Telefon çalıyor. Ekranda tanımadığım bir numara ya da yakın birinin adı. İçimden hızlı bir “şimdi olmaz” geçiyor ve çalmaya devam etmesini izliyorum. Çağrı bitince önce rahatlıyorum, sonra bir suçluluk dalgası geliyor: Kim aradı, neden aradı, bana geri dönmem gerek.
Bu döngüyü o kadar tanıyorum ki. Telefon görüşmelerinden kaçmak benim için küçük ama sürekli bir yük ve sanırım yalnız değilim. Bu yazıda, DEHB'li biri olarak telefon görüşmelerinden kaçmanın bende ne anlama geldiğini, neden bu kadar zor geldiğini ve bunu kolaylaştırmak için denediklerimi anlatıyorum.
Kısaca: Telefon görüşmeleri plansız kesinti, hızlı cevap ve aynı anda dinleme gerektirdiği için DEHB'li birçok kişiye yorucu gelir. Kaçınmak tembellik değil; çoğu zaman gerginlikten kaçmaktır. Aramaları hazırlıklı yapmak, yazıyla başlamak ve geri dönmeyi küçük adımlara bölmek yükü azaltabilir.
Telefon görüşmelerinden kaçmak neden bu kadar yaygın ve yorucu?
Bunun tek bir sebebi yok, ama kendi gözlemimde birkaç şey öne çıkıyor.
Plansız kesinti. Telefon çaldığında yaptığım şeyi anında bırakmam bekleniyor. Bende bir işten çıkıp başka bir şeye geçmek zaten zor; üstelik bunu hazırlıksız yaparken.
Eş zamanlı iş yükü. Bir telefon görüşmesinde karşımdakini dinliyorum, ne diyeceğimi düşünüyorum, ses tonunu okuyorum, bir yandan da söylemek istediklerimi aklımda tutuyorum. Mesajda bunların hepsi zamana yayılıyor; telefonda aynı anda oluyor.
Anlık düşünme baskısı. Sessizlik olduğunda kendimi doldurmak zorunda hissediyorum. Cevabı bir süre düşünmek istediğimde, hattaki sessizlik beni telaşa sokuyor.
Ne olacağını bilememek. Çağrının konusu, süresi ve tonu belirsiz. Bu belirsizlik, kaygıyı artırıyor.
Unutma korkusu. Görüşmenin ortasında söylemek istediğim bir şeyi unuttuğumda ya da konuşma sonrası ne konuştuğumuzu hatırlayamadığımda, bir daha aranmaktan çekiniyorum.
Tüm bunlar bir araya gelince, telefon bende bir görevden çok bir baskı gibi hissettiriyor.
Kaçınmanın görünmeyen bedeli
Kaçınmak kısa vadede rahatlatıyor. Arama gelince açmıyorum, bir işi halledecekken telefonu bir sonraki güne bırakıyorum. Ama kaçınmanın bedeli birikiyor:
- Geri dönülmeyen aramalar. Her biri zihnimde açık bir sekme gibi duruyor. Ne kadar uzun beklerse, geri dönmek o kadar utandırıcı hâle geliyor.
- Aksayan işler. Randevu almak, bir kurumu aramak, bir şeyi netleştirmek ertelenince, küçük bir iş büyük bir probleme dönüşebiliyor.
- İlişkilerde mesafe. Arkadaşlar ya da aile ilgisizlik olarak algılayabiliyor. Oysa çoğu zaman mesele ilgisizlik değil, telefon çağrısının yükü.
- Sürekli arka plan gerginliği. Telefona her bakışımda “yine biri aramış mı” hissi.
Bu bedelleri görmek, kendime yük bindirmek için değil, kaçınmanın kendi kendini besleyen bir döngü olduğunu anlamak için önemli.
Aramayı başlatmayı kolaylaştıran küçük adımlar
Benim için telefonu “hiç yorulmadan” kullanmak mümkün değil; ama yükünü azaltabiliyorum. İşe yarayan şeylerim:
- Önce yazmak. Bir kişiyi aramak istediğimde önce kısa bir mesaj gönderiyorum: “Müsait misin, seni arayabilir miyim?” Bu, kendi başıma plansız çağrıyı hazırlıklı bir görüşmeye çeviriyor.
- Kâğıda üç satır yazmak. Söylemek istediklerimi anahtar kelimelerle not ediyorum. Konuşurken unutursam gözüm kâğıda gidiyor.
- İlk cümleyi hazırlamak. “Merhaba, ben … hakkında arıyorum.” İlk cümle hazırsa gerisi daha rahat geliyor.
- Saat belirlemek. Arayacağım şeyi günün belli bir saatine koyuyorum ve o saatte başka bir şey planlamıyorum. Kendime “şimdi arama zamanı” diyorum.
- Küçük başlangıç ritüeli. Bir bardak su alıyor, derin bir nefes alıyor ve numarayı çeviriyorum. Başlamadan önce küçük bir hazırlık, başlamayı kolaylaştırıyor.
- Sonrasını da planlamak. Görüşmenin sonunda bir not almak, bir sonraki adımı kâğıda yazmak. Böylece ne konuştuğumuzu unutma riski azalıyor.
Bunları her seferinde uygulamıyorum. Ama uyguladığımda arama, bir dağ yerine küçük bir tepe gibi görünüyor.
Birikmiş aramaları nasıl topluyorum?
Geri dönmediğim aramalar birikince, hepsine birden bakmak neredeyse imkânsız geliyor. Burada bir kural koydum: birikmiş aramaları tek bir listede toplamak. Telefonun arama geçmişine ya da zihnime bırakmıyorum; kâğıda isimleri ve ne için aradıklarını yazıyorum.
Ardından listeyi üç gruba ayırıyorum: bugün cevaplanması gerekenler, bu hafta cevaplanabilecekler ve mesajla da halledilebilecekler. Çoğu zaman çoğu üçüncü gruba giriyor. Kısa bir mesajla “Geç döndüğüm için kusura bakma, söylediğin konuyu konuşabilir miyiz?” demek yeterli oluyor.
Listede en çok korktuğum, çoğu zaman en uzun süredir bekleyen arama. Onu en başa koymak yerine, önce kolay olanlardan başlıyorum. Üç dört aramayı kapattığımda, zor olan da daha küçük görünüyor. Zor olanı yazmak ve bir saate bağlamak, onu aklımda sürekli çalan bir alarmdan çıkarıp kâğıda taşıyor.
Geç dönmenin utancı konusunda da kendime şunu hatırlatıyorum: çoğu insan geç dönen bir aramaya kızmıyor, hatta sevinebiliyor. Utancı büyüten şey çoğu zaman gecikmenin kendisinden çok, iç sesimin bunu nasıl yorumladığı.
Çalan telefonlarla başa çıkmak
Başımıza gelen aramalar için ayrı bir yol gerekiyor, çünkü hazırlık için zaman yok.
- Çalarken açmak zorunda değilim. Meşgulsem ve açmak istemiyorsam, geri arama için bir zaman belirleyebilirim. Mesaj atıp “şu an konuşamıyorum, akşam arayabilirim” demek kimseyi incitmiyor.
- Sessize almak. Bildirimler sürekli bölüyorsa, telefonu belli saatlerde sessize alıp kendime sakin saatler yaratıyorum.
- Sesli mesajı dinlemek. Ya da kısa bir mesaj beklemek. Bazı insanlar zaten mesajla yazıyor; yoksa ben aynı şekilde yazılı olarak dönüş yapabiliyorum.
- Geri dönüşü hemen yapmak. Aramaya yarım saat içinde, zihnim hâlâ hatırlıyorken dönmek, bir hafta sonra dönmekten çok daha kolay.
Karşımdaki beni nasıl görüyor?
Arayıp cevap vermeyen biri olarak ilgisiz görünmekten çekiniyorum. Bu yüzden yakın birkaç kişiye şunu söylemeye başladım: “Telefonda konuşmak bana zor geliyor, ama sana yazarım ve sen de yazarsan sevinirim.” Bazıları bunu hemen anladı, bazıları ise telefonla iletişim kurmaya devam etti. İkisi de normal.
Bir yakınınla ilişkini yalnızca telefon üzerinden sürdürmek gerekmiyor. Sesli mesaj, kısa bir yazı ya da görüntülü görüşme gibi seçenekler de olabilir. Sana uyan bir yol bulmak ilişkini zayıflatmıyor, sürdürülebilir kılıyor.
Resmî ya da önemli aramalarda ise tersine, açık konuşmak işe yarıyor. “Telefonda not almam gerekiyor, birkaç saniye bekleyebilir misiniz?” gibi cümleler çok normal ve karşı taraf genelde sabırla karşılıyor.
Çok ağır bir yük hâline geldiyse
Eğer telefon korkusu ya da kaçınma önemli randevuları, işi, ilişkileri sürekli aksatıyorsa, ya da çalan telefonu duyunca yoğun bir panik ya da bunaltı hissediyorsan, bunu yalnız taşımak zorunda değilsin. Bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak, kaçınmanın altında ne olduğunu anlamana yardımcı olabilir. Bu, bir zayıflık değil; kendine kolaylık sağlamanın bir yolu.
Kendime not
Telefon görüşmelerinden kaçmak benim ilgisizliğimi göstermiyor; yorulduğum, yetişemediğim ve hazır olmadığım anların bir yansıması. Kendime nazik olmak ve kendime araçlar vermek, bu kaçınmayı kırmanın yolu.
Bugün sadece bir tane küçük adım seç: geri dönmediğin bir mesaja kısa bir cevap, ya da bir aramayı yarına saatiyle ertelemek. Telefon ağır gelebilir; ama tek tek adımlar, o ağırlığı bölüyor.