Planları son anda iptal etmek: DEHB'de suçluluk ve yorgunluk

Evet dedim ama o gün gelince gidemedim. DEHB'de planları son anda iptal etmenin nedenlerini, karşı tarafın hislerini ve kırıcı olmayan yolları konuşuyoruz.

· · 5 dk okuma

Mesaj yazmak için telefonu üçüncü kez elime aldım. “Bugün gelemeyeceğim, çok özür dilerim.” Yazdım, sildim, tekrar yazdım. Buluşmaya iki saat vardı. Bir hafta önce evet demiştim, hatta sevinmiştim. Şimdi ise ayakkabılarımı giymek bile imkânsız görünüyordu.

Planları son anda iptal etmek, benim için utançla karışık bir deneyim. Sevdiğim insanları kırmak istemiyorum, ama bazen o gün geldiğinde gidemiyorum. Bu yazıda DEHB'li biri olarak bunun neden olduğunu, karşı tarafın nasıl hissedebileceğini ve bu döngüyü daha az zarar verici hâle getirmek için denediklerimi anlatıyorum.

Kısaca: Plan yapıldığı anda geleceğin enerjisini tahmin etmek zor, o gün geldiğinde ise geçiş ve yorgunluk plana ağır bastırabilir. Son anda iptal etmek, çoğu zaman sevmemek değil; ama karşı tarafı kırabilir. Gerçekçi evet demek, erken haber vermek ve yeni bir zaman önermek hem seni hem arkadaşlığı korur.

Planları son anda iptal etmek: neden evet deyip sonra gidemiyorum?

Planı yaptığım gün zihnim sakin ve iyimser. Takvimde o gün boş görünüyor, enerjim yerinde, insanları özlemişim. “Tabii, çok güzel olur” diyorum ve bunu gerçekten kastediyorum. Sorun, o günün gelmiş hâlini hayal edememekte.

Bende birkaç şey birbirine karışıyor:

  • Zaman körlüğü. Bir haftalık mesafe, soyut ve uzak. O gün yapacağım diğer işleri, yol süresini ve hazırlanma zamanını hesaba katmıyorum.
  • Enerji tahmininin zorluğu. Bugün iyi hissediyorum diye yedi gün sonra da iyi hissedeceğimi sanıyorum. Oysa o gün yorgun, dağınık ya da bunalmış olabilirim.
  • Geçiş yükü. Evden çıkmak, hazırlanmak, bir ortama girmek, bunlar peş peşe geçişler ve her biri küçük bir bariyer.
  • Hoş olanın bile çaba istemesi. Sevdiğim bir şeye gitmek bile enerji harcıyor. Bazen enerjim, o plana yetmiyor.
  • Evet demenin kolaylığı. O an kimseyi hayal kırıklığına uğratmamak için evet diyorum. Bedelini sonra ödüyorum.

Bunların hiçbiri “umursamıyorum” anlamına gelmiyor. Aksine çoğu zaman çok önemsiyorum ve iptal ettikten sonra bunu aylarca kafamda çiğniyorum.

İptalin karşı tarafta bıraktığı his

Kendi tarafımı anlatmak kadar, karşımdakinin tarafını da düşünmek istiyorum. Çünkü niyetim ne olursa olsun, etkisi var.

Birine bir şey için zaman ayırıp hazırlanmışken, son anda iptal edildiğini hayal edince şunları hissedebileceğini görüyorum: değersiz hissetmek, bir yedek olmak, planlarının boşa gitmesi, hatta “beni sevmiyor mu” sorusu. Tek bir iptal bunu yaratmayabilir; ama tekrarlanırsa güvene dönüşen bir kırgınlık oluşabilir.

Bu yüzden iptal etmek benim için sadece bir lojistik mesele değil, bir ilişki meselesi. Ve bu benim sorumluluğum. Suçluluk duymak bir şey çözmüyor; ama etkiyi fark edip ona göre davranmak çözüyor.

İptal etme olasılığını azaltmak

Tamamen engelleyemiyorum, ama azaltabiliyorum. İşe yarayan birkaç değişiklik:

  1. Gerçekçi evet. Hemen cevap vermek yerine “takvimime bakıp haber vereyim” diyorum. Kendime bir saat tanımak bile, ağzımdan çıkan bir evetin sağlam olmasını sağlıyor.
  2. Plan sayısını sınırlamak. Bir hafta içinde üç dört buluşma yerine bir ya da ikisini seçiyorum. Daha az plan, daha çok yerine getirilen plan demek.
  3. Aralara boşluk koymak. Peş peşe iki plan yapmamak. Bir yoğun günün ertesine yeni bir şey koymamak.
  4. Plana yakın bir hatırlatma. Buluşmadan bir gün önce kendime hatırlatıcı kurmak ve hazırlıkları önceden yapmak. Giyilecek kıyafeti, gidilecek yolu, kısa notlar.
  5. Dönüşü planlamak. “İki saat kalıp çıkabilirim” diye önceden düşünmek. Çıkış yolu olduğunu bilmek, girmeyi kolaylaştırıyor.
  6. Beklentiyi önceden söylemek. “Çok isterim ama son dakikada enerjim düşebilir, o zaman hemen haber veririm” gibi bir cümle, hem benim hem karşı tarafın yükünü azaltıyor.

Yine de iptal etmem gerekirse

Bazen hazırlığım bile yetmiyor ve gerçekten gidemiyorum. O zaman nasıl iptal ettiğim çok önemli. Benim izlediğim kurallar şöyle:

  • Erken haber vermek. Fark ettiğim an yazıyorum. Son dakikayı beklemek, hem benim gerginliğimi artırıyor hem karşı tarafın yükünü büyütüyor.
  • Kısa ve içten yazmak. Uzun bir mazeret listesi yerine: “Bugün gelemeyeceğim, çok üzgünüm. Seni görmeyi çok istiyordum.”
  • Yalan söylememek. Uydurma bir bahane kısa vadede kolay, ama uzun vadede güveni zedeliyor. “Bugün çok yorgunum, kendimi toplayamadım” demek bazen tam doğru ve yeterli.
  • Yeni bir zaman önermek. “Önümüzdeki hafta çarşamba ya da perşembe olur mu?” Bu, iptalin reddetmek olmadığını gösteriyor.
  • Telafiyi küçük tutmak. Büyük sözler vermek yerine küçük ve yapılabilir bir şey: kısa bir arama, bir mesaj.

Ve iptal ettikten sonra kendime yüklenmemek. Kendimi cezalandırdığımda, bir sonraki sefer iptal etmeyi daha da gizlemeye başlıyorum; açıkça konuşabilmek ise daha sağlıklı.

İptalden sonraki suçluluk döngüsü

İptal mesajını gönderdikten sonra rahatlıyorum, ama bu rahatlama çok kısa sürüyor. Birkaç dakika sonra suçluluk geliyor: “Ne düşünüyordur, yine mi yaptım, bir daha beni çağırır mı?” Bu düşünceler akşamı götürüyor ve ertesi gün o arkadaşa yazmayı da zorlaştırıyor.

Bu döngünün en sinsi yanı şu: suçluluk arttıkça, onunla yüzleşmek de zorlaşıyor. Mesaj yazmayı erteliyorum, ertelediğim için daha da kötü hissediyorum ve sonunda sessizlik ilişkinin kendisini zedeliyor. Yani iptalden çok, iptalden sonraki sessizlik zarar verebiliyor.

Bunu kırmak için küçük bir kural koydum: iptal mesajından sonra aynı gün, kısa bir ikinci mesaj yazmak. “Gelemedim, ama aklımda. Haftaya bir kahve içelim mi?” Bu kadar. Suçluluğu büyütmek yerine ilişkiyi açık tutuyor. Ve çoğu zaman karşıdan gelen cevap, kafamda kurduğum tepkiden çok daha yumuşak oluyor.

Arkadaşlarıma ne söylüyorum?

Yakın arkadaşlarımla bu konuyu önceden konuşmak çok yardımcı oldu. Bazen iptallerimin kişisel olmadığını açıklayan bir cümle yetiyor:

“Plan yaptığımda bazen o günkü enerjimi tahmin edemiyorum. İptal edersem seni sevmediğimden ya da önemsemediğimden değil, bunu bilmeni isterim.”

Bu cümleden sonra bazı arkadaşlarım anlayışla karşıladı. Kimisi de bunun yine de zor olduğunu söyledi ve bu da haklı bir tepki. Anlayış ile alışmak aynı şey değil; karşı tarafın hâlâ hayal kırıklığı yaşama hakkı var. İkisini bir arada tutmaya çalışıyorum.

Sürekli iptal etmek bir şeyin sinyali olabilir mi?

Zaman zaman iptal etmek bir şey; ama hemen hemen hiçbir plana gidemiyorsam, sevdiğim şeylere bile isteğim kalmadıysa ya da insanlardan sürekli uzaklaşıyorsam, bu başka bir şeyin işareti olabilir. Yorgunluk, kaygı, düşük ruh hâli ya da başka bir neden olabilir. Bu durumlarda bir psikolog ya da psikiyatristle konuşmak çok anlamlı. İsteksizlik uzun sürdüyse bunu kendi kusurunmuş gibi okumamak önemli.

Kendime not

Planları son anda iptal etmek, bende bir karakter kusuru değil, bir enerji ve geçiş meselesi. Ama bu, etkisini görmezden gelebileceğim anlamına gelmiyor. Hem kendime hem sevdiklerime dürüst olmak, evet demeden önce biraz durmak ve gerekirse erken söylemek bana yol gösteriyor.

Bir sonraki plana evet demeden önce kendine tek bir soru sorabilirsin: “O günün sabahında bu plana gerçekten gidebilir miyim?” Cevap belirsizse, belirsiz kalabilir; ve bunu söylemek bile bir nezaket.

Sık sorulanlar

DEHB'li biri neden planları son anda iptal eder?

Plan yapıldığı anda enerjini ve günün nasıl geçeceğini gerçekçi tahmin etmek zor olabilir. Zaman körlüğü, geçiş zorluğu ve yorgunluk birleşince, o gün geldiğinde plan çok ağır gelebilir. Bu, çoğu zaman sevmemekle ilgili değildir.

Son anda iptal etmek arkadaşlıklarıma zarar verir mi?

Sık tekrarlanırsa karşı taraf kendini önemsiz hissedebilir. Erken haber vermek, nedenini kısaca açıklamak ve yeni bir zaman önermek ilişkiyi korumaya yardımcı olur.

Hiçbir plana gidemiyorsam ve içimden hiçbir şey gelmiyorsa ne yapmalıyım?

Uzun süren isteksizlik, her şeyden uzak durma ya da düşük ruh hali varsa bir psikolog veya psikiyatristle konuşmak önemli olur. Bu, sadece DEHB'den kaynaklanmayabilir ve destek almak yük hafifletir.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir