Saat akşam dokuz. Masanın üstünde açık bir ders notu var, ama odada biri telefonda gülüyor, biri çaydanlığı kuruyor, koridordan bir kapı çarpma sesi geliyor. Üç satır okuyorsun, başın kalkıyor. Yurtta ders çalışmak, DEHB'li bir öğrenci için çoğu zaman “yeterince çabalamıyorum” sorusuna dönüşüyor. Oysa asıl mesele çabadan çok ortamla ilgili olabilir.
Yurt hayatını anlatan öğrencilerin cümleleri şaşırtıcı biçimde birbirine benziyor: “Odada çalışamıyorum ama başka yer de bulamıyorum.” Ben de öğrencilik dönemimden ve DEHB'li yetişkinliğimden şunu biliyorum: kalabalık ve öngörülemez bir ortamda dikkati toplamak, sessiz bir odada toplamaktan çok daha fazla enerji istiyor. Bu yazıda yurtta ders çalışmayı biraz olsun kolaylaştırabilecek şeyleri konuşmak istiyorum.
Kısaca: Yurtta ders çalışmak, ses ve insan hareketi dikkati sürekli böldüğü için DEHB'li öğrencilerde ekstra yorucu olabilir. Önce seni neyin dağıttığını tanımak, mümkünse odanın dışında bir çalışma yeri bulmak ve oda arkadaşınla açık konuşmak işe yarayabilir. Odada kalmak zorundaysan masaya sınır koymak ve çalışmayı küçük bloklara bölmek yükü hafifletir.
Yurtta ders çalışmak neden bu kadar yorucu?
Ortak bir odada ya da koridora açılan bir yatakhanede ses, arka planda duran bir şey değil; sürekli bir olay akışı. Bir kapı açılıyor, biri mesaj sesi çıkarıyor, biri bir şey soruyor. DEHB'li bir beyin için bunların her biri küçük bir “dön ve bak” çağrısı. Bunları yok saymak çabayla mümkün, ama o çaba, ders için ayıracağın enerjiden çalıyor.
Bir de yurdun yapısı var. Çalışma masan, yatağının ve sosyal hayatının birkaç adım ötesinde. İnsanlar hemen yanında olduğu için “şimdi sohbet mi etsem, ders mi çalışsam” kararı her akşam yeniden veriliyor. Karar vermek de DEHB'li beyni en çok yoran şeylerden biri.
Mahremiyet eksikliği de ayrı bir yük. Kimse seni izlemese bile, başkalarının yanında “çalışıyor gibi görünmek” ya da çalışamadığın için utanmak ekstra enerji harcatıyor. Üstüne, oda arkadaşının rahatça ders çalıştığını görmek de “neden bende olmuyor” hissini besleyebiliyor. Bunların hiçbiri iradesizlik değil; ortamın doğal sonuçları.
Yorgunluk da cabası. Gün boyu derste, yolda, kalabalıkta olduktan sonra akşam sığınacağın yer yine kalabalık olunca beynin hiç dinlenme fırsatı bulamıyor. Böyle bir günün sonunda konsantre olamamak, seni anlatan bir şey değil; bir günün hesabı.
Önce seni neyin dağıttığını tanı
“Yurtta çalışamıyorum” cümlesi çok geniş. İçini açınca genellikle daha somut bir şey çıkıyor. Birkaç akşam boyunca kendine şu soruları sorup kısa notlar al:
- Beni asıl dağıtan şey ses mi, hareket mi, yoksa birinin konuşmaya çağırması mı?
- Gün içinde hangi saatlerde oda en sakin?
- Odada çalışırken yatağa, telefona ya da atıştırmalığa ne kadar çabuk kayıyorum?
- Tam sessizlik mi istiyorum, yoksa hafif bir uğultu işime mi yarıyor?
Bunlar küçük gözlemler ama çözümü belirliyor. Dağıtan şey ses ise kulaklık ve sabit bir ortam sesi yardımcı olabilir. Dağıtan şey insanlarsa, odadan çıkmak daha mantıklı. Ses tercihi tamamen kişisel; bana iyi gelen sana gelmeyebilir ve hiçbir ses DEHB'yi “tedavi etmez”. Sadece ortamı biraz daha yönetilebilir kılabilir.
Odanın dışında bir çalışma yeri bulmak
Yurtta ders çalışmanın en etkili yollarından biri, çoğu zaman dersi odadan çıkarmak. Yurdun etüt salonu varsa o, ortak çalışma alanı varsa o, kampüsteki kütüphane, boş bir derslik ya da kafeteryanın sakin bir köşesi... Hepsi her yerde mümkün olmayabilir; kendi yurdunda ve kampüsünde nelerin açık olduğuna, hangi saatlerde kullanılabildiğine bakmak gerekiyor.
Yer değiştirmenin ayrı bir faydası da var. Beynin zamanla mekânla çalışma arasında bağ kurmaya başlıyor. Yatağında hiç ders çalışmadıysan, masana ya da etüt salonuna oturmak “şimdi başlama zamanı” demenin çok daha kolay bir yolu oluyor.
Odadan çıkamadığın akşamlar da olacak. Yanında birinin çalıştığını bilmek bile bende bazen başlamayı kolaylaştırıyor; geliştirdiğim MASA'da üniversite öğrencilerine ayrılmış odaların olmasının bir nedeni de bu.
Oda arkadaşınla konuşmak
Bu, en zor ama çoğu zaman en etkili adım. Oda arkadaşına “beni rahatsız ediyorsun” demek zorunda değilsin; bunun yerine bir ihtiyaç anlatabilirsin. Mesela:
- “Akşam dokuzla on bir arası ders çalışıyorum, o saatlerde sesi biraz kısabilir miyiz?”
- “Seninle konuşmayı seviyorum ama çalışırken bir şey sorulunca baştan başlıyorum. Kulaklığım takılıyken sonra konuşalım mı?”
- “Sen de çalışacaksan aynı saatte masaya oturalım, bence ikimize de iyi gelir.”
Birçok oda arkadaşı, ne istediğini net duyunca şaşırtıcı biçimde uyumlu olabiliyor. Kimse düşünce okuyamıyor; çoğu zaman kimse bilmeden seni rahatsız ediyordur. Anlaşamazsan, yurt yönetimine ya da ilgili birime sessiz saatler ve oda düzeni konusunda neler yapılabildiğini sorabilirsin. Kuralları yurttan yurda değiştiği için burada kesin bir şey söyleyemem.
Yurdun ritmini kendi lehine kullanmak
Her yurdun görünmez bir ritmi var. Belli saatlerde oda boşalıyor, belli saatlerde herkes bir anda dönüyor, geceleri ise başka bir hareketlilik başlıyor. Bu ritmi bir hafta boyunca sadece gözlemlemek bile işe yarayabilir. Dersten sonraki ilk bir saat mi odada en sessiz, yoksa herkes yemekteyken mi? Ya da sabah erken saatler mi sana kalıyor?
Odada kimsenin olmadığı kısa pencereleri “altın saat” diye düşünüp en zor işini oraya koymak mantıklı. Gün içinde dersler arasındaki boşluklar da çoğu zaman gözden kaçıyor. Yurda dönmeden kampüste çalışabileceğin bir buçuk saat, akşam odadaki iki saatten daha verimli olabiliyor.
Bunu yaparken kendini zorlama. Sabah erken kalkmak herkes için kolay değil; gece geç saatler de bazılarının en iyi çalıştığı zaman. Önemli olan, yurdun akışına karşı savaşmak yerine, akışın içindeki boşlukları bulmak.
Odada kalmak zorundaysan
Bazen başka seçenek yok. O zaman amaç mükemmel sessizliği yakalamak değil, odayı olabildiğince sınırlamak:
- Kulaklık: Sözsüz ve sabit bir ses konuşmaların keskinliğini azaltabilir.
- Masa yalnızca ders için: Yemek, telefon ve ilgisiz kâğıtlar masadan kalksın.
- Küçük bloklar: Yirmi beş dakika gibi kısa bir çalışma, hem bitirilebilir hem de kesintilere dayanıklı.
- Telefon uzakta: Yatağın yanına değil, çantanın içine ya da odanın öbür ucuna.
- Kesinti notu: Bölüneceğini varsay ve nerede kaldığını bir satırla yaz, dönüşün kolay olsun.
Kesintiler olacak. Bunları ortadan kaldıramazsan bile, geri dönüşü kolaylaştırabilirsin. DEHB'de odak sürekli sürmüyor; dağılmak normal, geri dönmek bir beceri. Bu becerinin üstüne küçük bir hedefle başla: bu akşam sadece bir blok, sadece bir konu. Fazlası gelirse bonus.
Bir de şunu eklemek istiyorum: Odada çalışamadığın gün, dersin kaybolmuş sayılmıyor. Ertesi gün farklı bir yerde, farklı bir saatte yeniden deneyebilirsin. Yurt hayatı zaten bir sürü küçük deneme ve ayarlamadan oluşuyor.
Kendime not
Yurtta ders çalışamıyor olman, ders çalışmayı bilmediğin anlamına gelmiyor. Bazen sadece yanlış yerde, yanlış saatte, yanlış sesin içinde çalışıyorsundur. Bir yer, bir saat, bir sese denemek bile akşamı değiştirebilir.
Dikkatin ortamı değiştirdiğinde de çok zorlanıyorsa, okulundaki rehberlik ya da psikolojik danışma birimine ya da bir psikiyatriste danışmak sana iyi gelebilir. Bu yükü tek başına taşımak zorunda değilsin.