Bir tezin en korkutucu yanı, sayfa sayısı değil; başının ve sonunun belli olmaması. Bir ödev iki hafta sürer, bir proje iki ay. Tez ise aylara, hatta daha uzun bir döneme yayılan ve çoğu zaman hiçbir hatırlatma gelmeyen bir iş.
Tez yazmak, benim “şöyle yaptım” diye anlatabileceğim bir alan değil. Bu yüzden bu yazıda uzun, belirsiz ve dış yapısı az işlerde bana yardımcı olan düşünce biçimlerini tezin dünyasına taşıyorum. Tezin kuralları, formatı ve takvimi bölümden bölüme, hatta danışmandan danışmana değişiyor; bunları kendi danışmanından ve bölümünden öğrenmek şart. Ben uzman değilim; yalnızca DEHB ile yaşayan biri olarak büyük işlerle ilişkim üzerine konuşuyorum.
Kısaca: Tez yazmak DEHB'de zorlayıcı olabiliyor çünkü iş uzun, belirsiz ve dış yapısı az. Tezi bölümlere, bölümleri günlük küçük yazma hedeflerine bölmek, danışmanla düzenli ve yazılı bir ritim kurmak, notları tek yerde tutmak ve sıkıştığında sıra gözetmeden ilerlemek bu yükü hafifletebilir.
Tez yazmak neden DEHB'de özellikle zorlayıcı?
Bir tezi düşünmek, bir dağa bakmak gibi. Tepeyi görüyorsun ama oraya giden yolun ilk adımı belirsiz. DEHB'de bu belirsizlik, başlamayı ve devam etmeyi zorlayan şeylerin başında geliyor.
Birkaç nedeni var:
- Dış yapı az. Ders programı, sınav takvimi, teslim tarihleri yok; çoğu zaman sadece bir son tarih ve senin kendi ritmin var.
- Geri bildirim seyrek. Haftalar geçebiliyor ve “doğru yolda mıyım?” sorusuna cevap yok.
- Uzun ufuk. Zamanı hissetmekte zorlandığımda “daha aylar var” duygusu çok güvenilmez bir arkadaş.
- Mükemmeliyetçilik. Tez, “iyi olmalı” baskısının en yüksek olduğu işlerden biri; bu baskı ilk cümleyi yazmayı bile zorlaştırabiliyor.
- Yalnızlık. Tek başına yapılan bir iş; yanında kimse yokken başlamak ve sürdürmek daha ağır.
Bir de ritim sorunu var: Çoğu insan gibi, ben de bazı günler çok verimli, bazı günler sıfır olabiliyorum. Büyük bir işte bu dalgalanma, planı kolayca bozuyor.
Tezi küçük adımlara bölmek
Büyük işi bölmek klişe gibi duyuluyor, ama nasıl böldüğün her şeyi değiştiriyor. Ben şu basamakları kullanmaya çalışıyorum:
- Tezin genel iskeletini çıkarmak. Bölümler ve yaklaşık sırası, danışmanla konuşarak.
- Her bölümü alt başlıklara bölmek. “Literatür” gibi büyük bir başlık yerine, üç dört alt konu.
- Her alt başlık için tek bir ilk adım yazmak. “Şu üç kaynağı oku” ya da “bu paragrafın kötü taslağını yaz”.
- Her güne en fazla bir iki küçük hedef koymak. “Bugün iki yüz kelime”, “bugün iki makale”.
- Haftalık kısa bir gözden geçirme. Ne yapıldı, ne kaldı, gelecek hafta ne?
Hedefi çıktıya değil sürece bağlamak da yardımcı: “Bugün beş sayfa yazacağım” yerine “yirmi beş dakika tez üzerinde çalışacağım.” Beş sayfa yazamadığım gün başarısız olmuş gibi hissediyorum; yirmi beş dakika çalıştığım gün hedefimi tutturmuş oluyorum.
Tarih planlamasında geriye doğru gitmek de işe yarıyor. Teslim tarihinden geriye, danışmanın okuma süresine, düzeltme dönemine ve her bölümün tahmini süresine bakarak büyük bir takvim çizmek. Bu takvimin değişmesi normal; takvim bir söz değil, bir tahmin.
Danışmanla düzenli bir ritim kurmak
Danışmanla ilişki, dış yapının en önemli kaynaklarından biri. Ona karşı sessizleşmek, DEHB'de çok kolay olan bir şey: Gösterecek bir şeyim yoksa görüşme istemek zorlaşıyor ve görüşmeler seyrekleştikçe iş daha da yalnızlaşıyor.
Bu yüzden elimden geldiğince şunları yapmaya çalışıyorum:
- Düzenli görüşme zamanı belirlemek; iki haftada bir ya da ayda bir, danışmanın uygun olduğu bir ritimde.
- Her görüşmeye çok küçük de olsa bir şey götürmek: Bir sayfa, bir taslak başlık, üç soru.
- Görüşmeden hemen sonra iki üç cümlelik bir özet e-posta yazmak: “Şunları konuştuk, bir sonraki adım şu, tarihi şu.” Bu e-posta hem danışmana hem bana hafıza işlevi görüyor.
- Geride kaldığımda sessiz kalmak yerine erken haber vermek.
Danışmanlar çok farklı olabiliyor; kiminin ilgisi yoğun, kiminin sınırlı. Beklentileri ve iletişim biçimini baştan konuşmak, sonradan hayal kırıklığını azaltıyor.
Notları ve kaynakları tek yerde tutmak
Tez dönemi boyunca dağınık notlar, bir an gelip “bu bilgiyi nereden bulmuştum?” kaygısına dönüşüyor. Bende işe yarayan, kaynakları ve okuma notlarını tek bir yerde tutmak ve her kaynak için iki cümle yazmaktı: “Ne diyor?” ve “benim işimde nerede kullanabilirim?”
Kaynakça ve alıntıları sona bırakmamak da ayrı bir kurtuluş. Her kaynağı okuduğumda hemen kaydetmek, son haftanın telaşını azaltıyor. Dosyaları düzenli kaydetmek ve yedeklemek de bu işin parçası; yarım yazılmış bir tezin kaybolması düşünülebilecek en kötü senaryolardan biri. Sürüm numarası ya da tarih içeren dosya adları (“tez_bolum2_v3” gibi) hangisinin güncel olduğunu hatırlamamı sağlıyor.
Yazmanın kendisi: sıkışmak ve devam etmek
Yazmaya başlama anı genelde en zor an. “İlk paragraf mükemmel olmalı” düşüncesi, hiç yazmamaktan daha fazla sıkıştırıyor. Bunun için kendime birkaç izin verdim:
- Sıralı yazmak zorunda değilsin. En kolay ya da en net bölümden başlayabilirsin; giriş ve sonuç sona kalabilir.
- Kötü taslak yaz. Düzeltmek, boş sayfadan çok daha kolay.
- Sıkışırsan not bırak. “Buraya şu argüman gelecek” diye yazıp bir sonraki yere geç; sıkışma noktasına sonra dönersin.
- Kısa bloklar kur. Yirmi beş dakika, kısa bir ara, tekrar. Uzun maratonlar bende yalnızca bir iki gün sürüyor ve ardından çöküş geliyor.
Bazı günler, kendiliğinden saatlerce yazabildiğim oluyor; bunlar değerli günler ama güvenilecek bir ritim değil, bir dalgalanma. O günlerin ardından hemen ertesi gün için küçük bir hedef koymak, çöküşün yumuşamasına yardımcı oluyor. Büyük bir iş, iyi günlerin hızıyla değil, kötü günlerin ritmiyle planlanınca ilerliyor.
Birlikte çalışma ortamları da yazmayı kolaylaştırıyor: Kütüphanede ya da başkalarının çalıştığı bir yerde olmak, başlama eşiğini düşürüyor.
Zor duygular: kıyas, yalnızlık, bırakma düşüncesi
Tez döneminde “bunu bitiremeyeceğim” düşüncesi neredeyse herkesin tanıdığı bir şey. DEHB'de bu düşünce, geri çekilme ve kaçınmayla birleştiğinde daha sert olabiliyor. Başkalarının ilerleyişi, sosyal medyadaki “tez bitti” paylaşımları, kıyas duygusunu büyütüyor.
Bu duygular normal; ama sürekli ağırlaşıyorsa, uyku ve iştahını etkiliyorsa ya da umutsuzluk hissediyorsan, bunu yalnızca bir plan sorunu olarak görmemek gerekiyor. Danışmanınla, bölümdeki bir yetkiliyle, üniversitenin psikolojik danışma merkeziyle ya da bir psikiyatristle konuşmak değerli bir adım. Kendine zarar verme düşüncesi varsa beklemeden 112'yi ara ya da en yakın sağlık kuruluşuna başvur.
Kendime not
Tez gibi büyük işlerde bende en çok fark yaratan şey, kendimi yalnızca “bitirecek kişi” olarak görmemek, “bugün yirmi beş dakika çalışan kişi” olarak görmekti. Bitiş bir gün gelecek; ama oraya yirmi beş dakikalık parçalarla varılıyor.
Bu hafta tezinle ilgili tek bir şey yaz: Bugün atabileceğin en küçük adım ne? Onu bir kâğıda yaz, bir takvim saatine bağla ve yap.