Pazartesi sabahı dokuzda ders, öğleden sonra dörtte vardiya, akşam yedide teslim edilmesi gereken bir ödev. Takvimine bakıyorsun ve üç ayrı kişi için yaşanmış gibi görünen bir gün görüyorsun. Çalışırken okumak, birçok öğrenci için bir tercihten çok bir gereklilik. DEHB'li biri için ise bu gereklilik, ek bir yük de taşıyor: iki ayrı hayatı tek bir zihinde yönetmek.
Bu yolu yürüyen insanların anlattıklarından ve kendi hayatımdaki benzer yüklerden şunu söyleyebilirim: asıl zorluk çoğu zaman “çok çalışmak” değil, “çok parçalı olmak”. Parçalar arasında kaybolan zaman, unutulan teslimler ve tükenen enerji, kişisel bir eksiklik gibi hissettiriyor ama çoğunlukla yapının sonucu. Bu yazıda, bu yapıyı biraz daha taşınabilir hale getirmenin yollarını konuşmak istiyorum.
Kısaca: Çalışırken okumak, DEHB'li öğrenci için iki ayrı programı ve aralarındaki geçişleri aynı anda yönetmek demek. Haftayı tek bir takvimde görmek, geçiş anları için küçük ritüeller kurmak, yoğun haftaları önceden bilmek ve enerjini hesaba katmak bu yükü hafifletebilir. Zorlandığında yardım istemek bir zayıflık değil.
Çalışırken okumak neden ayrı bir yük?
İş ve okul, iki ayrı kurum ve iki ayrı dil konuşuyor. Birinde müfredat, sınav, ödev var; diğerinde vardiya, görev, müşteri. Her birinin kendi saati, kendi beklentisi, kendi mesajları var. DEHB'li bir beyin için bu iki dünya arasında geçiş yapmak, tek başına küçük bir iş.
Bir de zaman körlüğü var. İş çıkışından ders başlangıcına kadar kaç dakika olduğunu hesaplamak, ulaşım süresini hesaba katmak, yemek yemeyi ve dinlenmeyi sığdırmak... Zaten zor olan planlama, burada iki katına çıkıyor. Üstüne, işte harcadığın enerji derse kalan enerjiyi azaltıyor.
Son olarak, duygusal yük. Biri “ders çalışmıyorsun”, diğeri “işi aksatıyorsun” diye düşündüğünü hissediyorsun, aslında kimse öyle düşünmüyor olsa bile. Bu iki yönlü suçluluk, yorgunluğu daha da ağırlaştırıyor. Tam zamanlı öğrenci olan arkadaşlarınla kendini kıyaslamak da cabası: Onların akşamları boş görünürken seninki dolu. Ama aynı yolu yürümüyorsunuz; senin yolunda daha fazla bileşen var ve bu, senin eksikliğin değil.
Haftayı tek bir haritaya yazmak
İşin takvimi bir yerde, okulun takvimi bir başka yerde yazıyorsa, ikisi arasındaki boşlukları görmek zorlaşıyor. En basit ve çoğu zaman en etkili adım, her şeyi tek bir yerde toplamak: ders saatleri, vardiyalar, ulaşım, yemek, uyku.
Bunu bir kâğıt üzerinde ya da takvim uygulamasında yapabilirsin; hangisi sana daha kolay geliyorsa. Önemli olan, haftayı bir bütün olarak görmek. Şunlara dikkat edebilirsin:
- Sabit blokları önce işle: Dersler ve vardiyalar oynamıyorsa, ilk onları yerleştir.
- Aralarına ulaşım ve tampon ekle: Tek başına on beş dakika gibi görünen geçiş, gerçekte daha uzun sürebilir.
- Ders çalışma saatlerini boş bırakma, ama hepsini de doldurma: Planın içine biraz hava bırak.
- Dinlenmeyi de bir blok olarak yaz: Yazılmayan dinlenme, genellikle ilk feda edilen şey.
Haftanın haritasını çıkardığında bazen sonuç sert olabiliyor: Ders çalışmaya gerçekten ayıracağın saatler beklediğinden az. Bu bilgi acı olabilir ama sürprizden iyi; çünkü artık gerçek sayılara göre karar verebilirsin.
Geçiş anlarını yönetmek
İşten derse, dersten işe geçiş, çoğu zaman günün en kayıp anı. Zihin hâlâ bir önceki rolde kalıyor; yeni role oturmak zaman alıyor. Bu geçişe kasıtlı bir küçük ritüel eklemek yardımcı olabiliyor:
- Kısa bir yürüyüş ya da bir bardak su. Birkaç dakika sadece geçiş için ayrılmış olsun.
- Bir sonraki işin ilk adımını yazmak. “Derse gidince ilk iş: dünkü notları aç.”
- Bir önceki işin kapanışı. İş çıkışında yarım kalanı bir satır not olarak bırakmak, zihnin orada takılı kalmasını azaltıyor.
- Telefonu geçiş sırasında bir köşeye koymak. Bu aralarda sosyal medyaya dalmak, geçişi uzatıyor.
Bunların hepsini yapmak zorunda değilsin. Birini seç, bir hafta boyunca dene ve etkisini gözlemle. Zaman içinde geçişin daha az sürtünmeli hale geldiğini görebilirsin. Ritüelin kendisinden çok, onun bir sınır çizmesi önemli: Bir şey bitti, yeni bir şey başlıyor.
Yoğun haftaları önceden görmek
Çalışırken okumanın en gerilimli anları, vize ve final haftaları ile işin yoğunlaştığı dönemlerin çakışması. Bu çakışmaları dönemin başında öğrenmek, sonradan öğrenmekten çok daha az stresli.
Dönem takvimin çıktığı gün, sınav haftalarını ve büyük teslimleri bir kenara not et. Sonra işini düşün: O haftalarda vardiyaların yoğunluğu değişebilir mi, bir tanıdığınla vardiya değişimi mümkün mü? Bunların cevabı iş yerine ve koşullara göre değişiyor; burada kesin bir kural veremem. Ama önceden konuşmak, çoğu zaman son dakikada çaresiz kalmaktan daha kolay.
Okul tarafında da durum benzer. Eğer sınav ya da devam konusunda bir sıkışıklık hissedersen, üniversitenin öğrenci işlerine ya da danışmanına neler yapılabileceğini sormak, kendini yalnız hissetmemek için iyi bir adım. Kuralları tahmin etmek yerine sormak, DEHB'li bir beyin için hem enerji hem de zaman tasarrufu.
Enerjini hesaba katmak
Çalışırken okuyan biri için en değerli kaynak zaman değil, enerji. İşten çıktıktan sonra aynı zihinsel kalitede ders çalışamayabilirsin; bu bir tembellik değil, bir yorgunluk. Bunu planına dahil etmek gerekiyor.
Mümkünse, en zor ders işini en taze olduğun saate koy. Bazen bu iş öncesi bir sabah saati, bazen bir boş gün. Yorgun olduğun saatlere ise daha hafif işler bırak: notları düzenlemek, okuma listesine göz atmak, bir kaynakça hazırlamak. Her akşam “tam verimle” çalışmayı beklemek yerine, o günkü enerjine göre görevi ayarlamak daha gerçekçi.
Küçük pencereleri de hafife alma. Yolda geçen yirmi dakika, derslerin arasındaki boşluk ya da iş molası, uzun bir çalışma oturumu kadar parlak görünmese de toplamda ciddi bir süre ediyor. Bu pencereler için hazır, küçük görevler bulundurmak işe yarıyor: bir slayta göz atmak, bir kavramı kendi sözlerinle not etmek, bir soruyu işaretlemek. Büyük bir çalışma masası kurmaya gerek kalmadan ilerleme hissini korumana yardımcı olur.
Bir de uyku var. Uykunun planın dışına itildiği her haftanın faturası genellikle ertesi haftaya ödeniyor. Süren uyku sorunların varsa bunu bir doktorla konuşmak, ders programını ayarlamaktan daha kalıcı bir adım olabilir.
Yardım istemek ve sınır koymak
Her şeyi tek başına taşımak zorunda değilsin. İş yerinde esnek bir saat konuşmak, okulda bir danışmana yük durumunu anlatmak ya da arkadaşlarınla ders notlarını paylaşmak yükünü hafifletebilir. Yoğun dönemlerde “hayır” demek de bir beceri: Her ek vardiya ya da etkinlik teklifine evet demek zorunda değilsin.
Yük çok ağırlaşıp seni uzun süre tükettiğini hissediyorsan, bir doktora ya da psikoloğa danışmak iyi gelebilir.
Kendime not
Çalışırken okumak, kimsenin “kolayca” yaptığı bir şey değil. Sen de bir şeyleri unuttuğunda, bir günü kaçırdığında ya da yorulduğunda kendine kızmak yerine, haritaya dönüp bir sonraki adımı küçültebilirsin. Bu iki yük birlikte taşınırken, küçük bir adım bile yeterli bir adım.