DEHB ve unutkanlık: unutmak sevmemek demek değil

DEHB ve unutkanlık ilişkide neden bu kadar kırıcı olabiliyor? Unutmanın ardındaki zihni, karşı tarafın hissini ve bende işe yarayan adımları anlatıyorum.

· · 5 dk okuma

Unuttuğum şeylerden bir müze kurulsaydı, oldukça kalabalık olurdu. Geri aramayı unuttuğum telefonlar, dönüş yolunda alınacak şeyler, bir arkadaşımın bana anlattığı önemli bir sınavın tarihi, “bunu sakın unutma” diye vurgulanmış bir rica. Her birinin önünde küçük bir etiket: “Önemsiyordu ama unuttu.”

DEHB ve unutkanlık arasındaki bağı ilk fark ettiğimde biraz rahatladım, biraz da hüzünlendim. Rahatladım çünkü kötü niyetli olmadığımı biliyordum. Hüzünlendim çünkü bunu bilmek, karşımdakinin kırgınlığını ortadan kaldırmıyordu. Bu yazı o ikisinin arasında, unutmanın ilişkilerde bıraktığı izlerle ilgili.

Kısaca: DEHB'de unutkanlık çoğu zaman ilgisizlikten değil, bilginin çalışma belleğinde tutunamamasından kaynaklanır. Ama karşı taraf için unutulan şey “önemsenmiyorum” mesajı taşıyabilir. Bilgiyi dışarıya yazmak, hatırlatma yükünü üstlenmek ve unuttuğunda gerçek bir onarım yapmak ilişkiyi korur.

DEHB ve unutkanlık: neden bu kadar sık oluyor?

Ben uzman değilim; sadece kendi zihnimi uzun süre gözlemlemiş biriyim. Ama genel kabul gören bir şey var: DEHB yürütücü işlevleri etkiliyor ve çalışma belleği de bunlardan biri. Çalışma belleği, bilgiyi kısa süreliğine aklında tutup kullanmanı sağlayan bir tür masaüstü gibi. Bende o masaüstü küçük ve rüzgârlı bir yerde duruyor.

Biri bana bir şey söylediğinde o an gerçekten duyuyorum. Hatta “tamam, hallederim” diyorum ve bunu içtenlikle söylüyorum. Sonra telefon titriyor, aklıma başka bir şey geliyor, odadan çıkıyorum. O bilgi kalıcı bir rafa konmadan masadan uçup gidiyor.

Bir de “göz önünde değilse yok” durumu var. Görmediğim şey benim için kısa sürede silikleşiyor. Takvimde yazılı olmayan bir buluşma, buzdolabına yapıştırılmamış bir not, açıkta bırakılmamış bir fatura... Zihnimin içinde bir yerde duruyorlar ama ben onlara ulaşamıyorum. Zamanı hissetmekte zorlanmak da bunun üstüne ekleniyor: “Haftaya” dediğim şey, kafamda hep çok uzakta duruyor, ta ki geçip gidene kadar.

Bir şey daha fark ettim: Stresli, uykusuz ya da çok kalabalık günlerde unutkanlığım belirgin biçimde artıyor. Zihnim zaten dolu olduğunda yeni bir bilgiye yer açamıyor. Bu yüzden yoğun dönemlerde hatırlatıcılara daha da sıkı tutunuyorum.

Unutulan şey küçük, kırılan şey büyük

İlişkilerimde fark ettiğim en acı şey şuydu: Unuttuğum şey çoğu zaman küçüktü ama karşımdakinde kırılan şey büyüktü. Çünkü unutulan şey sadece bir bilgi değil, bir mesaj taşıyordu.

Bir sevdiğinin önemli bir gününü sormayı unuttuğunda, o kişi bunu “aklında değilim” diye okuyabiliyor. Üç kez söylenmiş bir ricayı dördüncü kez unuttuğunda, karşındaki “sözlerim havaya gidiyor” hissine kapılıyor. Her tekil olay affedilebilir görünüyor ama birikince bir örüntüye dönüşüyor ve örüntü bir hikâyeye: “Beni dinlemiyor, beni önemsemiyor.”

Bu hikâyeyi duymak bana başta haksızlık gibi gelirdi. “Ama ben seni önemsiyorum!” diye itiraz ederdim. Zamanla şunu anladım: Karşımdakinin hikâyesi benim niyetimden değil, deneyiminden doğuyordu. Ve deneyimi gerçekti.

Karşı tarafın gördüğü ile benim yaşadığım

Bazen aynı olayı iki farklı pencereden görmek, konuşmayı kolaylaştırıyor. Yakın biriyle konuşurken bunu yazıya döktüğümüz bir an oldu ve ikimize de çok şey anlattı:

  • O görüyor: Söylediği şey unutulmuş. Ben yaşıyorum: Onu duyduğum anı net hatırlıyorum ama sonrası tamamen boş.
  • O görüyor: “Hallederim” dedim ve halletmedim. Ben yaşıyorum: Hallederim derken gerçekten niyetliydim; niyetim bir sonraki dakikaya taşınamadı.
  • O görüyor: Hep o hatırlatmak zorunda. Ben yaşıyorum: Hatırlatıldığımda hem minnettarım hem de utanıyorum.
  • O görüyor: Aynı şey tekrar tekrar oluyor. Ben yaşıyorum: Her seferinde bu kez farklı olacağına inanıyorum.

Bu listeyi yazmak kimseyi haklı ya da haksız çıkarmadı. Ama ikimiz de diğerinin penceresinden bakabildik. Bence ilişkide unutkanlığı konuşmanın en iyi yolu bu: Kimin haklı olduğunu değil, ikinizin de neyi yaşadığını konuşmak.

Unutkanlığın ilişkiye yükünü hafifleten şeyler

Unutkanlığı sıfırlayan bir yöntem bilmiyorum. Ama yükünü hafifleten, karşımdakinin bende bir çaba görmesini sağlayan alışkanlıklar var. Benim denediklerim:

  1. Beynim depo değil, kapı. Duyduğum her önemli şeyi o an bir yere yazıyorum. “Sonra yazarım” dediğim şeylerin çoğu kayboluyor, o yüzden konuşmanın ortasında bile “Bir saniye, not alıyorum” diyorum.
  2. Hatırlatıcıyı hemen kurmak. “Cuma günü ara” dendiğinde cuma günü için alarmı o an kuruyorum. Saatini de belirliyorum, çünkü “cuma” bende bütün gün boyunca hiç gelmeyen bir an.
  3. Görünür yerler. Kapının önüne bırakılan bir eşya, aynaya yapıştırılan bir not. Gözümün önünde olan şey aklımda da kalıyor.
  4. Tekrar edip onaylamak. Bir rica geldiğinde onu kendi cümlelerimle tekrar ediyorum. Bu hem anlamamı sağlıyor hem de karşımdakine gerçekten dinlediğimi gösteriyor.
  5. Ortak bir takvim. Önemli tarihler, buluşmalar ve sözler ortak bir yerde durunca hatırlatma kişisel bir uyarı olmaktan çıkıyor.

Burada önemli bir ayrıntı var: Bu araçları karşı tarafın kurmasını beklemek yerine benim kurmam. Hatırlatma yükünü ona bırakırsam, onu ilişkinin yöneticisine çevirmiş oluyorum. Yükü kendime aldığımda, unutsam bile çaba gösterdiğimi görebiliyor.

Karşı taraf neye yardım edebilir?

Yine de bu bir takım işi ve karşı tarafın küçük katkıları çok fark yaratabiliyor. Önemli bir şeyi koridorda geçerken değil, göz göze gelerek söylemek. Sözlü ricaları kısa bir mesajla da iletmek. “Bunu not aldın mı?” diye nazikçe sormak. Bunlar beni çocuk yerine koyan şeyler değil; aksine, ikimizin de aynı hedefe yürüdüğünü hissettiren küçük köprüler.

Önemli olan bu katkıların bir denetime dönüşmemesi. Bir rica ile sürekli kontrol arasındaki çizgiyi birlikte konuşmak, kimin neyi üstleneceğini açıkça belirlemek ikimizi de rahatlatıyor. Ben kendi sistemimi kurarım, o da önemli şeyleri yazılı iletir; kimse diğerinin hafızası olmak zorunda kalmaz.

Unuttuğunda: suçluluk sarmalından çıkmak

Bütün bu araçlara rağmen yine unutuyorum. İnsan olmanın, DEHB'li olmanın bir parçası bu. Asıl mesele unuttuktan sonra ne yaptığım.

Eskiden unuttuğumu fark ettiğim an içimde bir utanç dalgası yükselirdi. Bu dalga beni ya aşırı özür dilemeye ya da savunmaya iterdi. İkisi de işe yaramıyordu. Aşırı özür karşı tarafı beni teselli etmek zorunda bırakıyor, savunma ise kırgınlığını yok sayıyordu.

Şimdi daha sade bir yol deniyorum. Önce unuttuğumu kabul ediyorum, sonra onun nasıl hissettiğini duyuyorum, en son da telafi için ne yapacağımı söylüyorum. “Unuttum, bunun seni üzdüğünü görüyorum, şimdi şunu yapıyorum.” Bu üç adımlık cümle, saatlerce süren tartışmalardan daha çok şey onardı.

Unutkanlık hayatını ve ilişkilerini ciddi biçimde zorluyorsa, bunu bir psikiyatrist ya da psikologla konuşmak da değerli. Yalnızca ilişkide değil, iş ve günlük hayatta da yükü hafifletecek yollar bulmana yardım edebilirler.

Son söz

Unutmak sevmemek demek değil. Ama sevmek, unutulanı onarmak için çaba göstermeyi de içeriyor. Ben bu ikisini aynı anda taşımayı öğreniyorum: Kendime karşı şefkatli, karşımdakine karşı sorumlu olmayı.

Eğer bugün bir şeyi unuttuysan ve içinde o tanıdık utanç büyüyorsa, bir nefes al. Tek bir telafi cümlesi kur. Ve bir sonraki sefer için küçük bir hatırlatıcı ekle. Bu kadarı bile çok şey.

Sık sorulanlar

DEHB'li insanlar neden bu kadar çok şey unutuyor?

DEHB'de çalışma belleği ve dikkatin yönlendirilmesi farklı çalışabilir. Bu yüzden bir bilgi o an duyulsa bile kalıcı bir yere kaydedilmeden kaybolabilir; bu, önemsememekle aynı şey değildir.

Unutkanlık bir ilişkiyi bitirir mi?

Tek başına bir ilişkiyi belirlemez ama tekrarlandıkça kırgınlık birikebilir. Açık konuşmak, hatırlatma yükünü paylaşmak ve unutulduğunda gerçek bir onarım yapmak bu birikimi azaltabilir.

DEHB'deki unutkanlık için ne yapılabilir?

Bilgiyi hemen dışarıya yazmak, görünür hatırlatıcılar ve ortak bir takvim gibi araçlar pek çok kişiye yardım ediyor. Unutkanlık günlük hayatı ciddi biçimde zorluyorsa bir psikiyatristle görüşmek de iyi bir adım olur.

Bu yazı kişisel deneyime dayanır, tıbbi tavsiye değildir. Tanı ve tedavi için bir psikiyatriste ya da doktora danış.

Bunlar da ilgini çekebilir