Taslaklar klasöründe, hiç gönderilmemiş birkaç e-postam vardı. Hepsi hocalara yazılmıştı. Birinde konu satırı bile yoktu; birinin ilk paragrafı üç kez silinip yeniden yazılmıştı; biri “Sayın hocam, öncelikle özür dilerim” cümlesinden öteye geçmemişti.
Hocalarla iletişim, DEHB ile yaşayan biri için sanıldığından yorucu bir alan. Konu çoğu zaman sadece “bir e-posta yazmak” değil; ton, geç kalmışlık, ne diyeceğini bilememek ve kendini açıklama baskısı bir arada geliyor. Bu yazıda hocalarla yazışmayı ve görüşmeyi nasıl daha az zorlayıcı hâle getirdiğimi anlatıyorum. Uzman değilim; yalnızca öğrencilik gözlemlerimi paylaşıyorum.
Kısaca: Hocalarla iletişim DEHB'de ton kaygısı, ertelenmiş cevaplar ve geç kalma utancı yüzünden zorlaşabiliyor. Kısa ve net bir e-posta iskeleti, ofis saatine tek bir soruyla gitmek, ilk adımı erken atmak ve açılıp açılmama kararını kendine bırakmak bu yükü hafifletebilir.
Hocalarla iletişim neden bu kadar yorucu?
Hocaya yazmak, benim için sıradan bir mesajdan farklı bir ağırlık taşıyordu. Birkaç şey birlikte çalışıyordu:
- Otorite hissi. Karşımdaki hem notumu veren hem uzman biri. Yanlış bir cümle kuracağım korkusu, yazmayı uzatıyordu.
- Ton arayışı. Çok resmî mi, çok samimi mi? Bu soruyla bir e-postayı yirmi dakika düzeltebiliyordum.
- Geç kalma utancı. Ne kadar geciktiysem, e-posta o kadar zor hâle geliyordu. Geç kalmış bir mesajı açıklamak ayrı bir işti.
- Ne yazacağımı bilememek. Durumu nasıl anlatacağımı bilmiyordum; anlattıkça “mazeret” gibi görünmesinden korkuyordum.
- Cevabın belirsizliği. Ya olumsuz cevap gelirse? Ya hiç cevap gelmezse?
Bunların hepsi birleşince, e-posta yazmak “beş dakikalık bir iş” olmaktan çıkıp aylarca taşınan bir yüke dönüşebiliyordu. Oysa çoğu zaman karşı taraf, uzun ve kusursuz bir mektup beklemiyor; net bir soru ya da net bir bilgi bekliyor.
Kısa ve net bir e-postanın iskeleti
Mükemmel bir mektup aramaktan vazgeçince, kendime bir iskelet çıkardım. Her e-postada şu sırayı izlemeye çalışıyorum:
- Konu satırı: Dersin adı ve konu. Örneğin “Ders adı, şube: Ödev teslimi hakkında”.
- Selamlama: Saygılı ve yalın bir hitap.
- Ben kimim: Ad soyad, ders ve gerekiyorsa şube ya da öğrenci numarası.
- Tek ve açık istek: Ne istediğimi bir ya da iki cümleyle yazıyorum.
- Bir tarih ya da bir öneri: “Perşembeye kadar teslim edebilirim” ya da “Çarşamba ofis saatinizde görüşebilir miyiz?”
- Teşekkür ve kapanış.
Ayrıntılı açıklama gerekmiyor. “Geçen hafta sağlık nedenleriyle derse katılamadım” gibi bir cümle yeterli olabilir; her şeyi anlatmak zorunda değilsin. Yazım hatası kaygısı için e-postayı göndermeden önce yalnızca bir kez, baştan sona okuyorum; ikinci bir okuma genelde yeni bir düzeltme yerine yeni bir kaygı getiriyor.
Yazmaya başlayamadığımda
Bazen iskeleti bilsem bile ilk cümleyi yazamıyorum. O zaman şunu deniyorum:
- Önce yalnızca gerçekleri maddeler hâlinde yazmak: hangi ders, ne oldu, ne istiyorum, hangi tarih.
- Sonra bu maddeleri tek tek cümleye çevirmek; ton için ayrı bir düşünme zamanı ayırmamak.
- On dakikalık bir zamanlayıcı kurup süre dolduğunda göndermek. Süre, sonsuz düzeltmeyi sınırlıyor.
- Çok zorlanıyorsam, mesajı bir arkadaşa okutup “anlaşılıyor mu?” diye sormak; ama onay beklemeden, yalnızca anlaşılırlık için.
Gönder düğmesine basmak her zaman en zor kısım; ona basmadan önce kendimi “bu bir sınav değil, bir bilgi mesajı” diye hatırlatıyorum.
Küçük örnekler
Aşağıdakiler şablon değil, yalnızca fikir vermek için. Kendi durumuna göre değiştirmen gerekir.
Erken haber vermek için: “Sayın hocam, ... dersinden ... numaralı öğrenciyim. Bu haftaki ödevi zamanında yetiştirmekte zorlanıyorum. Cuma gününe kadar teslim edebilirim; bunun mümkün olup olmadığını öğrenmek istedim. Zaman ayırdığınız için teşekkür ederim.”
Bir konuyu anlamamışsam: “Sayın hocam, derste anlatılan ... konusunda takıldığım bir nokta var. Çarşamba ofis saatinizde on dakika görüşebilir miyim? Sorularımı önceden not alıp geleceğim.”
Bu iki örnekte ortak olan, istek ve önerinin bir arada olması. Hocanın “şimdi ne yapmam gerekiyor?” diye düşünmesine gerek bırakmıyor.
Ofis saatine gitmek
Ofis saatine gitmek, e-postadan daha cesaret isteyen bir şey. Ama bende çoğu zaman e-postadan daha etkili oldu. Hazırlık olarak şunları yapıyorum:
- Sormak istediğim tek bir soruyu kâğıda yazmak; ikinci ve üçüncü soruyu da yedek olarak.
- Gerekiyorsa ödevi ya da notları yanıma almak; “şu cümleden sonra takıldım” diyebilmek.
- Gitmeden önce hocanın ofis saatini ve yerini bir kez kontrol etmek; boşuna yürümek, bir sonrakini zorlaştırıyor.
- İlk cümleyi önceden hazırlamak: “Sayın hocam, ... dersinden ... Bir sorum vardı.”
Ofis saatini çoğu hoca zaten öğrencilerin gelmesi için ayırıyor; gelen biri, rahatsızlık vermiş olmuyor. Bu cümleyi kendime sık sık hatırlatıyorum, çünkü kafamda hep rahatsız ediyormuşum gibi bir sahne kuruyordum.
Cevap gelmediğinde
Bir e-postaya cevap gelmediğinde ilk tepkim “demek ki önemsemediler” olurdu. Oysa hocaların gelen kutuları da kalabalık. Birkaç iş günü bekledikten sonra kısa ve nazik bir hatırlatma yazmak normal bir şey: “Sayın hocam, geçen haftaki mesajımı tekrar hatırlatmak istedim. Uygun olduğunuzda dönüşünüzü rica ederim.”
Bu bekleme sürecinde yeniden yeniden gelen kutusunu kontrol etmemek için, cevabı beklediğim günü takvime “bak” diye yazıp o güne kadar konuyu bırakıyorum. Bu küçük işlem, “cevap geldi mi?” döngüsünü kırıyor.
Yine cevap gelmezse ofis saatine gitmek, bölüm sekreterliğine sormak ya da akademik danışmana durumu aktarmak yol gösterebilir. Acil bir durumda sessiz kalmak yerine bu seçeneklerden birini denemek önemli.
Gerektiğinde açılmak: ne kadar, kime?
Hocana DEHB'den söz etmek zorunda değilsin. Bu bütünüyle senin kararın. Bazı durumlarda ayrıntıya girmeden ihtiyacını söylemek yeterli olabilir: “Tarihleri takip etmekte zorlanıyorum, hatırlatma e-postası alabilirsem çok yardımcı olur.” Bazı durumlarda ise bir uyarlama (örneğin sınavda ek süre) gerekebilir; o zaman hocayla doğrudan konuşmak yerine üniversitenin engelli öğrenci birimi ya da ilgili birimiyle başlamak daha güvenilir olabilir. Hangi sürecin işlediği ve hangi belgelerin istendiği üniversiteden üniversiteye değişiyor.
Açılmaya karar verirsen, bunu kısa ve ihtiyaca odaklı tutmak bana daha rahat geldi: “DEHB ile yaşıyorum ve bu yüzden şunda zorlanıyorum; şu destek bana yardımcı olur.” Teşhisi ya da tedaviyi ayrıntılandırmana gerek yok; hocanın ihtiyacın ne olduğunu anlaması yeterli. Ne söylemek istemediğine karar vermek de senin hakkın.
Hocaların tepkisi de değişkenlik gösterebilir. Çoğu anlayışlı, bazıları ise konuya yabancı. Tepki beklentine uymadığında bunu kendinle ilgili bir hüküm saymamaya çalışıyorum; bazen bilgi eksikliği, bazen sadece yoğunluk.
Kendime not
Hocaya yazmak, bir zamanlar bende “doğru kelimeleri bulma sınavı”ydı. Şimdi onu, kısa bir bilgi paylaşımı olarak görmeye çalışıyorum: Ben kimim, ne istiyorum, ne zaman. İlk e-postayı göndermek, yazılmamış on e-postadan hep daha hafif.
Taslaklarındaki e-postalardan birini bugün aç. İskeleti uygula, tek bir istek bırak ve gönder. Düzeltmek için ikinci okumayı bekleme.