Ödevleri son geceye bırakmamak: DEHB'de erken başlamanın yolu

Ödevleri son geceye bırakmak DEHB'de karakter değil, başlama ve zaman hissi meselesi olabilir. Erken başlamayı kolaylaştıran küçük adımları anlattım.

· · 5 dk okuma

Saat gece yarısını geçmişti ve ödev dosyası hâlâ boştu. Teslim sabah olacaktı. Aklımdan geçen cümle hep aynı: “Neden yine?”

Bu soruyu kendime çok sordum. Cevabını bulmaya çalışırken önce kendime kızdım, sonra özür dilemeye çalıştım, sonra yine aynı yere döndüm. Ödevleri son geceye bırakmak DEHB'li biri için çoğu zaman bir karakter meselesi değil; başlamak, zamanı hissetmek ve aciliyetle çalışmak gibi şeylerin bir araya geldiği bir döngü. Bu yazıda o döngüyü nasıl gördüğümü ve nerelerinde küçük farklar yaratabildiğimi anlatıyorum. Tıbbi bir otorite değilim, yalnızca DEHB ile yaşayan bir yetişkinim.

Kısaca: Ödevleri son geceye bırakmak DEHB'de çoğu zaman başlama güçlüğü, zamanı hissedememe ve aciliyetle açılan dikkatin birleşimi. Ödev verildiği gün tarihi takvime yazıp ilk adımı belirlemek, büyük ödevi küçük teslimlere bölmek ve yalnız başlamamak bu döngüyü küçültebilir; yine de son geceye kalırsan teslim edilebilir en küçük sürümü hedeflemek makul bir yol.

Ödevleri son geceye bırakmak neden bu kadar sık oluyor?

Birkaç şey birlikte çalışıyor. Önce başlama yükü: Ödev ne istiyor, nereden başlayacağım, hangi kaynağa bakacağım? Bu belirsizlik, işin kendisinden daha ağır geliyor. İşe başlamadan önce yaşanan bu küçük bunalma, ödevi “sonra” kutusuna itiyor.

İkincisi zaman hissi. “Teslim iki hafta sonra” demek, bende gerçekten bir şey ifade etmiyor. Tarih önümde değil, bir ay sonraki bir ışık gibi uzakta duruyor. Yakınlaştığı an ise çok geç oluyor.

Üçüncüsü aciliyetin dikkati açması. Teslim yaklaştığında, daha önce bir türlü toparlanamayan zihnim bir anda odaklanabiliyor. Bu, son gece çalışmanın neden sürekli tekrar ettiğini açıklıyor: Çoğu zaman işe yarıyor. Ödev teslim ediliyor, ders geçiliyor ve bu da döngüyü pekiştiriyor.

Dördüncüsü mükemmeliyetçilik. Ödevi iyi yapmak istiyorsam, iyi yapabileceğimi hissettiğim bir ana kadar bekliyorum. O an gelmeyince de başlamıyorum.

Son gece döngüsünün bedeli

Bu döngü hep aynı yerde çökmüyor ama bir bedeli var. Uykumdan, ödevin kalitesinden ve sonraki günkü enerjimden ödüyorum. Teslim ettiğim ödevde “keşke şunu da ekleseydim” duygusu kalıyor. Sonraki ders için hazırlık yapamıyorum çünkü yorgunum.

Bir de utanç var. Ödevi son geceye bıraktığımı kimseye söylemiyorum; ama içimde “yine yaptım” duygusu birikiyor. Bu utanç da bir sonraki ödevi daha zor başlanır hâle getiriyor.

Bunları yazarken kendimi suçlamak istemiyorum; yalnızca döngüyü görünür kılmak istiyorum. Çünkü görünür olan şey, değiştirilebilir bir şeye dönüşebiliyor.

Ödev verildiği gün yapılacak beş dakikalık iş

Bende en çok işe yarayan müdahale, ödev verildiği gün yapılan çok kısa bir iş oldu. Ödev açıklandığında, ya da portalda göründüğünde, beş dakika ayırıp şunları yapıyorum:

  1. Teslim tarihini takvime yazmak. Hem teslim gününe hem de bir hafta öncesine hatırlatma kurmak.
  2. Ödevi tek cümleyle yeniden yazmak. “Bu ödev benden şunu istiyor.” Cümle yazamıyorsam, ödevi anlamamışım demektir; bu da hocaya sorulacak bir şey.
  3. Bilmediğim yerleri listelemek. Kaynak mı yok, konu mu net değil, format mı belirsiz?
  4. İlk adımı belirlemek. “Başlık” ya da “üç kaynak bul” gibi, yirmi dakikada biten bir şey.
  5. Gerekirse ara teslim tarihi koymak. Kendime ait küçük bir tarih: “Perşembeye kadar taslak.”

Bu beş dakikalık iş, ödevi “bir gün yapacağım” kutusundan çıkarıp bir yerde tarihi ve ilk adımı olan bir görev yapıyor. Hepsini her ödevde yapamıyorum; ama yaptığımda ödevin ağırlığı fark edilir biçimde değişiyor.

Ödevin türüne göre ilk adım

İlk adımı seçmek her ödev için farklı görünüyor. Bende işe yarayan birkaç örnek:

  • Problem seti: Önce hepsine bir göz atıp en kolay ikisini çözmek. Isınmak, geri kalanı kolaylaştırıyor.
  • Okuma ve özet ödevi: Metni bir kez, kalem elinde değil, sadece başlıkları ve ilk cümleleri tarayarak geçmek.
  • Rapor ya da kompozisyon: Boş sayfaya başlık ve üç alt başlık yazmak; sonra altlarını kötü de olsa doldurmak.
  • Araştırma ödevi: Yalnızca üç kaynağın adını bulup bir yere kaydetmek.

Hepsinde ortak olan, ilk adımın “bitiş” değil “başlangıç” olması. Yirmi dakikada tamamlanabilecek bir ilk adım, hem başlama korkusunu hem de “nereden başlasam” belirsizliğini azaltıyor.

Büyük ödevi küçük teslimlere bölmek

Uzun bir ödev ya da dönem projesi söz konusu olduğunda, tek bir teslim tarihine bakmak yetmiyor. Büyük işi geriye doğru küçük parçalara bölüyorum:

  • Teslimden bir gün önce: Son okuma ve düzeltme.
  • Üç gün önce: Tam bir taslak, ne kadar kötü olursa olsun.
  • Bir hafta önce: Ana başlıklar ve kaynaklar.
  • İlk gün: Yalnızca ödevin başlığı ve üç madde.

“Kötü taslak” fikri benim için önemli oldu. İlk sürümün iyi olması gerektiğini düşündüğümde başlamak zorlaşıyordu. İlk sürüm kötü olabilir diye kabul ettiğimde, kâğıda bir şey yazmak mümkün hâle geldi. Kötü taslağı düzeltmek, boş sayfadan başlamaktan çok daha kolay.

Ara teslim tarihlerini yalnızca kendi içimde tutmak yetmediğinde, bunları birine söylemek de yardımcı oldu. “Perşembe akşamı sana taslağı göstereceğim” demek, tarihi kafamdan çıkarıp başka birinin takvimine yerleştirmek gibi. Birine karşı verilen söz, kendime verdiğim sözden çoğu zaman daha ağır geliyor; bu yüzden işe yarıyor.

Başlamayı kolaylaştıran ortam

Başlamak için bazen yalnızca ortam değişikliği yetiyor. Bir kütüphaneye gitmek, bir arkadaşla aynı masada oturmak ya da sessizce çalışan başkalarının olduğu bir yere girmek, başlama eşiğini düşürüyor. Yanımda başkası çalışırken ödevi açmak, daha az “yaparım ama şimdi değil” demeyi sağlıyor.

MASA'daki Ödev ve Proje odası gibi, çevrimiçi ve sessiz bir birlikte çalışma ortamı da aynı etkiyi bazen evde de verebiliyor. Önemli olan ortamın kendisi değil, başlama anında yanında birinin olduğunu bilmek.

Bir de zamanlayıcı küçük bir hile gibi görünse de işe yarıyor: On beş dakika, sadece ilk paragraf. On beş dakikanın sonunda bırakabilirim; çoğu zaman bırakmıyorum.

Yine de son geceye kaldığında

Her ödevde başaramıyorum. Son geceye kaldığımda, kendimi suçlamak yerine kısa bir kurtarma planı uyguluyorum:

  • Ödevde gerçekten istenenin ne olduğunu netleştirmek; “yapılabilecek her şey” değil, “istenen şey”.
  • Teslim edilebilir en küçük sürümü hedeflemek. Kusursuz bir ödev yerine, teslim edilmiş ve anlamlı bir ödev.
  • Uykudan tamamen vazgeçmemek. Birkaç saatlik uyku bile ertesi günü büyük ölçüde etkiliyor.
  • Mümkünse hocaya erken bir mesaj atıp durumu anlatmak. Her hoca aynı tepkiyi vermiyor; ama haber verildiğinde bazıları anlayış gösterebiliyor.
  • Sonra bir not: “Bu sefer neden son geceye kaldı?” Cevap bir sonraki ödevin ilk adımını değiştirebilir.

Kendime not

Ödevleri son geceye bırakan biri olmaktan utanç duymak, bana bir şey kazandırmadı. Bir şey kazandıran, o geceye bir kısa yol bulmaktı: Daha önce başlamak için küçük bir ilk adım, bir tarih, bir arkadaş.

Bir sonraki ödevde yalnızca beş dakikanı ayır: Tarihi yaz, tek cümleyle ne istendiğini yaz, ilk adımı belirle. Gerisi ilk adımın arkasından gelebilir.

Sık sorulanlar

Ödevleri hep son geceye bırakmak DEHB belirtisi mi?

Tek başına bir belirti sayılamaz; birçok insan ödevleri son geceye bırakabiliyor. Ama DEHB'de başlama, zamanı hissetme ve aciliyetle çalışabilme gibi etkenler bu döngüyü güçlendirebiliyor. Tanı için bir psikiyatriste başvurmak gerekir.

Ödev verildiğinde hemen ne yapmalıyım?

Teslim tarihini takvime yazıp ödevin ilk küçük adımını belirlemek ve bilmediğin yerleri not almak, ilerleyen günlerde başlamayı kolaylaştırabilir. Büyük ödevleri ara teslimlere bölmek de yükü hafifletebilir.

Son geceye kaldıysam ne yapabilirim?

Önce neyin gerçekten istendiğini netleştirip teslim edilebilir en küçük sürümü hedeflemek mantıklı olabilir. Uykuyu tamamen feda etmemek ve mümkünse hocaya erkenden bir mesaj yazmak da seçenekler arasında.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir