Gün boyunca bunu bekledim. Arkadaşlarımla buluşacağım, sevdiğim insanlar. Masaya oturduğumda ise ilk on dakika harika geçti, sonra bir noktada sohbet üç ayrı yöne dağıldı. Biri bir hikâye anlatıyor, öbür uçta başka biri bir şey soruyor, yan tarafta iki kişi kendi aralarında gülüyor. Ben ise neyi dinleyeceğimi bilemeden bir anda kendimi sohbetin dışında buluyordum.
Bire bir görüşmelerde rahatım. Ama arkadaş grubunda, özellikle üç dört kişiyi aştığında, kaybolabiliyorum. Bu yazıda arkadaş grubunda DEHB'nin bana nasıl göründüğünü ve bu zorlukla nasıl yaşamayı öğrendiğimi anlatıyorum. Uzman değilim; sadece kendi gözlemlerim ve denediklerim.
Kısaca: Arkadaş grubunda aynı anda birçok konuşma ve uyaran olduğu için DEHB'li biri konuşmayı takip etmekte, sırasını yakalamakta ve enerjisini korumakta zorlanabilir. Bu bir ilgisizlik değil. Grubu küçük parçalara bölmek, ortamı seçmek, mesajları yönetmek ve yakın birine açıkça söylemek kalabalıkta var olmayı kolaylaştırıyor.
Arkadaş grubunda DEHB: neden bire bir kadar rahat olamıyorum?
Bire bir bir sohbette tek bir kişiyi dinliyorum, tek bir konuyu takip ediyorum. Zihnim bu kadarına yetişebiliyor. Grupta ise aynı anda birçok şey oluyor: farklı sesler, yan konuşmalar, ortamın gürültüsü, kimin ne dediği, benim ne zaman konuşacağım.
Bu karmaşada birkaç şey yaşıyorum:
- Konuşmanın akışını kaybetmek. Bir konu geçip gidiyor, ben hâlâ bir önceki cümleyle uğraşıyorum.
- Sıra bekleyememek. Aklıma bir şey geldiğinde söylemek istiyorum, ama bekleyince unutuyorum; söyleyince de bazen birinin sözünü kesmiş oluyorum.
- Dalıp gitmek. Kendi düşüncelerime ya da ortamdaki başka bir uyarana kayıyorum, sonra döndüğümde sohbet çoktan ilerlemiş oluyor.
- Hızlı yorulmak. Grup ortamı beni bire bire göre çok daha hızlı tüketiyor.
Bunların hiçbiri arkadaşlarımı sevmediğim anlamına gelmiyor. Sadece zihnimin o ortamda daha çok çalışması gerektiği anlamına geliyor.
Grupta kendimi nasıl hissediyorum?
Dürüst olmam gerekirse, bazen yalnızlık hissediyorum. Kalabalığın tam ortasında olup içeride olmamak gibi bir his. Herkes sanki aynı şakaya gülüyor ve ben o şakanın başını kaçırmış oluyorum.
Bazen de fazla görünür oluyorum. Heyecanlandığımda yüksek sesle konuşuyorum, bir konuya çok kapılıyorum ve sonra “fazla mıydım” diye düşünüyorum. İki uç arasında gidip geliyorum: ya sessizce kayboluyorum ya da gereğinden fazla ortadayım.
Bu duygular çok yaygın. DEHB'li pek çok yetişkin grup ortamlarında benzer şeyleri anlatıyor. Bunu bilmek, tek başıma olmadığımı hatırlatıyor.
Bende işe yarayan küçük düzenler
Hiçbiri sihirli değil, ama bende fark yarattılar:
- Mekânı seçmek. Gürültülü bir mekânda sohbeti takip etmek çok zor. Mümkünse sessizce konuşulabilen, müziğin düşük olduğu yerleri öneriyorum. Böyle bir yeri seçmek bana kolaylık sağlıyor ve açıkçası çoğu arkadaşıma da.
- Oturma yerime dikkat etmek. Masanın ucunda ya da ortasında oturmak bende çok farklı hissettiriyor. Duvara yakın, birkaç kişiyi rahat görebildiğim bir yer daha iyi geliyor.
- Grubu küçük parçalara bölmek. Sohbet dağıldığında yanımdaki bir ya da iki kişiyle derinleşmeye bırakıyorum. Büyük sohbetin her cümlesini yakalamak zorunda değilim.
- Kısa notlar almak. Aklıma bir şey geldiğinde unutacağım korkusuyla sürekli konuşmak yerine, zihnimde ya da telefonda bir anahtar kelime tutuyorum. Böylece sıramı beklemek daha kolay oluyor.
- Süreyi belirlemek. Baştan “iki saat kalacağım” diye düşünmek, enerjimi dağıtmama yardımcı oluyor. Gerekirse erken çıkmak da tamam.
- Ara vermek. Banyoya ya da dışarı çıkıp kısa bir nefes almak. Beş dakikalık sessizlik, bir saat daha kalabilmemi sağlayabiliyor.
Planı kimin yaptığı önemli
Grup buluşmalarının bir de organizasyon yönü var. Kim yer bulacak, kim saat belirleyecek, kim herkese haber verecek. Bu işi üstlendiğimde zorlanıyorum, çünkü birçok kişinin cevabını takip etmek, uygun bir saat bulmak ve sonra hatırlatmak bende epey yük oluşturuyor. Üstlenmediğimde ise bazen planın hiç yapılmadığını görüyorum.
Bunun için bazen dürüstçe iş bölümü öneriyorum: “Yeri ben bulayım, saati başka biri ayarlasın.” Her şeyi tek başıma üstlenmiyorum, her şeyi tamamen başkasına da bırakmıyorum. Böylece hem gruba katkıda bulunuyorum hem kendimi aşırı yüklenmiş hissetmiyorum.
Grup sohbetinin gürültüsü
Bugünün arkadaş gruplarının bir de mesaj tarafı var. Gün boyu akan grup sohbetleri bende ayrı bir yük. Yüzlerce mesaj, ben bir yere baktığımda çoktan ilerlemiş oluyor. Önemli bir şey kaybolabiliyor, bir buluşma planını kaçırabiliyorum.
Bunun için şöyle bir düzenim var:
- Bildirimleri sessize almak. Her mesajda dikkat dağıtmasın diye. Günün bir ya da iki saatinde bakıyorum.
- Önemli şeyleri işaretlemek. Tarih, saat ve yer bilgisi geçen mesajı hemen takvime geçiriyorum.
- Yakın bir arkadaşıma güvenmek. “Benim ilgilendiren bir şey olursa bana ayrıca yazar mısın?” diyebileceğim bir kişi.
- Gerektiğinde dürüst olmak. “Mesajlara yetişemedim, plan ne oldu?” demek, hiç cevap vermemekten çok daha iyi.
Mesajlara geç dönmekle ilgili başka bir yazıda daha ayrıntılı anlattığım için burada kısa tutuyorum.
Arkadaşlarıma nasıl anlatıyorum?
Herkese DEHB'yi anlatmak zorunda değilim. Ama yakın arkadaşlarımdan bir iki kişiye açık olmak işimi kolaylaştırdı. Çoğu zaman uzun bir açıklamaya gerek yok. Şunun gibi bir cümle yetiyor:
“Kalabalık ortamlarda bazen dalıyorum ya da sohbeti takip etmekte zorlanıyorum. Bir şey kaçırırsam beni uyarırsan çok iyi olur.”
Bu cümleden sonra bazı arkadaşlarım gerçekten yardımcı oluyor: bir şakayı açıklıyor, bir konuyu özetliyor ya da bir sohbette bana söz bırakıyor. Hepsi böyle tepki vermiyor, ama bu sorun değil. İhtiyaç duyduğum insanlar kendini gösteriyor.
Gruptaki etiketler
Arkadaş gruplarında herkesin bir rolü oluyor: şakacı, organizatör, sakin olan, hep geç kalan. DEHB'li olduğumda bu roller bazen bana kendiliğinden yapışıyor. “Hep dağınık olan”, “hep unutan”, “hep geç gelen”. Başta çok hafif geçiyor, birkaç yıl sonra ise bir etikete dönüşüyor.
Bu etiketlerin bir kısmı şirin olabilir ve bazıları gerçekten doğru. Ama bazen de beni küçülttüğünü hissediyorum. Her geç kalışım gruptan bir espriyle karşılandığında, kendi çabamı görmeyen bir tarafa sıkışıyorum.
Bu durumda kendime iki yol açtım. Birincisi, gerçekten değiştirmek istediğim bir şeyi sessizce düzeltmek: buluşmaya on dakika erken çıkmak, hatırlatıcı kurmak. İkincisi, etiketten rahatsızsam bunu nazikçe söylemek: “Geç kalmam konusunda şaka yapmanız bazen biraz ağır geliyor, kırmak istemem ama bilmenizi isterim.” Bu cümleyi söylemek kolay olmadı, ama söylediğim arkadaşlarımın çoğu özenle karşıladı.
Bazen grup bana uygun olmuyor
Bunu da söylemem gerekiyor: bazı gruplar bende çok yorucu oluyor ve bu, benim hatam değil. Bazı grupta sürekli hızlı şakalar, üst üste konuşmalar ya da baskı hâkim olabiliyor. O ortamlarda kendimi sürekli savunmada hissediyorsam, o gruba ne kadar ve nasıl katılmak istediğimi yeniden düşünebilirim.
Kimi zaman bir grubun yerine, tek tek arkadaşlıklarla ilerlemek benim için daha doğru oluyor. Bu bir sosyal başarısızlık değil; hangi ortamda daha iyi olduğumu bilmek. Gruplara tamamen kapanmak istemiyorsan, küçük ve daha yavaş bir grup seçmek de bir yol olabilir.
Son söz
Arkadaş grubunda var olmak benim için hâlâ bir denge: ne kendimi kapatmak ne de kendimi tüketmek. Zorlandığım yerleri bilmek, ona göre ortam ve süre seçmek, yakın bir iki kişiye açılmak bana çok yardımcı oldu.
Bir dahaki buluşmada sana uygun tek bir şeyi deneyebilirsin: oturma yerini seçmek, kısa bir mola vermek ya da bir arkadaşına “bugün biraz kalabalıkta zorlanabilirim” demek. Küçük, ama fark ettiriyor.