Üniversitenin ilk yılı ve DEHB: yapı kaybolunca ne olur?

Üniversitenin ilk yılı DEHB'li biri için neden sarsıcı olabilir? Yapının kaybolmasını, ilk haftaları ve ilk vizeyi kendi gözlemlerimle anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Birinin sana “artık özgürsün” dediği an, çoğu zaman yapının elinden alındığı andır. Üniversiteye başlayan biri için bu cümle sevinçle karşılanır, çünkü kimse artık sabahları kapıyı çalmayacak, ödevi sormayacak, defterini kontrol etmeyecek. DEHB ile yaşayan biri için ise aynı cümle, aynı anda hem bir müjde hem bir alarm.

Üniversitenin ilk yılı bende tam böyle geçti: Önce hafiflik, sonra bir sis. Bunu bugün anlatabiliyorum çünkü o sisin neyden yapıldığını zamanla gördüm. Bu yazıda, ilk yılı benim için yoran şeyleri ve bende işe yarayan küçük adımları anlatıyorum. Ben bir uzman değilim; yalnızca DEHB ile yaşayan bir yetişkin olarak geriye bakıyorum.

Kısaca: Üniversitenin ilk yılı DEHB'li öğrenci için ders zorluğundan çok yapı kaybı demek: sabit program, hatırlatma ve sık geri bildirim bir anda ortadan kalkıyor. İlk haftalarda her şeyi birden oturtmaya çalışmak yerine tek bir sabit nokta kurmak, tarihleri görünür kılmak ve ilk vizeyi bir deneme gibi görmek yükü hafifletebilir.

Üniversitenin ilk yılı neden bu kadar sarsıyor?

Dışarıdan bakınca ilk yıl “alışma dönemi” gibi görünüyor. İçeriden ise yeni bir şehir, yeni bir ev ya da yurt, yeni insanlar, yeni dersler ve yeni bir sistem demek. Bunların her biri kendi başına küçük bir karar yığını getiriyor; ben o dönemde karar vermeye ayıracak enerjimin çok çabuk tükendiğini fark ettim.

Bir de lisenin görünmez desteği var. O dönemde ne zaman nerede olacağımı çoğunlukla başkaları belirliyordu: ders zili, nöbetçi öğretmen, tahtadaki ödev, ailenin “sınavın ne zaman?” sorusu. Bu destek hiç fark edilmediği için, kaybolunca da neyin eksildiği anlaşılmıyor. Sadece “neden her şey bu kadar dağınık?” sorusu kalıyor.

DEHB'de zorlanılabilen şeyler tam burada kendini gösteriyor:

  • Zamanı hissetmek: “Daha iki hafta var” duygusunun bir anda “yarın” olması.
  • Başlamak: Ödevi biliyorum ama nereden başlayacağım belirsiz.
  • Rutin kurmak: Her gün farklı saatte başlayan dersler, düzensiz uyku.
  • Dikkati toparlamak: Salonda yüz kişi, hocanın sesi uzak, telefon yakın.

Bunlar bir karakter kusuru değil. Yapı kaybolduğunda, bu becerilerin hepsi birden yüke dönüşüyor.

İlk üç haftada ne yapmaya çalıştım?

İlk haftaların en kolay hatası, her şeyi mükemmel kurmaya çalışmak. Ben bir dönem renkli planlayıcılar, uzun listeler ve karmaşık sistemlerle başladım ve üçüncü haftada hepsini bıraktım. Sonradan fark ettim ki işe yarayan şey daha küçüktü.

İlk üç haftada şunları denemeyi öneririm:

  1. Her dersin izlencesini bir kez, dikkatle okumak. Vize, final ve ödev tarihlerini tek bir takvime geçirmek.
  2. Haftaya bir sabit nokta koymak. Her gün aynı saatte kalkmak ya da haftada iki gün aynı yerde çalışmak gibi.
  3. Yolu bir kez denemek. Derslik, kütüphane, yemekhane arasındaki yolu önceden yürümek; ilk dersin sabahı “nerede bu sınıf?” stresini azaltıyor.
  4. Akademik danışmanı tanımak. Daha sorun çıkmadan, tanışmak için bir e-posta yazmak ya da görüşme saatine gitmek.
  5. Bir kişiyle ders arkadaşlığı kurmak. Not kaçırdığında ya da tarihi karıştırdığında yazabileceğin bir kişi.

Bu liste sistem değil; ilk adımlar. Dört beş şeyden biri otursa bile yeterli. Kalanlar zamanla eklenebilir.

Ders dışı hayat: ne yaptığım, ne yapamadığım

İlk yıl yalnızca derslerden ibaret değil. Kulüpler, etkinlikler, yeni arkadaşlıklar, gece geç saate uzayan sohbetler. Bunların hepsi değerli, ama hepsi aynı zamanda zamanı yutuyor. DEHB'de “hayır” demek zaten zor; ben bir dönem her davete evet diyip sonra derslere yetişememe duygusuyla boğuştum.

Sonradan bulduğum denge, hafta içinde en az bir akşamı “boş ve korunmuş” bırakmaktı. Planlı bir dinlenme günü, çoğu zaman gece yarısı panik hâlinde ödev yapmaktan daha az maliyetliydi. Etkinliklere gidip gitmeyeceğime karar verirken şu soruyu sormaya başladım: Bu akşam gidersem yarın ne yapabilirim, ne yapamam?

Uyku burada özellikle önemli. Yeni ortamda geç yatmak çok kolay; sabah dersine kalkmak ise zorlaşıyor. Çok erken saatteki derslerde özellikle zorlandım ve daha sonra mümkün olduğunca sabaha çok bağımlı bir program kurmamaya çalıştım. Uyku sorunların sürüyorsa bunu bir doktorla konuşmakta fayda var; benim paylaşabildiğim yalnızca kendi gözlemim.

İlk vize ve not endişesi

İlk vizeye girmeden önce kafamda iki sahne vardı: Ya mükemmel geçecek ya da felaket olacak. İkisi de gerçeğe pek yaklaşmadı.

Üniversite sınavlarının tarzı, hocadan hocaya değişiyor. Bir ders bilgi ezberine dayanıyor, bir diğeri yorum istiyor, bir üçüncüsü ödev ve proje ağırlıklı. Lisede iyi çalışan yöntemler burada aynı sonucu vermeyebiliyor. Ben ilk vizede çalıştığım yöntemin işe yaramadığını fark ettiğimde moralim bozuldu, ama sonra bunu “bu hocanın sınavı böyle çalışıyor” bilgisi olarak okumaya başladım.

İlk vizeden sonra yaptığım şeyler:

  • Hangi soruda ne kadar zorlandığımı yazmak: konu mu, süre mi, dikkat mi?
  • Mümkünse hocadan ya da asistanından sınav kâğıdına bakmak için randevu istemek.
  • Bir sonraki sınava yönelik küçük bir değişiklik seçmek: daha erken başlamak ya da çalışırken soru çözmek gibi.

Kıyaslamaya gelince: Etrafta herkes “ne kadar rahat” görünüyor. Bunun yarısı görünüş. Kimin ne kadar zorlandığını ya da gece kaçta yattığını bilmiyoruz. Ben kendi ilk yılımı yalnızca kendi dönemimle kıyaslamaya çalıştım.

Evdeki ve gündelik işler

Eğer evden ayrıldıysan, bir de gündelik hayatın yükü ekleniyor: yemek, çamaşır, temizlik, faturalar. Aileyle yaşamaya devam ediyorsan bile yolculuk süresi ve yeni sorumluluklar araya giriyor. Ben bu işleri dersle aynı kategoride görmeyip ayrı bir “taban” olarak düşünmeyi öğrendim: Önce yemek, uyku ve temel ihtiyaçlar; ders bunların üstüne oturuyor.

Gündelik işleri tek bir güne sıkıştırmamak da yardımcı oldu. Çamaşırı her hafta aynı gün, alışverişi belirli bir akşam yapmak, bunları birer karar olmaktan çıkarıp alışkanlığa yaklaştırıyor. Hiçbirini mükemmel yapamadım ama “tamamen dağılmak” ile “yeterince düzenli” arasındaki farkı gördüm.

Ne zaman, kime yazmalı?

Zorlandığımı kabul etmek çoğu zaman ancak iş büyüdüğünde oluyordu. Oysa ilk yılın en değerli alışkanlığı, erken yazmak. Bir dersi anlamadığında, ilk ödevin nasıl yapılacağını bilemediğinde ya da dönem planının sana ağır geldiğini hissettiğinde, durumu iki cümleyle anlatan kısa bir e-posta yeterli olabiliyor.

Çoğu üniversitede derse ekleme ve bırakma için belirli bir dönem bulunuyor; tarihleri ve kuralları kendi akademik takvimden ve danışmandan öğrenmek en doğrusu. Bir dersi bırakıp bırakmamak kolay bir karar değil, ama bu seçeneğin varlığını önceden bilmek, kararı panik yerine sakin kafayla vermene yardımcı olabilir.

Danışman ya da hoca “bunu ilk kez duymuyorum” diyen biri olabilir; bazen de yeni bir şey anlatıyor gibi hissettirebilirsin. İkisi de normal. Önemli olan, sessizlik yerine bir cümle seçmek.

Kendime not

İlk yıl bir sınav değil, bir keşif dönemi. Hangi saatlerde daha iyi çalıştığımı, hangi ortamda dağıldığımı, hangi hocayla nasıl iletişim kurabildiğimi o yıl öğrendim. Bazı şeyleri yanlış yaptım, bazılarını geç fark ettim. Ama o yıl öğrendiklerim sonraki dönemlerin zeminini oluşturdu.

Eğer ilk yılın ortasındaysan ve her şey çok dağınık görünüyorsa, bunu bir yetersizlik kanıtı olarak okumak zorunda değilsin. Ders programını ve tarihlerini bir yere yaz. Haftaya tek bir sabit nokta ekle. Danışmanına ya da bir ders arkadaşına bir mesaj gönder. Gerisi sonra gelir.

Sık sorulanlar

Üniversitenin ilk yılı DEHB'li öğrenci için neden daha zor olabiliyor?

Çünkü lisenin sabit programı, hatırlatan öğretmenleri ve sık geri bildirimi yerini serbest bir düzene bırakıyor. Planlama, zamanı hissetme ve başlatma gibi DEHB'de zorlanılabilen becerilerin hepsi aynı anda öğrencinin sorumluluğuna geçiyor.

İlk vizeden beklediğimden kötü not aldım, ne yapmalıyım?

İlk vize çoğu zaman sistemi öğrenmek için bir deneme gibi işe yarıyor. Hangi konuda ne kadar zorlandığını yazıp hocanın ya da akademik danışmanın görüşünü almak, bir sonraki sınav için daha somut bir plan çıkarmana yardımcı olabilir.

İlk yıl kaç ders almam gerektiğini nasıl anlarım?

Alınabilecek ders sayısı ve zorunlu dersler üniversiteye ve bölüme göre değiştiği için en doğru kaynak akademik danışman. Kendi enerjini ve dağılma biçimini danışmana anlatmak, yükü gerçekçi tutmanda yardımcı olabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir