Grup projelerinde DEHB: sessiz kalmadan katkı vermek

Grup projesi DEHB'li öğrenci için neden yorucu olabilir? Rolleri netleştirmek, yazışmalarla başa çıkmak ve geride kalınca konuşmak üzerine denediklerim.

· · 5 dk okuma

Grup sohbetini açtığımda onlarca okunmamış mesajla karşılaştığım bir dönem oldu. Kimi toplantı saatini tartışıyor, kimi bir belgeyi paylaşıyor, biri “bu hafta kim ne yapıyor?” diye soruyor. Ben ise daha ilk mesajı okumadan, ne cevap vereceğimi bilemediğim için hepsini kapatıyordum.

Grup projesi, DEHB ile yaşayan biri için bireysel ödevlerden çok farklı bir yük taşıyor. Hem kendi görevini takip etmek hem de başkalarının takvimine uyum sağlamak gerekiyor. Bu yazıda, grup çalışmalarında en çok nerede zorlandığımı ve ekibe zarar vermeden kendime nasıl alan açabildiğimi anlatıyorum. Uzman değilim; yalnızca öğrencilik deneyimimden ve gözlemlerimden yola çıkıyorum.

Kısaca: Grup projesinde DEHB'yi zorlayan şey işin kendisinden çok belirsizlik, mesaj yükü ve başkalarının takvimine uyma baskısı. İlk toplantıda rolleri ve tarihleri yazılı hâle getirmek, kısa ve düzenli geri dönüşler vermek, geride kalınca erken haber vermek ve ihtiyacını ayrıntıya girmeden söylemek hem sana hem gruba iyi gelebilir.

Grup projesi neden DEHB'li öğrenciyi zorlayabiliyor?

Bireysel bir ödevde kendi ritmimle ilerleyebiliyorum. Grup projesinde ise başkalarının ritmine uymam gerekiyor. Birkaç şey bir arada zorluyor:

  • Belirsiz roller. “Hep birlikte yapalım” cümlesi güzel görünüyor, ama kimin neyi yapacağı net olmayınca ben de neyi alacağımı bilemiyorum.
  • Mesaj yağmuru. Grup sohbetleri hızlı akıyor; bir mesajı kaçırdığımda bütün konuşmayı anlamak için baştan okumam gerekiyor.
  • Toplantı saatleri. Herkesin ortak boş saatini bulmak zaten zor; DEHB'de saat hatırlamak ve oraya zamanında varmak ayrıca bir yük.
  • Başkasına bağımlılık. Benim gecikmem sadece beni değil, başkasını da etkiliyor. Bu bilgi, kaygıyı artırıyor, kaygı da başlamayı zorlaştırıyor.
  • Sessizlik utancı. Bir mesaja geç cevap verdikçe, cevap vermek daha zor hâle geliyor.

Bunların hiçbiri bir ilgisizlik göstergesi değil. Ama dışarıdan öyle görünebiliyor; bu yüzden gruba kendimizi anlatmak, bir ölçüde gerekli oluyor.

İlk toplantıda netleştirmem gereken şeyler

Grup projelerinde en çok fark yaratan an, ilk toplantı. O toplantıda bir şeyi mutlaka yazılı hâle getirmeye çalışıyorum:

  1. Kim hangi bölümden sorumlu? İsimle ve bölümle.
  2. Her bölümün tarihi ne? Teslim gününe değil, ara tarihlere de.
  3. Hangi belge, nerede? Ortak bir belge ya da klasör; herkes aynı yere bakıyor.
  4. İletişim nereden yapılacak? Tek bir kanal; hem sohbet hem e-posta hem başka bir yer olunca bilgi dağılıyor.
  5. Bir sonraki toplantı ne zaman? Gündemle birlikte.

Bu beş şeyi yazıp herkesle paylaşmak, benim için “kafamda tutmam gereken şeyleri dışarı aktarmak” anlamına geliyor. Toplantıdan sonra bir özet mesajı göndermek de benim ihtiyacımı karşılarken gruba da yarıyor; sorumluluk dağılımı açık oluyor.

Toplantıda dağıldığında

Uzun grup toplantılarında dikkatim bir noktadan sonra kopuyor; birkaç dakikalığına ne konuşulduğunu kaçırıyorum. Bunu gizlemeye çalışmak yerine küçük şeylerle yönetmeye çalışıyorum: Toplantı sırasında kısa not tutmak, konuşmanın sonunda “özetleyeyim, yanlışım varsa düzeltin” demek, toplantının makul bir sürede tutulmasını önermek. Bir de toplantı saatini, enerjimin yüksek olduğu zamana yaklaştırmaya çalışmak. Her zaman mümkün olmuyor; ama sormak çoğu zaman yeterli.

Rolü seçmek: neyi daha rahat yapabiliyorum?

Grup işlerinde rol seçerken iki şeye bakıyorum: Neyi yapabilirim, neyi yapmamak daha iyi? Örneğin ben bir araştırmayı derinleştirmeyi ya da bir tasarım fikrini bulmayı rahat yapabiliyorum. Ama herkesin teslimlerini takip etmek ya da belgeyi son kontrol etmek benim için daha zor.

Bu bir güçlü yan hikâyesi değil; yalnızca dürüst bir envanter. Zorlandığım bir rolü almaktan kaçınmak, grubun da lehine. Bazen de tersine, takip rolünü bilerek alıyorum ve bunu destekleyen küçük bir sistem kuruyorum: Takvim hatırlatmaları, ortak belgede bir ilerleme tablosu gibi. Hangisini seçersem seçeyim, kararı bilerek vermek, “hep zorlandığım şeyi üstlenip batmak” durumunu önlüyor.

Eşleşme de işe yarıyor: Başka bir grup arkadaşıyla birlikte çalışmak, “şu hafta şunu birlikte yapalım” demek. İkili çalışma, başlamak için küçük bir sorumluluk bağı kuruyor. Birlikte çalışırken ayrıca fark ediyorum ki grup arkadaşlarım da benim kadar bu belirsizlikten yorulabiliyor; “net olalım” demek çoğu zaman ortak bir rahatlama getiriyor.

Yazışmalarla başa çıkmak

Grup sohbetleri benim için en büyük gürültü kaynaklarından biri. Birkaç alışkanlık yardımcı oldu:

  • Bildirimleri tamamen kapatıp günde iki ya da üç kez sohbete bakmak.
  • Her mesaja uzun cevap yazmak yerine kısa bir geri dönüş vermek: “Gördüm, perşembe akşamı bölümü gönderiyorum.”
  • Görev ya da tarih içeren mesajları takvime hemen taşımak; sohbette bırakırsam kayboluyor.
  • Gruba “Sohbette önemli şeyleri not alıp özet geçmenizi rica edebilir miyiz?” gibi bir önerim olursa söylemek.

Kısa cevabın gücü büyük. Sessizlik uzadıkça kendimi daha çok baskı altında hissettiğimi fark ettim. “Gördüm” demek bile, hem grubu hem beni rahatlatıyor.

Sözünü tutamayacağını fark ettiğinde

Bazen verdiğim sözü zamanında yerine getiremeyeceğimi anlıyorum. Bunu fark etmek zaten zor; söylemek daha da zor. Ama gruba erken söylemek, geç söylemekten çok daha az zarar veriyor.

Ben şu çerçeveyi kullanıyorum: Ne yetiştirebilirim, ne yetiştiremem, ne zaman yetiştirebilirim? Örneğin “Perşembeye kadar yarım bölümü gönderebilirim, kalanını cumartesi bitiririm. Biri yardım edebilir mi?” Ayrıntılı bir mazeret anlatmak gerekmiyor; kısa, net ve çözüm odaklı bir cümle yetiyor.

Bu mesajı gönderdikten sonra grubun tepkisinin her zaman anlayışlı olmayabileceğini de kabul etmek gerekiyor. Ama haber vermek, sessiz kalmaktan çoğu zaman daha olumlu sonuç veriyor.

Gruba ne kadar açılmalı?

DEHB'den söz etmek ya da etmemek tamamen sana kalmış. Ben bunu duruma göre karar veriyorum. Bazı gruplarda açılmak, anlaşılmamı kolaylaştırdı; bazılarında gerek duymadım.

Açılmak istemesen bile ihtiyacını söyleyebilirsin. Şunlar gibi cümleler teşhis ya da açıklama gerektirmiyor:

  • “Benim için işlerin yazılı olarak paylaşılması çok yardımcı olur.”
  • “Toplantı gündemini bir gün önceden gönderebilir miyiz?”
  • “Tarihleri ortak bir belgede toplayalım, ben oradan takip ederim.”

Bu ihtiyaçlar yalnızca DEHB'li biri için değil, çoğu grup için faydalı. Çoğu zaman gruptaki herkes bu düzenden yararlanıyor.

Dengesiz bir grupla karşılaşırsan

Bazen çalışma yükü adil dağılmıyor; kimi çok yükleniyor, kimi hiç görünmüyor. Böyle durumlarda önce grupta açıkça konuşup işleri yazılı listeye dökmek mantıklı. Sorun çözülmezse dersin hocasına kısa, somut ve suçlayıcı olmayan bir mesaj yazmak seçeneklerden biri; bu süreçlerin kuralları dersten derse ve hocadan hocaya değişebiliyor. Kayıt tutmak (kim neyi ne zaman teslim etti) bu durumda işini kolaylaştırır.

Kendime not

Grup projelerinin ortasında bazen “ben bu gruba yük müyüm?” diye düşündüm. Bu düşünce, sessizleşme döngüsünü besliyordu. Yük olmak yerine, görünür olmaya karar vermek bana daha iyi geldi: Küçük de olsa katkı, kısa da olsa haber.

Bir sonraki grup projesinde ilk toplantıdan sonra yalnızca bir şey dene: Rolleri ve tarihleri yazılı bir mesaja dök ve gruba gönder. Bu tek mesaj, bütün projenin yükünü hafifletebilir.

Sık sorulanlar

Grup projesinde neden sessizleşiyorum ya da cevap veremiyorum?

Çoğu zaman bunun nedeni umursamazlık değil; mesajların birikmesi, ne yazacağını bilememek ve geç kalmışlık utancı olabiliyor. Kısa bir 'gördüm, perşembe dönerim' mesajı sessizliği kırmaya yardımcı olabilir.

Grup arkadaşlarıma DEHB'm olduğunu söylemeli miyim?

Bu tamamen sana kalmış bir karar; söylemek zorunda değilsin. İstersen ayrıntıya girmeden ihtiyacını söyleyebilirsin, örneğin işlerin yazılı olarak paylaşılmasını ya da toplantı gündeminin önceden gönderilmesini isteyebilirsin.

Gruptaki iş dağılımı adil değilse ne yapabilirim?

Önce grupta açıkça konuşup işleri yazılı bir listeye dökmek faydalı olabilir. Çözülmezse, dersin hocasına durumu kısa ve somut anlatmak seçeneklerden biri; bunun kuralları dersten derse değişebiliyor.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir