Akşam dokuz buçuk. Telefon titriyor: “Herkes burada, gelsene.” Masanda yarım kalmış bir ödev, kafanda “bir saat sonra çıkarım” cümlesi var. Üç dakika sonra ceketini giyiyorsun, ödev masada duruyor. Sosyal hayat ve ders dengesi, DEHB'li öğrenci için çoğunlukla ince ayarlı bir terazi değil, iki uç arasında sallanan bir sarkaç gibi hissettiriyor.
Bir hafta hiç dışarı çıkmadan ders çalışıp yalnızlıktan bunalıyorsun, ertesi hafta sürekli dışarıda olup derslerde geride kalıyorsun. Bu salınım, kendi başına bir karakter sorunu değil. Bu yazıda, sarkacın genişliğini biraz küçültmenin ve ikisini de kendine ait kılmanın yollarını konuşmak istiyorum.
Kısaca: Sosyal hayat ve ders dengesi DEHB'li öğrencide çoğu zaman “ya hep ya hiç” gibi hissettirir, çünkü anlık davetler cazip, plan yapmak ve zamanı hissetmek zordur. Sosyal zamanı da plana yazmak, hayır yerine “şimdi değil” cümleleri kurmak ve sosyal yorgunluğu hesaba katmak sarkacı yatıştırabilir.
Sosyal hayat ve ders dengesi neden bu kadar sallanıyor?
Birkaç şey birleşiyor. İlki, anlık davetlerin gücü. Önünde bekleyen soyut bir ödev ile şu an yaşanan, canlı bir sohbet arasında seçim yapman gerektiğinde, canlı olan çoğu zaman kazanıyor. Bu, ödevin önemsiz olduğu anlamına gelmiyor; sadece soyut olanın, somut olana karşı zayıf kalması.
İkincisi, zamanı hissetmek. “Bir saat uğrarım” cümlesinin üç saate dönüşmesi, çoğu DEHB'li öğrencinin tanıdığı bir deneyim. Eğlenirken zamanın akması başka bir mesele değil; ama sonrasında ders için kalan saatler beklediğinden az oluyor.
Üçüncüsü, ya hep ya hiç düşüncesi. Bir akşam ders çalışamadığında “zaten bozdum” demek ve sonraki günü de sosyal bırakmak, ya da tam tersi, suçluluktan hiç çıkmamak. Bu iki uç, ortadaki küçük ve sürdürülebilir seçenekleri görünmez kılıyor.
Dördüncüsü, kaçırma korkusu. Herkesin bir yerde buluştuğunu, senin ise masada kaldığını düşünmek ağır bir his. Bu his, ders çalışırken bile çalışmayı zorlaştırıyor; kafan ders notlarında ama kalbin başka bir yerde. Kaçırma korkusu çoğunlukla gerçeğin bir parçası: Bir akşam kaçırdığın şey, nadiren hayatını değiştiren bir şey. Ama o anda öyle hissettirmiyor ve bunu kabul etmek, kendine daha nazik davranmanın bir yolu.
“Hayır” yerine “şimdi değil” demek
Her davete evet ya da hayır demek zorunda değilsin; arada başka cevaplar da var. Birkaçını önceden hazır tutmak, anlık karar baskısını hafifletiyor:
- “Şu işi bitirdikten sonra gelirim, saat dokuza kadar.”
- “Bu akşam gelemem ama hafta sonu kahve içelim mi?”
- “Bir saatliğine geleceğim, sonra dönmem lazım.”
- “Çalışırken yanında oturayım mı? Sonra beraber bir şey yeriz.”
Bu cümleler, ilişkini koruyan ama ders zamanını da koruyan seçenekler. Hazır bir cümlen olduğunda, o anda baskı altında karar vermek zorunda kalmıyorsun. Çoğu arkadaş, net bir plan duyunca “peki” demekten memnun oluyor; bunu kişisel bir reddediliş olarak almıyor.
Elbette “bir saatliğine” dedikten sonra gerçekten bir saat kalmak ayrı bir beceri. Bunun için telefonda bir alarm kurmak ya da yanındakilere “saat on bir gibi çıkacağım” demek yardımcı olabiliyor. Açıkça söylemek, seni sorumlu kılan küçük bir sosyal çapa gibi çalışıyor.
Sosyal zamanı da plana yazmak
Sosyal hayat, boşluk dolduran bir şey değil; kendi başına bir ihtiyaç. Onu ders çalışmanın artığına bırakırsan, sürekli aniden gelen davetlerle yarışmak zorunda kalıyorsun. Bunun yerine haftanın taslağına, ders bloklarının yanına sosyal zamanı da yaz.
Mesela, haftada belli bir akşamı arkadaşlarına ayırdığını biliyorsan, diğer akşamlarda “peki ya şimdi gitsem” sorusu daha az güç kazanıyor. Çünkü cevabın zaten var: “Perşembe akşamı var.” Bu, kendine verdiğin bir söz gibi çalışıyor.
Somut bir örnek vereyim: Haftanın iki akşamını ders için, bir akşamını arkadaşlar için, bir akşamını boş bırakıyorsun. Boş akşam, hem planın taşmasını karşılıyor hem de aniden gelen bir daveti kabul etmen için yer açıyor. İşin güzel yanı, boş akşam gelen davet olmadığında dinlenmeye dönüşebiliyor. Bu düzeni birebir uygulamak zorunda değilsin; sadece sosyal zamanın da bir yeri olduğunu görmek yeterli.
Ders blokları için de benzer bir yaklaşım işe yarıyor. Sosyal hayatı korumak için ders çalışmayı çok kısa bloklara bölüp, her bloğun ardından küçük bir sosyal mola vermek bazı öğrencilerde iyi gidiyor. Kimileri için ise tam tersi: uzun bir ders bloğu, ardından tam bir sosyal akşam. İkisini de denemek, hangisinin sana uyduğunu gösteriyor.
Sosyal yorgunluğu hesaba katmak
Sosyal hayatın da bir bedeli var; bu bedel sadece zaman değil, enerji. Kalabalık, hızlı sohbetler, sürekli “uygun cevap” verme çabası, bazı insanları ciddi biçimde yoruyor. Ben de bazı sosyal akşamlardan sonra ertesi gün adeta hiçbir şey yapamayacak kadar dolu hissettiğim dönemler geçirdim.
Bu yüzden büyük bir sosyal etkinliğin ertesi gününe çok yoğun bir ders yüklemek mantıklı olmayabiliyor. Kendi toparlanma ihtiyacını tanımak, planı ona göre kurmak demek. Eğer sosyal ortamlardan sonra çok uzun süre yorgun kalıyorsan ya da bu yorgunluk günlük hayatını bozuyorsa, bir uzmanla konuşmak iyi olabilir.
Sosyal olmak her zaman büyük gruplarda olmak da değil. Bire bir bir kahve, kısa bir yürüyüş, bir arkadaşla sessizce yan yana ders çalışmak da sosyal ihtiyacı karşılıyor. Kendine hangi türün daha iyi geldiğini bulmak önemli.
Ders çalışırken de sosyal olmak
Dengeyi bazen ikisini birleştirerek kurabilirsin. Bir arkadaşınla aynı masada kendi derslerinizi çalışmak, hem yalnızlığı hem de başlama zorluğunu azaltıyor. Konuşmak zorunda değilsiniz; sadece birlikte olmak yeterli. İsterseniz belirli bir süre çalışıp sonra birlikte bir mola verebilirsiniz.
Bu yöntemde önemli olan, işi birbirinize yüklememek. Her biriniz kendi işinde kalıyor, birbirinizi yalnızca kısa bir kontrolle destekliyorsunuz. Hangi arkadaşın bu yönteme uygun olduğunu zamanla anlarsın: bazıları dayanışma sağlıyor, bazıları sohbetle dağıtıyor.
Suçluluk döngüsünü kırmak
Dışarıdayken ders aklına geliyor, ders çalışırken dışarısı aklına geliyor. Her iki durumda da bir yerlerde suçluluk var. Bu döngü, aslında bir seçimin tadını çıkarmayı zorlaştırıyor.
Bir çözüm, kararı bilinçli vermek. Gitmeye karar verdiysen, bunu bir seçim olarak kabul et ve kendini o akşamın içinde bırak. Kalmaya karar verdiysen aynı şekilde. Karar sonrası yeniden tartışmak, hem enerji hem de keyif çalıyor. Yarım yamalak her iki dünyada da bulunmaktansa, birinde tam bulunmak çoğu zaman daha iyi hissettiriyor. Dışarıdayken ders aklına gelirse, telefona kısa bir not düşüp “yarın şuradan başlarım” demek, zihnindeki açık sekmeyi kapatmana yardımcı olabilir. Ders çalışırken dışarısı aklına gelirse de aynı şekilde: “Bu bloktan sonra yazarım” de ve masaya dön.
Kendime not
Sosyal hayat, üniversitenin yan ürünü değil; en az dersler kadar bir parçası. Dersi korumak için sevdiğin insanlardan kopmak zorunda değilsin, sevdiğin insanlarla olmak için de dersi bırakmak zorunda değilsin. Sarkacın genişliği zamanla küçülebilir; küçük ayarlar, bir akşam, bir cümle, bir plan yeterli.