“Bir dakika, bir şey diyeceğim...” Bu cümle bende neredeyse refleks. Karşımdaki daha cümlesinin ortasındayken, aklıma bir şey gelir ve o şey göğsümde bir balon gibi şişmeye başlar. Söylemezsem patlayacak gibi. Söylerim. Ve sonra karşımdakinin yüzünde o küçük sönme anını görürüm.
Sürekli söz kesiyorum ve bunu bilmek beni çok uzun süre utandırdı. Kaba olmak istemiyorum. Karşımdakini dinlemek istiyorum, hem de çok. Ama heyecanım, dikkatim ve aklımdakini kaybetme korkum bazen benden hızlı davranıyor. Bu yazıda söz kesmenin bende nasıl işlediğini ve ilişkilerimi daha az yoran yolları paylaşıyorum.
Kısaca: DEHB'de söz kesmek çoğu zaman saygısızlıktan değil; dürtüsellikten, heyecandan ve aklındaki fikri kaybetme korkusundan kaynaklanır. Fikri kısa bir notla tutmak, cümlenin bitmesini beklemek ve kestiğinde sözü sade bir şekilde geri vermek bu alışkanlığı yumuşatır. Yakınlarınla küçük bir işaret anlaşması yapmak da işe yarayabilir.
Neden sürekli söz kesiyorum?
Bu soruyu kendime çok sordum ve tek bir cevap bulamadım. Daha çok, iç içe geçmiş birkaç sebep var gibi:
- Fikri tutamama korkusu. Aklıma gelen şeyi o an söylemezsem birkaç saniye içinde kaybolacağını biliyorum. Çünkü çoğu zaman gerçekten kayboluyor. Bu yüzden söz kesmek bana bir kurtarma operasyonu gibi geliyor.
- Dürtüsellik. Düşünce ile söz arasında bende çok kısa bir mesafe var. Bazen cümle ağzımdan çıktıktan sonra söylediğimi fark ediyorum.
- Heyecan ve bağ kurma isteği. Karşımdaki ilginç bir şey anlattığında ben de katılmak, “Aynı şeyi ben de yaşadım!” demek istiyorum. Niyetim yakınlık kurmak ama sonuç tam tersi olabiliyor.
- Bekleme zorluğu. Uzun ve yavaş anlatılan bir hikâyede zihnim sonunu tahmin edip ileri koşuyor. Cümleyi karşımdakinin yerine tamamlamak isteği buradan geliyor.
- Sessizlikten huzursuzluk. Konuşmada küçük bir boşluk olduğunda onu hemen doldurmak istiyorum, karşımdakinin aslında düşünmek için durduğunu fark etmeden.
Bunları yazmak bir mazeret listesi çıkarmak için değil. Ama nedenlerini anladığımda, neye müdahale edebileceğimi de daha iyi görüyorum. Fikri kaybetme korkusu için bir şey yapabilirim, heyecan için başka bir şey.
DEHB'de söz kesmenin dürtüsellikle ilişkili olabildiği genel olarak biliniyor. Ama herkes için aynı değil ve söz kesen herkes DEHB'li de değil. Kendinde bu örüntüyü güçlü biçimde görüyorsan ve hayatını başka açılardan da etkileyen belirtiler varsa, bir psikiyatristle konuşmak sana netlik verebilir.
Karşımdakine nasıl görünüyor?
Bunu en net, birinin bana nazikçe söylediği bir cümleyle anladım: “Sen konuşurken ben hiç bitiremiyorum.” Benim için heyecanlı bir sohbet olan şey, onun için hiç sözünü tamamlayamadığı bir konuşmaydı.
Söz kesmenin karşı tarafa gönderebileceği mesajlar şunlar olabiliyor:
- Seni dinlemiyorum.
- Benim söyleyeceğim şey seninkinden daha önemli.
- Ne diyeceğini zaten biliyorum.
- Bu konuşma benimle ilgili.
Benim niyetim bunların hiçbiri değil. Ama karşımdakinin hissettiği şey, niyetimden bağımsız olarak gerçek. Özellikle bir grup içinde söz kestiğimde, konuşmanın merkezini istemeden kendime çekebiliyorum. Daha sessiz insanlar bu durumda hiç konuşamadan sohbetten çıkabiliyor ve bu bana sonradan çok dokunuyor.
Bağlam da önemli. Aynı söz kesme, iki yakın arkadaş arasındaki coşkulu bir sohbette neredeyse fark edilmeyebilir; bir iş toplantısında ise beni dinlemeyi bilmeyen biri gibi gösterebilir. Bazı evlerde herkes birbirinin sözünü keser ve bu bir sıcaklık işaretidir; bazılarında ise ciddi bir saygısızlık sayılır. Bulunduğum ortamın yazısız kurallarını gözlemlemek, nerede daha dikkatli olmam gerektiğini anlamama yardım etti.
Bir de şu var: Karşımdaki zaten konuşmakta zorlanan biriyse ya da kırılgan bir şey anlatıyorsa, söz kesmenin etkisi çok daha büyük oluyor. Böyle anlarda kendime bilerek fazladan bir sessizlik payı bırakıyorum. O birkaç saniyelik boşluk, bazen karşımdakinin asıl söylemek istediği şeyi söyleyebilmesi için gereken alan oluyor.
Fikri kaybetmeden beklemek: denediklerim
Söz kesmeyi tamamen bırakmak gibi bir hedefim yok, çünkü bu bana gerçekçi gelmiyor. Ama azaltmak mümkün. Benim denediğim ve kısmen işe yarayan yollar şunlar:
- Fikri dışarıya park etmek. Konuşma ortamına uygunsa telefonuma ya da bir kâğıda tek bir kelime yazıyorum. O kelime fikrin kancası oluyor ve sıram gelince oradan çekip alıyorum. İlk başta tuhaf geldi ama karşımdakine “Unutmamak için not alıyorum” deyince çok anlayışla karşılandı.
- Parmağımla tutmak. Not almanın uygun olmadığı anlarda, aklımdaki fikre bir parmak ayırıyormuşum gibi hafifçe dokunuyorum. Komik ama bedensel bir hatırlatıcı olarak işe yarıyor.
- Cümlenin sonunu beklemek. Karşımdakinin sesinin düştüğü, cümlenin gerçekten bittiği anı dinlemeye çalışıyorum. Kendime içimden küçük bir “bekle” diyorum.
- Soruyla dönmek. Aklıma gelen şeyi söylemek yerine, karşımdakinin anlattığına dair bir soru sormak. Bu hem heyecanımı bir yere aktarıyor hem de konuşmayı onda tutuyor.
- Fikrin bir kısmını bırakmak. Bazen aklıma gelen şeyi hiç söylemiyorum ve bunun bir kayıp olmadığını kendime hatırlatıyorum. Her düşüncenin dile gelmesi gerekmiyor.
Bunların hepsini her konuşmada yapamıyorum. Yorgun olduğumda ya da çok heyecanlandığımda hâlâ kaçırıyorum. Ama bir konuşmada iki kez değil de bir kez söz kesmek bile, karşımdakinin deneyimini değiştiriyor.
Söz kestiğini fark ettiğinde ne yapmalı?
Eskiden söz kestiğimi fark ettiğimde ya hiçbir şey olmamış gibi devam ederdim ya da uzun uzun özür dilerdim. İkisi de iyi değildi. Birincisi karşımdakini görmezden geliyordu, ikincisi ise konuşmayı yine bana çeviriyordu.
Şimdi daha kısa bir yol kullanıyorum: “Pardon, sözünü kestim. Ne diyordun?” Bu kadar. Sözü geri vermek, onu dinlemek istediğimi gösteriyor. Uzun bir özür ise karşımdakini beni rahatlatmak zorunda bırakıyor.
Bazen konuşma bittikten sonra da dönüyorum: “Az önce birkaç kez sözünü kestim, farkındayım. Anlattığın şey bana gerçekten önemliydi.” Bu küçük cümle, konuşma sırasında kaçırdığım özeni sonradan da olsa geri getiriyor.
Yakınlarla küçük bir anlaşma
Yakın çevremle bu konuyu açıkça konuşmak işimi çok kolaylaştırdı. Onlara şunu söyledim: “Sözünü kestiğimde bu seni önemsemediğim için değil, ama yine de rahatsız ettiğini biliyorum. Böyle bir an olursa bana hatırlatabilirsin.”
Bazılarıyla küçük bir işaret üzerinde anlaştık. Elini hafifçe kaldırmak ya da sadece adımı söylemek gibi. Bu işaret beni utandırmak için değil, beni nazikçe geri çağırmak için var. Bu anlaşmanın güzel yanı, karşımdakine de söz hakkı vermesi. Artık sadece katlanmak zorunda değil, bir şey yapabileceğini biliyor.
Görüntülü görüşmelerde ve kalabalık toplantılarda durum biraz daha zor, çünkü sesler üst üste binince söz kesmek daha da kolaylaşıyor. Orada da not almak ve sıramı beklemek için el kaldırma özelliğini kullanmak işime yarıyor.
Kendime not
Heyecanım benim bir parçam ve ondan utanmak istemiyorum. Bir konuya bu kadar kolay tutuşabilmek bazen güzel bir şey. Ama heyecanımın başkasının sesini bastırmasını da istemiyorum.
Bu yüzden kendime şunu hatırlatıyorum: Fikrim kaybolsa bile dünya yıkılmaz. Karşımdakinin cümlesini bitirmesine izin vermek, ona verebileceğim en basit ama en değerli hediyelerden biri.