Defterlerimin ilk sayfaları çok güzeldi. Başlıklar renkli, yazı düzgün, kenar boşlukları dengeli. Üçüncü sayfadan sonra yazı küçülüyor, dördüncü sayfada çarpıklaşıyor, beşinci sayfada yarım cümleler beliriyordu. Sonra bir boşluk, bir de ders bittikten sonra “bu ne demek?” diye bakıp çözemediğim karalamalar.
Ders notu almak, DEHB ile yaşayan biri için sanıldığından zor bir iş. Çünkü not almak tek bir beceri değil; aynı anda dinlemek, anlamak, seçmek ve yazmak. Bu yazıda her şeyi yazmaya çalışmaktan vazgeçtikten sonra bana yardımcı olan yöntemleri anlatıyorum. Uzman değilim; yalnızca öğrencilik yıllarımdan ve bugünkü gözlemlerimden konuşuyorum.
Kısaca: Ders notu almak DEHB'de zorlaşıyor çünkü dikkat aynı anda dinleme, anlama ve yazma arasında bölünüyor. Her cümleyi yazmak yerine anahtar kavramları, soru işaretlerini ve hocanın vurguladıklarını yakalamak; derse kısa bir hazırlık yapıp dersten sonra beş dakikalık bir toparlama eklemek daha sürdürülebilir olabilir.
Ders notu almak neden bu kadar zor geliyor?
Hocanın bir cümlesini dinlerken, önceki cümleyi yazmaya çalıştığımı fark ettiğim anlar vardı. Bu sırada yeni bir cümle geliyor, ben hâlâ eskisini bitiriyorum. Üstüne bir kelimeyi nasıl yazacağımı düşünürsem iki cümle birden kayboluyordu.
DEHB'de çalışan bellek ve dikkat paylaşımı çoğu zaman bu kadar yük için fazla dar kalabiliyor. Bu yüzden notlarım ya aşırı eksik ya aşırı karmaşık oluyordu. Eksik olunca konuyu sonradan toparlayamıyordum; karmaşık olunca da çalışmaya başlamak bile başka bir iş hâline geliyordu.
Bir de mükemmeliyetçilik vardı. Düzgün bir not defterim olması gerektiğini, yazım hatasız ve eksiksiz olmasını beklerdim. Bu beklenti, bir cümleyi kaçırdığımda içimde küçük bir panik yaratıyordu. O paniğin ardından da birkaç cümleyi birden kaçırıyordum.
Bunu fark ettiğimde sorunun yazma hızımda ya da zekâmda olmadığını, görevin tasarımında olduğunu gördüm. Görev yeniden tasarlanabilirdi.
Hepsini yazmak yerine neyi yazmalı?
Not almanın amacı, hocanın söylediklerinin kopyasını çıkarmak değil; sonradan çalışabilmem için bir iskelet bırakmaktı. Bunun için şunlara odaklanmaya başladım:
- Anahtar kavramlar ve tanımlar. Cümle yerine kelime ya da kısa ifade.
- Hocanın tekrarladığı ya da vurguladığı yerler. “Bu önemli” ya da “sınavda karşınıza çıkabilir” gibi cümleler.
- Örnekler. Bir kavramı örnekle yazarsam sonradan hatırlamak kolay oluyordu.
- Anlamadıklarım. Soru işareti koyup geçmek, anlamadığım yerde takılıp sonraki beş dakikayı kaçırmaktan çok daha iyiydi.
- Sonradan bakılacaklar. Kenara küçük bir yıldız ya da “bak” işareti.
Cümleleri tam yazmaya çalışmamak, ilk başta rahatsız etti. Ama notlarım kısalıp temizlendikçe, sonradan açıp baktığımda gerçekten kullanabildiğim bir şeye dönüştü.
Denediğim birkaç yöntem
Hepsi bende aynı derecede işe yaramadı, hepsi her ders için de uygun değildi. Ben aşağıdakileri dönüşümlü kullandım:
- Kendi kısaltmalarım. “Çünkü” için bir ok, “önemli” için bir yıldız, “örnek” için “ör.” Aynı işaretleri hep kullanmak, yazarken düşünmeyi azalttı.
- İki sütunlu not. Sayfanın sol tarafını derste yazdığım notlara, sağ tarafını sonradan ekleyeceğim soru ve özetlere ayırmak. Sağ sütun boş kalsa bile “burada bir şey eksik” bilgisi bir şeyi yapmama yetiyordu.
- Slayt üzerine not almak. Hoca slaytları paylaşıyorsa, derse çıktısıyla ya da dijital kopyasıyla girmek, yazma yükünü büyük ölçüde azalttı. Slayttaki bir yeri işaretleyip yanına bir cümle eklemek, sıfırdan yazmaktan çok daha hafifti.
- Çizim ve oklar. Bazı konularda kelimeler yerine küçük bir şema çizmek, akışı bütün olarak görmemi sağladı.
- Ses kaydı. Bazı derslerde, yalnızca hocadan izin aldıktan sonra, yedek olarak kullandım. Kaydı baştan sona dinlemek ayrı bir zaman istiyor; bu yüzden onu yalnızca anlamadığım yerlere dönmek için kullandım.
Hangisinin sana uyacağını önceden bilmek zor. Bir yöntemi iki üç hafta denemek, hemen karar vermekten daha öğretici oldu.
Dikkatim koptuğunda ne yapıyorum?
Dikkatin kopması kaçınılmaz; asıl soru, koptuktan sonra ne olduğu. Eskiden koptuğumu fark edince tüm dersi “kaybettim” sayıp bırakıyordum. Şimdi küçük bir geri dönüş ritüelim var:
- Defterde bıraktığım yere iki üç nokta ya da bir “?” işareti koymak, böylece sonradan nerede koptuğumu bilmek.
- Hocanın şu an hangi konuda olduğunu anlamak için sıradaki cümleyi dinlemek; geriye dönüp kaçırdığımı yakalamaya çalışmamak.
- Gerekirse yanımdakinin defterine kısaca bakmak ya da dersten sonra sormak.
Bu ritüel, kopmayı engellemedi; ama kopmanın maliyetini küçülttü. Bir dersin ortasında yirmi saniye kaçırmak ile geri kalan kırk dakikayı bırakmak arasında büyük bir fark var.
Derse girmeden önce ve çıktıktan sonra
Not alma kalitem, derste yaptığımdan çok dersin öncesi ve sonrasına bağlıydı. İki küçük alışkanlık fark yarattı.
Derse girmeden önce beş dakika: Slaytlara ya da önceki dersin notuna göz atıp bugünün konusunun adını bilmek. Konunun nereye gittiğini bilmek, hocayı takip etmeyi kolaylaştırıyordu.
Dersten çıktıktan sonra beş dakika: Notlara bir bakmak, eksik cümleleri tamamlamak ve en sona bir cümlelik özet yazmak. “Bugün şunu öğrendim: …” Bu kısa özet, dersin hâlâ taze olduğu anda bilgiyi toparlıyor. Sınav haftasında defteri açtığımda, bu özet cümleleri benim için bir harita gibiydi.
Bu iki beşer dakikayı her ders yapamadım. Ama yapabildiğim derslerde, dönem sonunda notlarla yeniden tanışmak çok daha az acı verici oldu.
Kâğıt mı, ekran mı?
Bu soruya benim cevabım “duruma göre”. Elle yazmak beni yavaşlattığı için bazen dikkatimi toplamamı kolaylaştırdı; ama hızlı konuşan hocalarda geride kalmama neden oldu. Bilgisayarla yazmak hızlıydı, ama bildirimler ve diğer sekmeler karşısında dikkatimi yönetmek çok daha zordu.
Bir dönem hibrit denedim: Yoğun, hızlı anlatılan derslerde bilgisayar, anlayış gerektiren derslerde kâğıt. Bu bir kural değil, deneme. Ne kâğıt ne ekran DEHB'yi “çözmez”; yalnızca farklı kolaylıklar ve farklı tuzaklar getirir. Ekranı kullanıyorsan bildirimleri kapatmak, bende fark yaratan en net adımdı.
Kaçırdığında ne yapmalı?
Her ders mükemmel not çıkmayacak. Hocanın bir bölümü kaçacak, bir slayt geçip gidecek. Bende işe yarayan şey, kaçırmaya hazırlıklı olmaktı: Yarım kalan yeri boş bırakıp işaret koymak ve dersten sonra bir arkadaşın notuyla ya da slaytla tamamlamak. Not defterimde boşluk olması artık beni rahatsız etmiyor; tamamlanabilir boşluklar, silinmiş bilgiden daha iyi.
Notlarını başkalarıyla paylaşmak da bende yük hafifletti. Aynı dersi alan birkaç kişiyle ortak bir belgede ya da basit bir mesajlaşmada “şu hafta şunu kaçırdım, notun var mı?” diyebilmek, tek başına mükemmel olma baskısını kaldırıyor. Bunu karşılıklı yaptığında ise hem sen hem arkadaşların rahatlıyor.
Kendime not
Güzel not defterlerim yok artık. Çirkin ama kullanılabilir notlarım var. Bir sayfada sadece beş kelime olabilir, bir köşede soru işaretleri; ama sınav haftasında açıp bakınca hâlâ anlamlılar.
Bir sonraki derste yalnızca şunu dene: Her cümleyi yazmaya çalışma, yalnızca üç kavram, bir soru ve bir örnek yakala. Yetmedi gibi hissedebilirsin; sonradan baktığında beklediğinden fazlasının orada olduğunu görebilirsin.