“Bu derse bugün gitmesem ne olur?” Sabah, battaniyenin altında, alarm ikinci kez çaldığında kendime en çok bunu sordum. Cevap hep aynıydı: Aslında pek bir şey olmaz. Bugün olmaz.
Sorun, “bugün” olmayan şeylerin bir sonraki güne, ondan sonrakine ve sonunda bütün döneme yayılmasıydı. Derslere düzenli gitmek, DEHB ile yaşayan bir öğrenci için çoğu zaman gerçekten isteksizlik meselesi değil. Daha çok başlama, uyku, geride kalma ve utanç arasındaki bir zincir. Bu yazıda o zinciri nasıl gördüğümü ve nerelerinden koparabildiğimi anlatıyorum. Uzman değilim; kendi deneyimimi paylaşıyorum.
Kısaca: DEHB'de derslere düzenli gitmek zorlaşırsa bunun nedeni çoğu zaman isteksizlik değil; sabah başlama zorluğu, uyku düzeni ve her atlanan dersle büyüyen utanç. Önceki akşamdan hazırlık, “sadece sınıfa kadar git” kuralı, yanında biri ve geri dönüş planı, bu zinciri kırmak için bende işe yarayan küçük adımlardı.
Derslere düzenli gitmek neden bu kadar zor?
Dışarıdan bakınca basit görünüyor: Kalk, hazırlan, git. İçeriden ise bu üç adımın her biri küçük bir karar yığını. Ne giyeceğim, çantamda ne var, saat kaçta çıkmalıyım, yolda ne kadar sürer, kahvaltı yapmalı mıyım? DEHB'de bu tür çok adımlı sabah rutinleri, hele ki düzenli bir uykuyla desteklenmemişse, beklenenden fazla yorabiliyor.
Bir de enerjinin kendisi var. Bazı günler zihnim sabah daha açık, bazı günler hiç açılmıyor. Sınıfın saati değişmediği için ben de günün ruh hâline göre hazırlanamıyorum.
En ağır şey ise utançtı. Bir dersi kaçırınca bir sonraki ders için “ama geçen haftayı kaçırdım, ne anlatıldığını bilmiyorum” duygusu ekleniyordu. Konuyu bilmeden derse girmek de rahatsız ediciydi. Bu, derse gitmemek için kendi içimde yeni bir gerekçe oluyordu.
Atlama döngüsü nasıl büyüyor?
Benim döngüm genelde şöyle ilerliyordu:
- Bir sabah uyku yetersiz ya da enerji düşük; bir dersi atlıyorum.
- Sonraki derste anlatılana yetişemeyince konu kopuyor.
- Konuyu bilmediğim için derse gitmek rahatsız edici hâle geliyor.
- Atladıkça “artık ne yapsam geç” hissi artıyor.
- Dönem ortasında sınava “hiç gitmediğim bir derse” hazırlanıyor gibi oluyorum.
Bu döngünün en önemli yanı, ilk basamağın küçüklüğü. Tek bir atlanmış ders, kendi başına büyük bir şey değil. Büyüyen, ardından gelen utanç ve kaçınma. O yüzden çözümü “bir daha asla atlama” diye tarif etmek yerine, döngüyü erken fark edip kırmak olarak düşünmeye başladım.
Sabah kapıdan çıkmayı kolaylaştıran küçük şeyler
Sabah kendime karar verme yükü bırakmamak için karar vermeyi mümkün olduğunca akşama taşıdım:
- Akşamdan çantayı hazırlamak: Defter, şarj aleti, su, gerekiyorsa çıktılar. Sabah “bunu nereye koymuştum” aramak, ders kaçırmanın en sinsi yollarından biri.
- Kıyafeti ayırmak: Basit bir şey; ama sabah karar sayısını azaltıyor.
- Alarmı yataktan uzağa koymak: Kalkmak zorunda kalmak, ikinci alarmı kapatıp uyumaya devam etmeyi zorlaştırıyor. Alarmla ilgili uyku sorunların sürekliyse bir doktorla konuşmak da iyi bir fikir.
- İlk hedefi küçültmek: “Derse gideceğim” yerine “ayakkabıyı giyeceğim”. Sonra “kapıdan çıkacağım”. Her adım bir sonrakini kolaylaştırıyor.
- Sadece sınıfa kadar gitmek: Sınıfa gidince çoğu zaman kalıyorum. Ama kalmak zorunda olmadığımı bilmek, çıkış kapısını açık tutuyor.
Bir de yalnız gitmemek vardı. Aynı derse giden biriyle sabah mesajlaşmak ya da yolda buluşmak, sorumluluğu iki kişiye bölüyor. Ben “biri bekliyor” bilgisinin gücünü sonradan fark ettim. Kendime verdiğim sözleri tutmakta zorlanırken, bir başkasına verdiğim sözü tutmak çoğu zaman daha kolay oluyordu.
Derse gitmenin ardına küçük bir şey bağlamak da fark yarattı. Dersten çıkınca sevdiğim bir içeceği almak ya da kampüste on dakika yürümek gibi. Bu bir ödül sistemi kadar büyük bir şey değil; yalnızca derse gitmenin sonunda beni bekleyen bir şeyin olması. Beyin, bitiş çizgisinde bir şey gördüğünde başlamaya daha kolay razı oluyor.
Derse gittikten sonra orada kalmak
Sınıfa girmek yarı yol; orada zihnimi bulundurmak diğer yarısı. Bunun için birkaç küçük düzenleme yardımcı oldu:
- Mümkünse ön tarafa ya da hocayı net duyabildiğim bir yere oturmak.
- Telefonu çantaya koymak; masada, sessizde bile olsa bildirim ışığı dikkati çekiyor.
- Bir şey yapıyor olmak: not almak, soru yazmak, küçük bir çizim yapmak. Aktif olduğum derslerde dağılmam azalıyordu.
- Dağıldığımda kendimi yargılamak yerine hocanın o anda hangi cümlede olduğunu sormak ya da yandakine bakıp yeniden bağlanmak.
Her dersi tam dikkatle geçirmem mümkün değildi, hâlâ da değil. Dağılmak normal; geri dönmek bir beceri. Derse “mükemmel dikkatle” değil, “geri dönmeye hazır” bir zihinle girmeye başladım.
Bir dersi kaçırdığında ne yapıyorum?
Kaçırılan derslerle ilişkim, geleceğini belirliyor. Ben ders atlandığında iki yolu tercih ettim.
İlki, geride kalan ders için küçük bir toparlanma planı yapmak. Bir ders arkadaşından not ya da slayt istemek, kaçırdığım konuyu bir kez hızlıca okumak ve bir sonraki derste onunla bağlantı kurabilmek. Tamamını anlamam şart değildi; kaybolmamak yeterliydi.
İkincisi, gerekirse hocaya yazmaktı. Bunun için ayrıntılı bir açıklamaya gerek yok. “Geçen haftaki dersi kaçırdım, hangi konuları anlattığınızı öğrenmek ve eksik kalan bir şey var mı bilmek istiyorum” gibi iki cümle yeterli oluyordu. Hocalar çoğu zaman haber veren öğrenciye daha anlayışlı yaklaşıyor.
Devamsızlık konusunda dikkat etmen gereken bir nokta var: Devam zorunluluğu üniversiteye, bölüme ve hatta derse göre değişebiliyor. Kendi dersinin izlencesine ve üniversitenin yönergesine bakmak gerekiyor; emin olamazsan öğrenci işlerine ya da akademik danışmana sormak en güvenilir yol. Ben bu bilgiyi tahmin etmek yerine dönem başında bir kez öğrenmeyi alışkanlık hâline getirdim.
Derse gidememek başka bir şeyin işareti olabilir mi?
Her zaman değil, ama bazen. Haftalardır derse gitmeye gücün yoksa, uykun ve iştahın belirgin biçimde bozulduysa, hiçbir şeyden keyif alamıyorsan ya da umutsuz hissediyorsan, bunu yalnızca “düzen sorunu” olarak görmemek gerekiyor. DEHB tek başına olmayabilir; yorgunluk, kaygı ve düşük ruh hâli de eşlik edebiliyor.
Böyle bir dönemdeysen üniversitenin psikolojik danışma merkezine ya da bir psikiyatriste başvurmak iyi bir adım olabilir. Kendine zarar verme düşüncelerin varsa ya da bir kriz içindeysen, beklemeden 112'yi aramanı ya da yakınındaki bir sağlık kuruluşuna gitmeni isterim. Bu yazıdaki ipuçları böyle anlar için yeterli değil ve olmamalı.
Kendime not
Derslere düzenli gitmek, bende hiçbir zaman “iradem yetmedi” ya da “yeterince istemedim” meselesi olmadı. Bunu fark etmek, kendimle daha az kavga etmemi sağladı. Kavga azalınca, enerjimi küçük çözümlere ayırabildim.
Bu hafta atlamak istediğin bir ders varsa, iki küçük şey dene: Akşamdan çantanı hazırla ve sabah kendine yalnızca “sınıfa kadar” de. Sınıfa vardığında ne yapacağını orada karar verirsin. Atladığın bir ders olursa, sessizliğe değil bir mesaja yönel.