Biri beklerken işe başlamak neden daha kolay oluyor?

Biri beklerken işe başlamak, tek başıma yapamadığım şeyi bazen yapılabilir kılıyor. Bunun nedenini, sınırlarını ve nasıl kurduğumu deneyimimle anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Aynı iş. Aynı masa. Aynı ben. Tek fark, bir saat sonra birinin ilk sayfayı beklemesi.

Tek başıma oturduğumda bu işe yarım saat bakıp bir şey yapmayabiliyorum. Biri bekliyorsa, aynı iş beş dakikada başlıyor. İlk fark ettiğimde buna biraz şaşırdım, biraz da kızdım: Demek ki yapabilirdim, neden her zaman yapamıyordum? Bu yazı o sorunun cevabını arayışımı ve biri beklerken işe başlamayı nasıl kurduğumu anlatıyor.

Kısaca: Biri beklerken işe başlamak, bende çoğu zaman işi somut bir zamana ve kişiye bağlıyor, başlama kararını tek başıma vermekten çıkarıyor. Bu etki herkese aynı şekilde gelmez ve bekleyen kişi yargılayıcıysa tersine de dönebilir. Yumuşak biri ve küçük bir söz, bu yöntemi sürdürülebilir kılıyor.

Biri beklerken işe başlamak neden daha kolay geliyor?

Bunun bilimsel bir açıklamasını sunmuyorum; yalnızca kendi gözlemlerimi paylaşıyorum. Bildiğim şu: Bende bu etki çok tutarlı ve birkaç sebebi olabilir gibi görünüyor.

İş somutlaşıyor. "Raporu yazmalıyım" kulağa soyut bir cümle. "Saat altıda ilk sayfayı sana göndereceğim" ise bir saati ve bir muhatabı olan bir cümle. İkincisine odaklanmak çok daha kolay.

Zaman bir çıpa buluyor. Zamanı hissetmekte zorlandığım için "bir ara" benim için hiçbir yere varmayan bir sözcük. Birinin beklediği bir saat ise gerçek bir işaret. Zaman, o saate doğru şekil alıyor.

Karar yükü azalıyor. Tek başıma "şimdi mi başlasam, bir şey yedikten sonra mı, önce şunu halledeyim mi" diye uzun bir müzakere yürütüyorum. Biri bekleyince bu müzakere kısalıyor, çünkü cevap dışarıdan gelmiş oluyor: Şimdi.

Hafif bir sosyal ağırlık oluşuyor. Birinin varlığı, odayı ya da ekranı biraz daha "gerçek" kılıyor. Kimse beni izlemese bile, birinin benim için orada olması başlamayı hafifçe teşvik ediyor.

Bu sebeplerin hepsi benim yorumum. Senin için bunlardan biri geçerli olurken diğerleri olmayabilir.

Asıl ilginç olan, ilk dakikalardan sonra olanlar. Başlamak için biri beklemesine ihtiyaç duydum ama bir kez başlayınca çoğu zaman işin kendisi beni taşıdı. İlk beş dakika geçince, bekleyen kişiyi neredeyse unutuyorum. Yani o kişi işin tamamını taşımıyor; yalnızca eşiği geçmeme yardım ediyor. Eşik, benim için işin en dik kısmı olduğundan, yalnızca orada yardım almak bile çok şey değiştiriyor.

Beklenmek ile denetlenmek aynı şey değil

Burada hassas bir çizgi var. Birinin beni beklemesi destekleyici hissettirdiğinde işe yarıyor. Birinin beni kontrol etmesi gibi hissettirdiğinde ters tepiyor.

Aradaki fark, bekleyen kişinin tavrında yatıyor. Yumuşak biri "Hazır olduğunda buradayım" diyor. Sert biri "Neden hâlâ yapmadın" diyor. İlkinde başlamak bir davet gibi; ikincisinde bir sınav gibi.

Bir de beklenti türü var. "Ne yaptığını görmek istiyorum" ile "geldiğinde konuşalım" arasında büyük bir fark hissediyorum. İlkinde sürekli bir gözetim var, ikincisinde bir buluşma. Ben ikincisinde başlamayı çok daha rahat başarıyorum.

Geçmişte bu yöntemi yanlış kişiyle denediğim oldu. Beni bekleyen biri, her gecikmeyi küçük bir suçlama gibi taşıdı ve ben başlamak yerine daha çok kaçınmaya başladım. O zaman fark ettim: Beklenmek destek olabilir, ama bekleyenin beni yargılamaması şart.

Biri beklerken işe başlamayı nasıl kuruyorum?

Birkaç farklı yolum var. Hangisi o gün ve o iş için uygunsa onu seçiyorum:

  1. Saatli buluşma. Birine "üçte yarım saatliğine çalışalım" diyorum. Konuşmak için değil, aynı saatte işe oturmak için. Bu en güçlü olanı.
  2. İlk çıktıyı paylaşma sözü. "Akşama ilk paragrafı sana göndereceğim." Çok küçük ve çok net bir söz.
  3. Hafif bir ziyaretçi etkisi. Biri bana uğrayacaksa, ev işlerini ya da masayı o saatten önce toparlıyorum. Bu daha dolaylı ama işe yarıyor.
  4. Birlikte oturmak. Aynı odada ya da görüntülü ortamda, ayrı işlerle uğraşarak. Arkadaşlarım müsait olmadığında, MASA'da başkalarıyla aynı saatte çalışmak da benim için bu yolun bir parçası oldu.

Bu seçeneklerde ortak olan şey, sözün küçük olması. "Yarın işi bitireceğim" demiyorum. "Yarın saat onda bir şey açacağım" diyorum. Söz ne kadar küçükse, tutmak o kadar kolay ve tutulduğunda o kadar iyi hissettiriyor.

Kimden isteyeceğim?

Bekleyen kişiyi seçmek, yöntemin en önemli kısmı. Benim için iyi çalışan kişilerin ortak özellikleri var:

  • Beni yargılamıyorlar. Gecikirsem "tamam, yeni saat bulalım" diyebilen biri.
  • Kendi işleriyle meşguller ve benim için büyük bir ders vermiyorlar.
  • Beni kendi başına hareket eden biri olarak görüyorlar; bir çocuk gibi izlemiyorlar.

İstemek bazen zor geliyor. Benim kullandığım kısa bir kalıp var: "Bir şeye başlamakta zorlanıyorum. Saat üçte sana ilk adımı yazdığımda, sadece bir 'tamam' desen yeter." Bu cümle yük bindirmiyor, bir şey de beklemiyor. Çoğu kişi bunu memnuniyetle kabul ediyor, çünkü isteğin ne kadar küçük olduğunu görüyor. Karşılığında ben de onlara aynısını sunuyorum: Bir gün onların ertelediği bir işin başında ben bekleyen oluyorum. Bu karşılıklılık, isteği "yardım dilenmek" olmaktan çıkarıp bir tür ortaklığa çeviriyor ve ikimizin de omuzlarını hafifletiyor.

Tuzaklar

Bu yöntemin bana hatırlattığı birkaç uyarı var.

Yalnızca biri bekleyince çalışmak. Zamanla "ancak biri varsa yaparım" hâline gelmek mümkün. Bu, yöntemin kendisinin sorunu değil, onu tek başına yapıya dönüştürmenin sorunu. Ben bunu dengelemeye çalışıyorum: Haftada birkaç gün kendi başıma da küçük başlangıçlar deniyorum.

Sözü tutamadığımda utanmak. Bazen saat gelip geçiyor, ben hâlâ başlamamışım. İlk tepkim utanç oluyor. Burada yeni bir cümle belirledim: "Yeni saat bulalım." Utanç içinde kaybolmak yerine sözü yeniden küçük bir şekle sokuyorum.

Karşıdakine yük bindirmek. Aynı kişiden sürekli beklemesini istemek, zamanla onu yorabilir. Bu yüzden birkaç farklı kişiyle ya da birkaç farklı yolla dönüşümlü çalışmak daha sürdürülebilir.

Beklenti çok büyükse. "Tüm raporu bitirip göndereceğim" gibi bir söz, kendimi daha çok baskı altına alıyor. Küçük tutmak burada da ana kuralım.

Kimse yokken ne yapıyorum?

Her zaman birinin beklemesini kurmak mümkün olmuyor. Böyle zamanlarda ona benzeyen küçük şeyler yapıyorum. Telefona sesli bir not bırakıyorum: "Saat dörtte şunu açacağım." Bir kâğıda yazıp masaya koyuyorum. Bu, başkasının gerçek varlığının yerini tutmuyor, açık söyleyeyim. Ama başlama anını birazcık somutlaştırıyor ve bazı günler bu yetiyor.

Başlamakta uzun süredir ve belirgin biçimde zorlanıyorsan, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da iyi bir adım olabilir. Burada anlattıklarım destek yöntemleri; tanı ya da tedavi değil.

Kendime not

Biri beklerken başlayabilmem, tek başıma başlayamadığımda kusurlu olduğum anlamına gelmiyor. Bu, benim için işe yarayan bir dış çıpa. İnsanlar yan yana daha kolay hareket eder; bende bu biraz daha belirgin.

Bugün bir işe başlamakta zorlanıyorsan, birine tek cümlelik bir mesaj yazmayı düşün: "Saat dörtte şunu açıp sana haber vereceğim." Sonra o saatte sadece açmanın yeterli olduğunu hatırla.

Sık sorulanlar

Neden birinin beklediğini bilince işe başlamak kolaylaşıyor?

Kesin bir açıklama yok, ama birkaç olasılık var: iş somut bir zamana ve kişiye bağlanıyor, başlama kararı tek başına verilen bir karar olmaktan çıkıyor ve ilk adımın bir hedefi oluyor. Bu etki herkeste aynı düzeyde olmayabilir.

Birinin beklemesi baskıya dönüşür mü?

Dönüşebilir. Bekleyen kişi yargılayıcı ya da sert biriyse, destek yerine kaygı yaratabilir. Bu yüzden yumuşak, yargılamayan birini ve küçük bir sözü tercih etmek, bu yöntemin sürdürülebilir olmasına yardım eder.

Kimse yokken işe başlamak için ne yapabilirim?

Kendine zaman verip ilk adımı yazılı bir not ya da sesli bir mesajla kaydetmek, başkasının varlığını tam olarak taşımasa da başlamak için bir çıpa olabilir. Birlikte çalışılan çevrimiçi bir ortam da bir başka seçenek.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir