Üniversitede DEHB ile ayakta kalmak: kapsamlı bir rehber

Üniversitede DEHB ile ayakta kalmak için ilk yıldan tez dönemine; ders, vize, ödev, grup işi ve destek seçenekleri üzerine kendi gözlemlerimle yazdım.

· · 8 dk okuma

Lisedeki zil sesini özlediğimi fark ettiğim bir dönem oldu. Garip bir şey, biliyorum. Ama zil, benden hiçbir karar istemeden “şimdi ders başlıyor, şimdi bitiyor, şimdi eve gidebilirsin” diyen bir sesti. Üniversitede o ses kayboldu. Yerine bir ders programı, dönem başında okunup kaybolan bir izlence ve “gerisi sana kalmış” duygusu geldi.

DEHB'li bir yetişkin olarak öğrencilik yıllarıma baktığımda, o zamanlar zorlandığım şeyin zekâ ya da çaba eksikliği olmadığını, yapının dışarıdan gelmeyi bırakması olduğunu görüyorum. Bu yazıda üniversitede DEHB ile ayakta kalmanın genel haritasını çıkarıyorum: ilk yıl, derslere gitmek, not almak, vize ve final, ödevler, grup işleri, hocalarla yazışmak, destek istemek. Ben doktor ya da psikolog değilim; yazdıklarım kendi deneyimim ve gözlemlerim.

Kısaca: Üniversitede DEHB'yi zorlaştıran şey çoğu zaman ders zorluğu değil, lisedeki dış yapının kaybolması. Yapıyı kendin yeniden kurmak (sabit bir haftalık iskelet, görünür tarihler, küçük ilk adımlar, erken istenen destek) işleri ağır ağır hafifletebilir. Tanı ve tedavi konusunda ise psikiyatristin yeri başka.

Üniversitede DEHB neden lisedeki gibi hissettirmiyor?

Lisede haftam kendi kendine akıyordu. Aynı saatte uyanır, aynı saatte dersteydim; ödevi öğretmen sorar, sınav tarihini tahtadan görürdüm. Bilmeden, zihnimin yapması gereken işleri çevre üstleniyordu.

Üniversitede bu işlerin çoğu bana devredildi. Birkaç şey birden değişti:

  • Program her gün farklı: Pazartesi sabah dokuz, salı öğleden sonra, çarşamba hiç yok.
  • Önemli tarihler izlencede bir kez yazıyor ve kimse hatırlatmıyor.
  • Notlar bazen birkaç büyük sınava yayılıyor; küçük geri bildirimler azalıyor.
  • Kalabalık sınıfta yoklukla fark edilmek de zorlaşıyor; hem özgürlük hem tehlike.
  • Ders, sosyal hayat, belki iş ve ev düzeni iç içe geçiyor.

DEHB'de zorlanılabilen alanlar tam da bunlar: planlama, başlatma, zamanı hissetme, dağınık bilgiyi toparlama. Yani üniversite, bu becerilerin en çok gerektiği yer. Bunu bilmek bana bir şey öğretti: Sorun karakterimde değil, tasarımdaydı. Tasarım dışarıdan gelmiyorsa, ben kurabilirim.

Bir de görünmezlik meselesi var. Lisede zorlandığımda bir öğretmenin “bu çocuğa bir bakalım” demesi mümkündü. Üniversitede ise geri düştüğümü fark eden çoğu zaman kendimden başkası olmuyordu; o da iş epey büyüdükten sonra. Bu yüzden bir tür erken uyarı sistemi kurmak, yani kendime “geride kalıyorum” demenin yollarını önceden hazırlamak, bana göre işin yarısı. Aşağıdaki bölümlerin çoğu bunun üzerine.

İlk yıl: yapıyı kendin kurmak

İlk yılın en büyük tuzağı, her şeyi aynı anda oturtmaya çalışmak. Yeni şehir ya da yeni ev, yeni insanlar, yeni tür dersler. Ben bir dönem hepsini birden yoluna koymaya çalışıp hiçbirini tutturamadım.

Sonradan işe yarayan şey küçüklükle başlamaktı. Haftaya tek bir sabit nokta koymak: Her gün aynı saatte kalkmak ya da haftanın belli bir günü kütüphanede iki saat geçirmek gibi. Bu nokta büyüdükçe etrafına yenileri eklenebiliyor.

Birkaç iskele fikri:

  1. Haftalık programı yazıp telefona ve masaya koymak; hangi gün ne zaman nerede olduğumu kafamda tutmak zorunda kalmamak.
  2. Her gün için “ders sonrası kapanış” anı: Notlara bir göz atıp yarın için tek bir şey belirlemek.
  3. Yemek ve uykuyu pazarlık konusu yapmamak; DEHB'de bunlar dağılınca her şey dağılıyor.
  4. Boş saatleri doldurmak: Dersler arası saatlerin “nasılsa boş” diye telefonda kaybolmasına izin vermemek.

Örnek bir hafta iskeleti şöyle görünebilir. Kendi programına göre değiştirmen gerekecek, ama mantığı aynı:

  • Pazar akşamı, on beş dakika: Haftanın derslerine, teslimlerine ve sınavlarına bakmak; her güne en fazla bir “asıl iş” seçmek.
  • Her sabah, iki dakika: Bugünkü dersleri ve yanıma almam gerekenleri çantaya koymak.
  • Her ders sonrası, beş dakika: Notlara göz atmak, anlamadığım yere işaret koymak.
  • Haftada bir kez, aynı saatte: Uzun, derin bir çalışma bloğu; mümkünse biriyle birlikte ya da kalabalık bir ortamda.

İlk yılın ayrıntılarını başka bir yazıda daha uzun anlatıyorum. Burada söylemek istediğim, ilk yılın bir sınav değil bir deneme dönemi olduğu. Neyin bende işe yaradığını anlamak için o yıldan faydalanabilirsin.

Derslere gitmek, not almak, çalışmak

Derse gitmek benim için hiçbir zaman “isteğim yok” meselesi değildi. Kapıdan çıkma anı en zordu. Sabah uyanıp yatakta “bugün atlasam ne olur” diye düşündüğümde, kendimle uzun pazarlıklara girmek yerine küçük bir kural koymayı öğrendim: Sadece sınıfa kadar gideceğim. Orada kalıp kalmamak sonraki karar. Çoğu zaman gittiğim için kaldım.

Sınıfta ne yaptığım da önemli. Telefonu çantada tutmak, ön sıralara yakın oturmak ve ders boyunca aktif bir şey yapmak (not almak, soru yazmak, çizim yapmak) dikkatimin kopma sıklığını azalttı. Bu kopmalar tamamen kaybolmadı, ama geri dönmek kolaylaştı.

Not almak konusunda mükemmeliyetçiliği bırakmak büyük rahatlık getirdi. Hocanın her cümlesini yazmaya çalışırken çoğu zaman bir cümleyi kaçırıp o kaçırmaya takılıp kalıyordum. Anahtar kelimeler, soru işaretleri ve “buraya sonra bak” işaretleri daha sürdürülebilir oldu. Ders slaytları paylaşılıyorsa, üzerine not düşmek de işe yarayabilir. Dersi kaydetmek istiyorsan önce hocadan izin istemek hem nezaket hem de çoğu zaman gerekli.

Ders seçimi de burada devreye giriyor. Seçebildiğim yerde, aynı güne üst üste dört ders koymak yerine araya nefes payı bırakmak ve sabah sekizde başlayan dersleri tek güne sıkıştırmamak iyi geldi. Bir dersi nasıl öğrendiğimi, hocanın anlatım biçimini ve sınavın türünü de hesaba katmaya çalıştım. Bunu da ayrı bir yazıda anlatıyorum; kısaca, programı yalnızca boş saatlere göre değil, kendi enerjime göre kurmak.

Ders çalışırken kısa bloklar ve düzenli aralar, uzun “bu akşam hepsini bitiririm” planlarından daha çok işe yaradı. Aynı gün içinde derse dönüp on dakika göz atmak, hafta sonu sıfırdan öğrenmeye çalışmaktan çok daha hafifti.

Vize, final ve ödevler: tarihleri görünür kılmak

DEHB'de en çok sınav haftasının kendisi değil, ona doğru akan zamanı hissedememek yoruyor. “Vize iki hafta sonra” cümlesi zihnimde “şimdi değil” anlamına geliyordu. Sonra bir gün “yarın” oluyordu.

Benim için üç şey fark yarattı:

  • Dönem başında tüm izlence tarihlerini (vize, final, ödev teslimi, proje günleri) tek bir takvime yazmak.
  • Her tarihin bir hafta ve üç gün öncesine alarm kurmak. Teslim günü hatırlatma çok geç.
  • Büyük işleri geriye doğru planlamak: Teslim günü, bir gün önce son kontrol, üç gün önce taslak, bir hafta önce ilk sayfa.

Ödevleri son geceye bırakma döngüsü bende hiçbir zaman isteksizlikle ilgili değildi. Aciliyet gelince dikkat bir anda açılıyordu; o zamana kadar zihin işe yaklaşamıyordu. Bu döngüyü tamamen kırmak zor, ama küçültmek mümkün: İlk adımı kolaylaştırıp “sadece ilk paragraf” gibi bir hedefle işe yaklaşmak.

Vize ve final haftası için daha yoğun bir plan gerekiyor; her birini ayrı yazılarda ele aldım. Burada ortak fikir: Sınav haftasını sınav haftasında planlamamak. Haftalar öncesinde konuları sınav günlerine geriye doğru yaymak ve uykuyu planın bir parçası saymak.

Geride kaldığında ne yapıyorum?

Geride kalmak kaçınılmaz oluyor; mesele orada ne yaptığın. Benim için en işe yarayan, “hepsini yetişeyim” diye düşünmekten vazgeçip üç adıma inmek:

  1. Neyin gerçekten geride kaldığını yazmak: konu mu, ödev mi, sınav mı? Belirsiz bir “her şey” yerine kısa bir liste.
  2. Listede tarihi en yakın olanı seçmek, geri kalanı bir kenara koymak.
  3. Gerekiyorsa hocaya ya da danışmana yazıp durumu ve ne zaman yetişebileceğimi söylemek.

Bu kadar. Toparlanmanın ilk günü çoğu zaman yalnızca listeyi yazmaktan ibaret ve bu bile gerçek bir adım.

Grup projeleri, sunumlar ve hocalarla yazışmak

Grup projelerinde en çok zorlandığım şey sessizce kaybolmaktı. Grup yazışması ilerlerken ne diyeceğimi bilememek, geç cevap verince utanmak, sonra hiç cevap vermemek. Bu sessizlik, grupta “umursamıyor” gibi okunabiliyor ve ben de bunu kendi içimde doğrulatmış oluyordum.

Erken ve kısa yazmak işe yaradı. “Şu bölümü ben alıyorum, perşembeye kadar.” Rol belli, tarih belli, mesaj iki satır. Belirsizlik, DEHB'de en çok yoran şeylerden biri; gruba belirsizliği azaltan biri olmak hem beni hem grubu rahatlattı.

Sunumlarda kaygı ve dağılma bir arada gelebiliyor. Slaytlara cümle yazmak yerine kısa başlıklar koymak, ayakta yüksek sesle bir kez prova etmek ve ilk cümleyi ezberlemek iyi geldi. İlk cümle çıktıktan sonra gerisi genelde akıyor.

Hocalarla iletişim ayrı bir konu. Soru sormak ya da “bu hafta yetiştiremedim” demek utanç verici gelebilir. Ama hocalar çoğu zaman haber veren öğrenciyle konuşmaya, hiç haber vermeyenle konuşmaktan daha yakın. Kısa, saygılı, net bir e-posta çoğu zaman yeterli. Ofis saatlerine gitmek de aynı derecede işe yarayabilir.

Destek istemek: danışman, engelli öğrenci birimi ve uzman

Destek istemek benim için uzun süre “yetemediğim” anlamına geliyordu. Sonradan yorumum değişti: Destek, yapının bir parçası. Dışarıdan yapı eksikse, destek de onu tamamlayan şey.

Üniversitelerin kendi yapıları var; hepsinde aynı olanaklar yok. Genel olarak şunlara danışılabilir:

  1. Akademik danışman: Ders yükü, ders seçimi ve dönem planı konusunda ilk adres olabilir.
  2. Öğrenci işleri: Kayıt, devam ve sınav süreçleriyle ilgili resmi sorular için.
  3. Engelli öğrenci birimi: Sınavlarda ek süre ya da ayrı salon gibi uyarlamaların mümkün olup olmadığını sormak için. Hangi desteğin DEHB'yi kapsadığı, hangi belgenin istendiği üniversiteden üniversiteye değişebilir; bunu varsaymak yerine kendi üniversitende sormak gerekiyor.
  4. Psikolojik danışma merkezi: Varsa, hem destek hem yönlendirme için bir başlangıç.

Destek isterken kendini uzun uzun açıklamak zorunda hissetme. “Planlama ve zamanı takip etmekte zorlanıyorum, dönem boyunca bir yapıya ihtiyacım var” gibi kısa ve somut bir cümle çoğu zaman görüşmeyi başlatmaya yeter. Ne istediğini bilmiyorsan, “hangi seçenekler var?” diye sormak da tamamen geçerli bir başlangıç.

DEHB şüphen varsa ya da tanın var ama destek arıyorsan, bunun en doğru adresi bir psikiyatrist. Yetişkinlerde tanıyı onlar koyar; tedaviyle ilgili her karar da onlarla birlikte verilir. Benim yazdıklarım bunun yerine geçmiyor.

Kendime not

Üniversitede iyi geçen dönemler de zor geçen dönemler de oldu. Zor dönemlerde kendime en çok “artık anlamadığım bir şey var, bunu fark edebiliyorum” demeye çalıştım. Bir dersi geçememek ya da bir dönemi beklediğimden kötü geçirmek, kim olduğum hakkında bir hüküm değil, o dönemin yapısı hakkında bir bilgi.

Eğer şu an bu rehberi okurken kendini dağılmış hissediyorsan, hepsini bir anda düzeltmen gerekmiyor. Takvime bir tarih yaz. Haftaya bir sabit nokta ekle. Birine bir e-posta at. Tek bir adım yeterli; bir sonrakini o adımın üstüne ekleyebilirsin.

Yapı kaybolduğunda, onu yeniden kurmak mümkün. Yavaş, kusurlu ve zaman zaman yeniden başlayarak. Bu da işin bir parçası.

Sık sorulanlar

Üniversitede DEHB neden lisedekinden daha zor gelebiliyor?

Çünkü lisedeki dış yapı, yani sabit program, hatırlatan öğretmenler ve sık yoklamalar üniversitede büyük ölçüde ortadan kalkıyor. Planlama, başlama ve zamanı takip etme gibi DEHB'de zorlanılabilen becerilerin hepsi birden öğrencinin kendisinden bekleniyor.

Üniversitede DEHB için resmi destek alınabilir mi?

Bazı üniversitelerde engelli öğrenci birimi ya da benzeri bir destek yapısı bulunuyor, ancak hangi desteğin verildiği ve hangi belgenin istendiği üniversiteden üniversiteye değişebiliyor. En doğrusu kendi üniversitenin öğrenci işlerine ya da engelli öğrenci birimine doğrudan danışmak.

DEHB şüphem var ama tanım yok, üniversitede ne yapmalıyım?

Yetişkinlerde tanıyı psikiyatrist koyar; bu yüzden bir psikiyatrist ya da psikoloğa başvurmak ilk adım olabilir. Üniversitenin psikolojik danışma merkezi de bu konuda yol göstermeye yardımcı olabilir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir