Ders kayıt ekranını ilk açtığımda yaptığım şey, saatlere bakıp boş kutuları doldurmaktı. Pazartesi dokuz boş, salı öğleden sonra boş, tamam, şunu da yazalım. Aklımda tek bir ölçü vardı: Çakışma yok mu? Çakışma yoksa bu program olurdu.
Sonradan fark ettim ki çakışmasız bir program, yaşanabilir bir program demek değil. Ders seçimi, özellikle DEHB ile yaşayanlar için, saatleri sığdırmaktan fazlası: kendini tanımaya yarayan ender anlardan biri. Bu yazıda ders seçerken bana en çok iyi gelen soruları ve bakış açılarını anlatıyorum. Yine hatırlatayım: Ben uzman değilim; yalnızca öğrencilik yıllarımdan ve DEHB ile yaşama deneyimimden gözlemler paylaşıyorum.
Kısaca: DEHB ile ders seçimi, çakışmayan saatleri bulmaktan çok enerjine, öğrenme biçimine ve haftalık yüküne uygun bir program kurmak demek. Üst üste yığılan dersleri, aynı haftaya sıkışan teslimleri ve kendi verimli saatlerini hesaba katmak; karar vermeden önce akademik danışmana sormak yükü gerçekçi tutmaya yardım edebilir.
Ders seçimi neden DEHB'li öğrenci için ayrı bir konu?
Kayıt dönemi çoğu zaman acele içinde geçiyor. Kontenjanlar doluyor, saatler sınırlı, arkadaşlar “şu dersi alalım” diyor. DEHB'de ise acele, düşünmeden karar vermeyi kolaylaştırıyor. Ben bir dönem programı yirmi dakikada tamamlayıp sonrasında bunu bütün dönem boyunca ödemiştim.
Bir de şu var: Programın yükünü, daha ilk haftadan hissetmiyoruz. Dersler kâğıt üzerinde makul görünüyor; ödev ve sınav yoğunluğu ise dönem ilerledikçe ortaya çıkıyor. Zamanı önceden görmekte zorlanan biri için, bir dersin gerçek yükünü tahmin etmek zor.
Bu yüzden ders seçimini bir kez karar vermek gibi değil, bir dizi küçük gözlem yapmak gibi düşünmeye başladım. Bir dönem sonunda “şu saatte hiç çalışamamışım” ya da “şu üç dersin teslimi aynı haftaya denk gelmiş” diye not almak, bir sonraki seçimde en değerli bilgi oluyor.
Ders seçerken kendine sorabileceğin beş soru
Kayıt ekranına oturmadan önce kâğıda şu soruları yazmak benim için fark yarattı:
- Hangi saatlerde uyanık ve verimliyim? Sabah kalkmakta zorlanıyorsam, dokuzda başlayan üç ders yan yana koymanın bedelini baştan hesaba katmalıyım.
- Üst üste kaç ders taşıyabilirim? Bazı günler dört ders arka arkaya yetebiliyor, bazı günler ikinci dersten sonra zihnim kapanıyor.
- Nasıl öğreniyorum? Dinleyerek mi, uygulayarak mı, tartışarak mı? Ders anlatım biçimini önceden öğrenebiliyorsam, buna göre seçmek yardımcı oluyor.
- Not nasıl veriliyor? Tek bir büyük sınav mı, yoksa dönem boyu dağılmış ödevler mi? Tek bir tarihe bağlı bir ders benim için daha riskli.
- Teslimler aynı haftaya mı çakışıyor? Üç dersin projesi aynı iki haftaya yığıldıysa, “her biri makul” olsa bile birlikte ağır olabilir.
Bu soruların hepsine cevap bulmak mümkün olmayabilir. Ama bir ya da ikisine cevap vermek bile, tamamen çakışmaya bakarak seçmekten daha bilinçli bir program çıkarıyor.
Programa nefes payı koymak
DEHB'de “boşluk” kelimesi iki yüzlü. Dersler arasındaki boş saat bir fırsat da olabiliyor, kayıp da. Ben bir dönem aralarda sürekli telefonla vakit geçirip günün sonunda ne yaptığımı bilemez hâle gelmiştim.
Şu düzenlemeler benim için işe yaradı:
- Aynı güne yığmak yerine dersleri haftaya yaymak; böylece her gün yarım yamalak değil, bazı günler yoğun, bazı günler hafif olabiliyor.
- Dersler arasına en az bir uzun boşluk bırakıp orada yemek yemek, kısa bir yürüyüş yapmak ya da ödev için kütüphaneye gitmek.
- Yolculuk süresini ihmal etmemek. Evle okul arasındaki yol uzunsa, “ders saati” planın yarısı demek.
- Öğle arasını korumak. Yemek yemeden ders zincirinin içinde kaybolmak dikkati daha da dağıtıyor.
Bu bir kural değil; deneme yanılma. Bir dönem sabahçıyım diye sabaha dolduğum programı, sonraki dönem tersine çevirdim ve ikisinin de iyi ve kötü yanlarını gördüm.
İlgi duyduğun dersle zorunlu dersi dengelemek
DEHB'de ilgi, dikkatin en güçlü yakıtlarından biri. Merak ettiğim bir dersin başında saatlerce kalabilirken, ilgimi çekmeyen bir dersin tek sayfasında kendimi kaybedebiliyorum. Bu ilgi dengesizliği, ders seçerken bir kaynak da, bir risk de.
Seçebildiğim yerde dönemi şöyle dengelemeye çalıştım: Zorunlu ve sıkıcı bulduğum bir dersin yanına ilgimi çeken bir ders koymak. Hepsi sıkıcı olursa motivasyonum çöküyor; hepsi ilgi çekici olursa da bu sefer bir derse çok zaman ayırıp diğerlerini geri bırakabiliyorum.
Seçmeli derslerde ise iki yaklaşımı birlikte düşündüm: İlgi duyduğum konu mu, yoksa yükü hafif olan mı? Çoğu zaman ikisinin karışımı en iyisiydi. Hafif bir seçmeli, ağır bir dönemde nefes aldırıyor; ilgi çekici bir seçmeli ise okula gelme isteğimi destekliyordu.
Dikkat ettiğim bir şey de, çok merak ettiğim derslerin kolay olduğunu varsaymamak. İlgi çekici bir konu, ağır bir proje yükü de getirebilir.
Kayıt gününü kolaylaştırmak
Kayıt saati geldiğinde ekran başında karar vermeye çalışmak, DEHB'de yorucu bir zorluk. Bana iyi gelen, kararların büyük kısmını günler öncesinden vermekti:
- Kayıttan birkaç gün önce, rahat bir saatte ders listesine bakıp ilk tercih ve yedek planı yazmak.
- Her ders için en çok bir iki cümlelik not tutmak: “sabah dersi”, “proje ağırlıklı”, “tek vize”.
- Kayıt günü yalnızca kararı uygulamak; ekranda yeni karar üretmeye çalışmamak.
- Kontenjan dolarsa ne yapacağımı önceden bilmek; yedek ders, danışmana yazmak ya da bir sonraki fırsat.
Bu hazırlık, kayıt ekranındaki küçük paniği büyük ölçüde azalttı. Yedek planı olan biri için “ders doldu” bir felaket değil, bir sonraki seçenek.
Karar vermeden önce kime danışmalı?
Tek başına karar vermek zorunda değilsin. Benim denediğim ve yararlı bulduğum yollar:
- Akademik danışman: Zorunlu dersleri, ders sayısı sınırlarını ve bölüme özgü sıralamayı bilen kişi. Kaç ders alabileceğin üniversiteye ve bölüme göre değiştiği için en güvenilir kaynak o.
- Üst sınıftaki öğrenciler: Hangi hocanın dersi nasıl işliyor, ödevler ne kadar sürüyor, sınav nasıl; bu bilgiler genelde resmi kaynaklarda yok.
- Ders izlenceleri: Çoğu ders için dönem başında izlence paylaşılıyor. Mümkünse kayıt öncesi bakmak, not sisteminin ve ödev yoğunluğunun ipucunu veriyor.
Kayıttan sonra bir derste yanlış karar verdiğini hissedersen, panik yapmak yerine takvime bakmak ve danışmana yazmak yeterli. Ders ekleme ve bırakma süreçleri üniversiteden üniversiteye değişiyor; kuralları ve tarihleri kendi akademik takviminden öğrenmen gerekiyor. Benim buradaki işim yön göstermek, resmi bilgiyi vermek değil.
Kendime not
Ders seçimini “doğru programı bulma sınavı” gibi görmek bana çok baskı yapıyordu. Şimdi onu bir deney gibi görüyorum: Bu dönem şu saatleri denedim, şunları fark ettim, bir sonrakinde şunu değiştireceğim. Kusursuz bir program yok; senin için biraz daha yaşanabilir olan bir program var.
Kayıt gününe gelmeden önce kâğıda üç şey yaz: En verimli saatlerin, üst üste taşıyabileceğin ders sayısı ve dönemde gözün korkutan en ağır haftan. Seçerken bu üç şeyin yanından geçmeyen bir program, çakışmasız olsa bile sana göre olmayabilir.