel fikir aynı kalıyor, biçim değişiyor.
Sürekli bir bitkinlik, bedensel ağırlık ya da ağrı yaşıyorsan, bunun bir doktorla konuşulması gereken bir şey olabileceğini de hatırlatmak isterim. Başlamakta zorlanmanın arkasında hep bir "motivasyon sorunu" olmayabilir.
Kendi işaretlerini nasıl bulursun?
Benim üç işaretim sana uymak zorunda değil. Kendi işaretlerini bulmak için şu adımları deneyebilirsin:
- Çalışmaya başladığın en iyi günleri düşün. Başlamadan hemen önce ne yaptığını hatırlamaya çalış.
- Bunlardan bedensel ve basit olan üç tanesini seç: Bir yere gitmek, bir şey tutmak, bir şeyi açmak gibi.
- Üç hareketi sabit bir sıraya koy ve bu sırayı birkaç gün deneyerek gözle.
- Sıkıcı ya da yorucu gelen hareketi değiştir. Hâlâ yardımcı olan iki hareketi koru.
- Toplam süreyi kısa tut. Üç dakikayı aşan hiçbir ritüel işe yaramıyor.
Kendime not
Zihnimi ikna edemediğim günlerde bedenimle yola çıkabiliyorum. Bu bir kısa yol değil; kendime sunduğum başka bir giriş. Başlamak her zaman bir karar olmak zorunda değil; bazen bir bardak su, bazen ayağa kalkmak, bazen yalnızca bir kapağı açmak.
Bugün denemek istersen, şimdi bulunduğun yerden kalk. Bir bardak su al. Masana dön ve bir şey aç. İşe başlamak zorunda değilsin; yalnızca bu üç hareketi yap. Sonrasına sonra bakarız.