Zihnimi bazen ayarı tam oturmamış bir radyoya benzetiyorum. Karşımdakinin sesi net geliyor, sonra bir anda cızırtı başlıyor ve başka bir istasyon araya giriyor. Bir şarkı, bir anı, az önce gördüğüm bir reklam. Ayarı geri çevirdiğimde ise konuşma çoktan başka bir yere gelmiş oluyor.
Dinlerken dalıp gitmek, DEHB ile yaşarken ilişkilerimde en çok utandığım şeylerden biri oldu. Çünkü dinlemek, sevdiğin birine verebileceğin en temel şeylerden biri. Bunu verememek ya da yarım vermek, içimde hep bir eksiklik duygusu bıraktı. Bu yazıda bu eksiklikle barışmayı değil, onunla birlikte daha iyi dinleyebilmeyi anlatıyorum.
Kısaca: DEHB'de dinlerken dalıp gitmek, dikkatin bir kelimeye, sese ya da iç düşünceye kolayca kaymasından kaynaklanır ve çoğu zaman ilgisizlik değildir. Ortamı sadeleştirmek, ellerini meşgul etmek, duyduğunu özetlemek ve kaçırdığında dürüstçe geri dönmek gerçekten dinlemeyi kolaylaştırır.
Dinlerken dalıp gitmek neden oluyor?
Bende dalıp gitmenin birkaç tanıdık tetikleyicisi var. Bunları fark etmek, en azından ne zaman daha dikkatli olmam gerektiğini bilmemi sağlıyor.
- Tetikleyici kelimeler. Karşımdaki bir yer adı, bir yemek ya da bir film adı söylediğinde zihnim o kelimeye takılıp kendi yoluna gidebiliyor. Cümlenin geri kalanı ben dönene kadar akıp gidiyor.
- Uzun ve tek düze anlatımlar. Bir hikâye çok ayrıntılı ve yavaş ilerlediğinde dikkatim tutunacak bir şey bulamayıp başka bir yere kayıyor.
- Ortamdaki uyaranlar. Arka planda açık bir televizyon, yan masadaki konuşma, telefonun ekranındaki bildirim... Hepsi aynı anda dikkatimi çekmeye çalışıyor.
- İç ses. Bazen dışarıda hiçbir şey olmuyor ama içimde bir düşünce zinciri başlıyor. Yapmam gereken bir iş, az önce yaşadığım bir an, bir endişe.
- Duygusal yük. Konuşma gergin bir konuya geldiğinde zihnim kendini korumak için kaçabiliyor. Bu kaçış bilinçli değil ama sonucu karşımdakine ilgisizlik gibi görünüyor.
DEHB'de dikkatin düzenlenmesinin farklı çalıştığı genel olarak biliniyor. Yani mesele dikkatin hiç olmaması değil, istediğim yerde tutamamam. İlginç bir konuda saatlerce odaklanabildiğim hâlde sevdiğim birinin anlattığı sıradan bir günü kaçırabilmem bu yüzden. Bu çelişki karşı taraf için de kafa karıştırıcı olabiliyor: “Ama dizinin her ayrıntısını hatırlıyorsun!”
Dinliyormuş gibi yapmak: en yorucu alışkanlık
Uzun süre dalıp gittiğimi saklamaya çalıştım. Başımı salladım, uygun yerlerde “hı hı” dedim, son duyduğum birkaç kelimeden yola çıkarak tahmini cevaplar verdim. Bazen tuttu, bazen tutmadı.
Tutmadığında durum daha da kötüleşti. Karşımdaki bana bir soru sorduğunda ya da az önce söylediği bir şeye atıf yaptığında, dinlemediğim ortaya çıktı. Bu da ona iki kat kötü hissettirdi: Hem dinlenmemişti hem de dinleniyormuş gibi kandırılmıştı.
Dinliyormuş gibi yapmak benim için de çok yorucuydu. Bir yandan dikkatimi toplamaya çalışıyor, bir yandan da kaçırdıklarımı saklamak için tetikte duruyordum. Sonunda fark ettim ki bu rol, gerçekten dinlemekten daha fazla enerji harcıyordu.
Bende işe yarayan dinleme alışkanlıkları
Kusursuz bir dinleyici olmadım ama bazı küçük alışkanlıklar dinlemeyi belirgin biçimde kolaylaştırdı:
- Ortamı sadeleştirmek. Önemli bir konuşmada telefonu ekranı aşağı bakacak şekilde bırakıyorum, mümkünse televizyonu kapatıyorum. Rakip uyaranlar azalınca dikkatim daha kolay kalıyor.
- Ellerimi meşgul etmek. Küçük bir nesneyle oynamak, bir kalemi çevirmek ya da kâğıda karalama yapmak bazen dinlememe yardım ediyor. Bu karşımdakine ilgisizlik gibi görünebileceği için önceden açıklamak iyi oluyor.
- Yan yana konuşmak. Göz göze uzun süre oturmak bende baskı yaratabiliyor. Yürürken ya da birlikte bir şey yaparken konuşmak, dinlemeyi daha doğal kılıyor.
- Kısaca özetlemek. Aktif dinleme dediğimiz şeyin en basit hâli: “Yani şunu diyorsun...” diye duyduğumu kendi cümlelerimle tekrar etmek. Hem dikkatimi konuşmaya bağlıyor hem de yanlış anlamaları erkenden yakalıyor.
- Soru sormak. Merak ettiğim bir şeyi sormak, zihnimin konuşmaya etkin biçimde katılmasını sağlıyor. Pasif dinlerken kaçmaya daha meyilliyim.
- Zamanı doğru seçmek. Çok yorgun ya da dağınık olduğum bir anda önemli bir konuşmaya başlamak yerine “Bunu dinlemek istiyorum ama şu an tam burada değilim. Yarım saat sonra konuşabilir miyiz?” demek.
Son madde benim için çok önemliydi. Dinleyemeyeceğimi bildiğim bir anda dinliyormuş gibi yapmak yerine, dinleyebileceğim bir zaman önermek karşımdakine daha saygılı geliyor.
Karşı taraf neye yardım edebilir?
Dinlemek iki kişilik bir iş ve karşı tarafın küçük ayarlamaları da çok fark yaratabiliyor. Önemli bir şeye başlamadan önce “Şimdi sana önemli bir şey anlatacağım” demek, benim zihnimde bir zil çaldırıyor. Uzun bir konuyu birkaç parçaya bölmek, her parçadan sonra kısa bir soluk vermek de dinlememi kolaylaştırıyor.
Pratik bilgiler için, mesela bir buluşmanın saati ya da bir adres, sözlü söylemenin yanında kısa bir mesaj atmak da çok işime yarıyor. Bunlar beni çocuk yerine koymak değil; aynı bilgiyi iki kanaldan almak sadece daha sağlam bir köprü kurmak. Bu ricaları dile getirmek bana başta mahcubiyet verdi ama yakın çevrem çoğu zaman memnuniyetle karşıladı. Çünkü onlar da dinlendiklerini hissetmek istiyorlardı.
Kaçırdığında dürüstçe geri dönmek
Bütün bu alışkanlıklara rağmen hâlâ dalıp gidiyorum. Fark, artık bunu saklamamak.
Bir şeyi kaçırdığımı fark ettiğimde şöyle diyorum: “Bir an dalmışım, son kısmı tekrar anlatır mısın?” İlk zamanlarda bunu söylemek çok zordu. Karşımdakinin kırılacağından, sinirleneceğinden korkuyordum. Ama çoğu zaman olan şey tam tersi oldu. İnsanlar, dinlemediğim hâlde dinliyormuş gibi yapmamdansa dürüstçe sormamı tercih etti.
Bunun bir sınırı da var elbette. Aynı konuşmada beş kez tekrar istemek, karşımdakini yorabilir. O yüzden sık sık dalıyorsam bunu bir işaret olarak alıyorum: Ya ortam uygun değil, ya ben yorgunum, ya da konuşma için başka bir zaman lazım.
Dinlemek sadece duymak değil
Bir noktada şunu da fark ettim: Dinlemek sadece her kelimeyi kaydetmek değil. Bazen bir cümleyi kaçırsam da karşımdakinin ne hissettiğini yakalayabiliyorum. Ve bazen her kelimeyi duysam da asıl söylenmek isteneni kaçırabiliyorum.
Gerçekten dinlemek, karşımdakinin o an neye ihtiyacı olduğunu merak etmek demek. Çözüm mü istiyor, sadece duyulmak mı? Bunu sormak bile, ayrıntıları kaçırdığım anlarda bile dinlediğimi gösteriyor. “Şu an benden fikir mi istiyorsun, yoksa sadece anlatmak mı istiyorsun?” sorusu, ilişkilerimde en çok işe yarayan sorulardan biri oldu.
Kendi dikkatimin nasıl çalıştığını konuşmak da karşımdakine iyi geliyor. “Seni dinlerken bazen dalıyorum, bu seninle ilgili değil. Ama önemli bir şey söyleyeceksen bana önceden haber verirsen daha iyi dinlerim” demek, ikimizin de beklentisini netleştiriyor.
Son bir şey
Dalıp gitmek beni kötü bir dinleyici yapmıyor; sadece dinlemenin bende farklı yollardan geçtiğini gösteriyor. Ben de bu yolları tanıdıkça, sevdiğim insanlara daha çok orada olabiliyorum.
Bugün biri sana bir şey anlatırken dalarsan, kendine kızmak yerine geri dön. Bir soru sor, bir özet yap, gerekirse tekrar iste. Geri dönmek, hiç gitmemekten çok daha insani bir şey.